Nüktedan : İlimsiz Alim Ne Ala Muallim (17)

   Halife Hz. Osman zamanın da bir daha devreye giren Usame, mescidin önüne masayı kurdu ve bir daha çevreye duyuruldu “Kimin elinde Kur’an nüshaları varsa getirsin!” Yine getiren getirdi, getirmeyen getirmedi ve getirilenlerden bir Kur’an tekmil edildi ve onlar bir Mushaf haline tasnif edildi, diğer geri kalanlar yakıldı veya yok edildi. Şimdi burada sormak gerekmiyor mu? Daha önce Halife Hz. Ebubekir zamanında tanzim edilen Mushaf’ın ne eksiği vardı? O ne oldu, oda Rasulûllah’ın Hafsa validemize teslim edip sandığa konup kilitlenip bir daha kendisinden söz edilmediği gibi, ondan da söz edilmiyor. Sonra, bu çalışmanın bir teşkil heyeti yok, bu çalışmaya kimler karar veriyor ve bu karar merciinde kimler var belli değil! Usame bu işi yalnız başına mı yapıyor? Öyle veya böyle Usame’nin tasnif ettiği ikinci Mushaf nerede ona ne oldu? Usame’nin bu tasnif ettiği Mushaf’tan sonra 4-5 adet daha çoğaltılarak bazı bölgelere gönderiliyor. Yemen, Şam, Küfe gibi önemli beldelere, ancak bu Mushafları kimler yazıyor, kimler kontrol ediyor, kimlerin eliyle kimlere veriliyor, kayıt-kuyut yok. Malum ve mevcut müktesebata göre Hz. Rasulûllah vahyini aldığı ayet ve sureleri yazdırdığı deriler, kemikler, taşlar ve tahtalardan bir tane olsun korunup zamanımıza ulaşmamış, Kutsal emanetlerin içinde böyle bir nesne yok. Ama sakalından kıllar bile var, dünyanın her tarafına dağıtılmış, ihtimamla korunuyor ve ne kadar Rasulûllaha ait olup-olmadığı da meçhul! Herhangi bir kaydı yok. Kandil gecelerinde ve Ramazan ayında insanlara merasimle öptürülüyor. Bunun dinen ne ölçüde bir meşruiyeti vardır ve bu bir fetişiz değil midir? Neyse onu da geçelim. Halife Hz. Osman’ın mülâyemeti, yumuşak ve çok müsamahakâr tutumu dolayısıyla yönetiminde istismarcıların uygunsuz davranışları ayyuka çıkıyor. Bu nedenle dedikodular çoğalıyor Emevi aşiretinin önde gelen Ümeyye Oğulları, devlet yönetiminde köşe başlarını tutuyorlar. Keyfi davranışlar, haksız görev dağılımları, görevlerde suiistimaller haddini aşıyor ve Hz. Osman çok zor günler yaşıyor ve yönetimden zafiyetler günden güne artıyor ve önü alınamayan fitne-fücur sonucunda Hz. Osman katlediliyor. Bu olaydan sonra ortalık çok büyük bir karışıklığa sebep oluyor ve Müslümanlar bölük-pörçük oluyorlar, cephelere ayrılıp karşılıklı savaş hazırlıkları yapmaya başlıyorlar. Bu hengamede bazı çatışmalar başlıyor.

   Bu cepheleşme ve savaşlardan tarihler uzun-uzadıya bahsediyorlar. Biz onların detaylarına girip, teferruatlarına inmeyeceğiz. Kur’an merkezli çalışma, düşünme ve hareket etme amaçlı olarak konuya ve olaylara bakmaya çalışacağız. Çünkü devletin kurulmasına, inkişaf edip bütün dünyaya yayılmasına sebep olan, kaynaklık eden ve hükmünün yürürlüğünü sağlayan temel faktör ve gerçek güç Kur’an’dır. Lâkin bu en önemli temel kaynak nedense, gelişmelerin başvurulması, merkeze alınması, sorunların çözümünde ona gidilmesinin önü hep kesilmiş, ihtilâfların önlenmesi için ona müracaat edilmemiştir. Hâlbuki onun manevi gücü sayesinde bu noktalara gelinmiş, ama sıkışınca kimse ona gitmemiş ve onu ihtirasının gerçekleşmesi uğruna kullanmaktan da çekinmemiştir. Örneğin, Muaviye’nin Sıffin Savaşında Kur’an sayfalarını mızrakların ucuna takıp, kendince karşı tarafı Kur’an-a çağırmıştır. Ama, ne Hz. Ali, ne Hz. Aişe Validemiz ve ne diğerleri, gelin birde Kur’an-a bakalım o diyor dememiştir. Hepsi kendince haklı ve bu inanç ve iradeyle karşılıklı birbiri ile savaşmışlardır. Hani İcmâi Ümmet nerde, neden icma etmemişler? Dökülen kanların ve katledilen insanların haddi var hesabı yok. Şafi Mezhebinin kurucusu Muhammed bin İdris, bizim kılıçlarımız onların kanlarına bulaşmadı, şimdi onları konuşup da dillerimizi onların kanlarına bulaştırmayalım demişmiş. İyi de gerçekleri bilip doğru bilgi sahibi olmamız ve yanlışlardan da dersler çıkarıp o durumlara düşmememiz için hiç mi bir çaba sarf etmeyeceğiz? Onları suçlamak ve yargılamak bizim işimiz değil elbet ve ona da bakmıyoruz. Ama meseleleri temellendireceğimiz kurtuluş rehberimiz olan Kur’an, bütün bunların ışık kaynağı olmalı ve önce ona gidip bir çare aranmalı değil midir? Yüce Allah biz kullarına, Kur’an-ı bunun için bir hidayet rehberi olarak gönderdi. Bu noktadan hareketle, onu esas almamız birinci vazifemizdir. Bu nedenle, o ilk Kur’an nesli olanlar, böyle bir ortamda Kur’an’la sınavdan geçirilmişler. O zaman, onlardan bize örneklik ve derslik ne kalmış, onları Kur’an adına bilmemiz gerekmektedir bunu da Kur’an’dan öğreneceğiz. Ancak, Kur’an adına zamanımıza kadar gelen birçok müktesebatın doğruluğuna inanamıyorum.    

