Tefekkür : Tecrübe, Ders ve İbret Almak

   İnsan, sahip olduğu imkânlara ve içinde yaşadığı ortama göre, toplum içinde yoğrularak olgunlaşır ve bir kişiliğe ulaşır. Her insanın ömrü hayatında yaşamını etkileyen unutulmaz bir takım olaylar hafızasında yer eder, zaman zaman onu tetikleyen hareketlerle karşılaşınca duygulanır. Bir anda o ânın yaşandığı geçmişe gider ve içinde garip bir his uyanır, olayın mana ve mahiyetini gören hüzünlenir veya sevinçli bir haz duyar. İnsanın karakterini ve ahlâkını şekillendiren bu geçmişi çağrıştıran olaylar, önemli ve yerine göre de değerli tecrübelerdir. Bu tecrübelerden dersler çıkaran ve bu derslerle olaylara bakan, değerlendiren insanlar hayatlarında çok fazla yanlış yapmazlar. Yaradan’ın fıtratına koyduğu o güzel hasletleri bunlarla şekillendirirler, dolayısıyla toplum içinde saygın bir kişilik sahibi olurlar. Ancak, bunun 90 derece tam aksi olanları da vardır, bunları da unutmamak gerekir. Çünkü dünya bir zıtlıklar âlemidir. İyiler, kötüler, güzeller, çirkinler, doğrular ve yanlışlar yan-yana veya karşı-karşıya olabilirler. Çünkü dünya hayatı böyle bir ortamdan oluşmaktadır. Ama önemli olan iyiyi, güzeli ve doğruyu yaygınlaştırıp çoğaltmak ve böyle güzel bir ortam oluşturabilmektir. Dinimiz İslâm böyle bir ortamın oluşturulması için Allah’ın indinden inzal olmuştur. Bu dine mensubiyeti olan Müslümanlar böyle bir toplum oluşturmakla yükümlüdürler. Hayatında edindiği tecrübelerle, olaylardan çıkardığı derslerle ve aldığı ibretlerle iyi, güzel ve doğruların yaşanıp hakim olduğu bir cemiyetin kurulmasına o birikimleriyle katkıda bulunacak, hem kendisine ve hem de mümin kardeşlerine huzurlu ve mutlu bir dünya kurulmuş olmasını sağlayacaktır.

   Gayri-Müslimler böyle bir ortamı insanına karşılıklı menfaat kurallarını yasalaştırarak ve bu yasaları bireylere uygulattırarak yaşatmaktadır. Yapılan bir davranış yasa karşıtı veya topluma zararlıysa, o anda gerekli kuruma hemen iletiliyor. Müsamaha, imtiyaz, hadi canım sende! Bana ne, boş ver kimse demiyor. Kurumda, ihbarı aldığı andan itibaren hemen harekete geçiyor. Ayni yasaların bizde de olduğu söyleniyor, ama uygulanmadığı ifade ediliyor. Aslında bunlar bizim dini ve ahlaki kurallarımızdır. Bu hâlimizle dinimize ne kadar bağlı olduğumuzu gösteriyoruz. Gayri Müslimlerin yasalara karşı bu sadakatleri, yalnız dünyaları için ve kendi bireysel menfaatlerini korumak amacına yöneliktir. Yani, sadece ve sadece kendilerini düşündüklerinden dolayı böyle davranırlar. Kimse-kimseye bir çay ısmarlamaz, bir yudum ekmek ve su vermez ve kurumsuz, açıktan, sokakta herhangi bir kişiye yardımda bulunmaz. Belki diyeceksiniz onlar her şeyi yasalarla kurumsallaştırmışlar. Doğrudur, ancak bu kurumsal davranışlarıyla çok soğuk bir hayat yaşıyorlar. Sevgi, şefkat, merhamet, mülâyemet, duygusal hareket ve içten muhabbet ve samimiyet hepsi madde eksenli, kalpten ve gönülden uzak mesafelidir. Zaten, “Gönül” denilen mefhumun onların lügatinde yeri yoktur. Neyse, bizim için önemli ve gerekli olan bunlardan dersler çıkarmak, ahlâk ve karakterlerimize yakışır yasalarla bir takım kurumlar oluşturmak, olanları varsa, onları da hemen harekete geçirip çalıştırmaktır. Bunu da İslam’ın, insan ahlâkı çerçevesinde iman bilinciyle yapmaktır.

   İnsan hayatında tecrübe çok önemli bir birikimdir, yeri ve zamanı geldiğinden en iyi bir şekilde ondan yararlanmak akıllılık alâmetidir. Yoksa yaşanan o tecrübeleri sohbet toplantılarında ilginç hikâyeler adı altında dramatize ederek anlatmak değildir. Yani, yaşanan o tecrübelerden dersler çıkarmak ve o derslerden pratik hayatta yararlanmaktır. Biraz esprili olacak ama aldığı dersi yeri, zamanı geldiğinde değerlendiremeyen o dersten sınıfta kalmış demektir! Her mümin biliyor, bu dünya hayatı bir imtihandır, her olay bir derstir; imtihanı kazanmak için dersleri çalışıp iyi notlar alarak geçmek lâzım. Bundan 55 yıl önce idi bölgemizin bir yöresinde köyün birinde Ramazan ayı hocası olarak görev aldım. 20 Hanelik ufak bir köy, yıllar olmuş köyde ezan okunmamış. 2. Sultan Hamit Han çevreye nazır küçük bir cami yaptırmış, ama cami içine giriş kapısının önü bile hayıtlarla kaplanmış. Bu manzaradan belli ki camiye girilmemiş ve hiçte bakım görmemiş. Bu manzarayı görünce çok üzüldüm, ancak kararımdan da vazgeçmedim. Önce, bütün köylüye geldiğimi bildirmek için ikindi vakti idi, caminin yanında iki ulu çınarın arasında gürül gürül akan çeşmenin üstüne çıkıp bir ikindi ezanı okudum. Olayın esas ilginç yanı burası, ezanı, köyün her yerinden duyulabilecek hakim bir noktada okudum. Ezanı duyanların kimisi pencereye, kimisi kapıya ve kimisi de evin avlusuna çıktı, bana bakıyor. Yakın olanların yüzlerinin güldüğünü, heyecanla ve sevinçle ezanı dinlediklerini görüyor ve hissediyordum. Uzakta olanların da el salladıklarını gördüm. İşte, hayatımda o olayı ve manzarayı hiç unutamıyorum. Benim için çok önemli ibretlik bir tecrübe ve unutamadığım bir ders olmuştu. Haftaya görüşmek dileğiyle esen kalınız. Allah’tan, Kurban Bayramınız Kutlu olsun ve mutlu geçsin temennisiyle.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Uluçay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Söke'nin en büyük sorunu nedir?