   Evet, adım adım dikkat edildiğinde görülecektir ki, Kur’an mehcür kalmaya doğru gitmektedir. Oysa her zaman, her yerde Kur’an önde baş tacı olması gerekmektedir. Çünkü ihtilâflar baş gösterince ona müracaat edilecek, çareler ve çözümler onda aranıp bulunacaktır. Yüce Allah’ın emri böyle, ama bu emir pek tutulmuşa benzemiyor. Meselâ, Halife Hz. Osman’ın yönetimi esnasında dedikodulara sebep olan olaylar, Kur’an hakem yapılıp çözüme kavuşturulması için teşebbüs eden yok ve hatta  bu konu da hiç söz bile edilmiyor. Çünkü böyle bir şeye kalkan her hangi birinden bile bahsedilmiyor. Kur’an-ın rehberliği, kılavuzluğu kimsenin aklına bile gelmiyor. Tam tersine eski cahiliye âdet ve inançları harekete geçip, mal, mansıp peşine düşmeler başlıyor. Devleti ele geçirme çalışmaları günden-güne hız kazanıyor, kimsenin Kur’an-a başvurmak aklına bile gelmiyor. Hâlbuki, Yüce Allah Kur’an-ın da Âli-İmran suresi 103’cü ayetinde şöyle buyuruyor: “Topluca Allah’ın ipine(Kur’an-a) sımsıkı sarılınız, ayrılığa düşmeyiniz, Allah’ın size olan nimetini hatırlayınız; hani birbirinize düşmandınız da, O kalplerinizi kaynaştırdı ve O’nun lütfu ile kardeş oldunuz. Ateşli bir çukurun kenarındayken, ondan sizi kurtardı. İşte Allah, ayetlerini size böyle açıklıyor ki doğru yolu bulasınız.” Evet, işte bu ayet böyle bir durumlar için, ama dönüp bakan yok. Hz. Osman’ın şehit edilmesiyle, Hz. Ali bir tarafta, Muaviye karşı tarafta ona karşı bir cephe oluşturmuş. Hz. Aişe Validemiz ise her iki sene de karşı bir cephe oluşturmuş savaşıyorlar. Tarih bunlarla ilgili olayları farklı düşünce, inanç anlayış ve tarafgirliklerle enine, boyuna anlatıyor. Herkes kendine göre haklı, ama dikkat edin hiç biri Kur’an-ı hakem yapmıyor. Ama Yüce Allah Nisa suresi ayet 59’da şöyle buyuruyor: “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin; Elçiye ve sizden olan emir sahiplerine de itaat edin. Bir konuda anlaşmazlığa düşerseniz Allah’a ve ahirete inanıyorsanız onu Allah’a ve Elçiye götürün. Bu (tutum) hem hayırlı olandır hem de sonuç itibariyle daha güzeldir.” Demek ki, Kur’an-ı hakem yapmak gerekmektedir. Ne yazık ki, Rasulûllahın vefatından sonra durum değişmiş ve eski cahiliyet saplantıları birer-birer nüksetmeye başlamıştır. Emevi hanedanlığına mensup Ümeyye oğulları Müslümanların liderliğini siyasi entrika uzmanlıklarıyla ve bu alanda başarılı olanları da yanlarına alarak sağladıkları birliktelikle devleti ele geçiriyorlar. Sonuçta, Ebu Süfyanoğlu Muaviye Halifeliğini ilân edip Emevi Devletinin temelini atıyor. LEBİD

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nüktedan - Mesaj Gönder

# Allah

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Söke'nin en büyük sorunu nedir?