Nüktedan : İlimsiz Alim Ne Ala Muallim (18)

   Aziz okurlarım, yukarıdaki başlığı görünce bazılarınızın garipsediğini, bazılarınızın tebessüm ettiğini ve bazılarınızın da beni kınadığını tahmin ediyorum. Ama ne olur yanlış anlamayın, benim okuyup da öğrendiklerimi siz bilseniz, inanıyorum ki bana hak vereceksiniz. Belki ifade etmeye çalıştıklarımı az bile bulacaksınız. Çünkü, ele aldığımız konu Kur’an ve ondan kopuşumuzun hazin serüvenidir. Bu nedenle öyle bir şeyle sorumlu ve yükümlüyüz ki, o bizim hayatımızın pınarı, var oluşumuzun can damarı, dünya ve ahiret hayatı kurtuluşumuzun biricik rehberi, her meselemizin çözüm kılavuzu, ruhumuzun tatmin iksiri kitabımız Kur’an’dır. O, insanlıkla başlayıp insanlıkla devam eden ve insanlıkla bir zamanın ve yaşamın başka bir zamana ve yaşama dönüşeceği bir sistemin sürüp gideceği ebedi yasalar mecmuası Kur’an’ı Mübindir. O bizim, iyi ve doğru anlayıp, iman etmemiz ve bütün benliğimizi uğruna vakfetmemiz gereken tek kıymet hükmü ve biricik ilâhi nimetimizdir. Ama bizi bu hayat kaynağından uzak tutmak, uzaklaştırmak için bu yolun ortasına ilk düşmanımız olan Şeytan oturmuş, yanlışları doğru, çirkinleri güzel, kötüleri iyi olarak göstermektedir. Bunu yaparken de onları süsleyip- püsleyip güzelleştirmekte ve cazip hâle getirip insanların beğenisine sunmaktadır. İşte iblis-şeytan insanlığın hayat kitabı olan Kur’an-ı da bu yolla insanlardan uzaklaştırmak için, insanların içinden kandırdığı insanlarla çalışıp yapmaktadır. Biliyorsunuz bu İblis, bizim düşmanımız olan şeytandır. Avanesiyle bunu, insanlara kutsallıklar vererek, dokunulmazlıklar ihdas ederek, dikkatleri Kur’an-ın üzerinden çekerek yapmaktadır. İnsanlık tarihi boyunca bu hep böyle olmuş ve olmaya da devam ediyor. Bu yolda şeytan ve avanesi öncelikle Allah’ın Rasullerini kullanmışlardır. Önce, onları dinde ortaklığa yönelterek, Allah buyuruyor! Peygamber de buyuruyor!.. İkilemli ifadelerle işe başlamışlar. Sonra peygamberleri tanrılığa çıkarmışlardır. Meselâ, Yahudiler ve Hıristiyanlar bu noktada en önde gidenlerdir. Onların içinden gelip Müslüman olduklarını söyleyenlerin bazıları, bu inançlarını Müslümanların içine taşımış ve çok Müslümanın da bu saçmalıklarla kafalarını doldurmuşlardır. Örneğin, Medine’de Yahudilerden ilk Müslüman olan Kâb’ul Ahbar, Vehebbih Münebbih ve Abdullah bin Selâm. Hıristiyanlardan da Temim ed dari ve İbni Cüreyc gibiler bu konuda önderlik etmişler, Kur’an’dan fazla Rasulûllahı öne sürüp, onun üzerinde  durmuşlar Kur’an’dan kopuşa kapı aralamışlardır.

   Nebi-Rasulümüz Muhammed Aleyhisselâmın vefatından sonra, onların bu etkinlikleriyle Araplar yavaş yavaş eski cahiliyet âdetlerine, inanış ve değer yargılarına dönmeye başlamışlar. Bu nedenle, Kur’an-ın yaşanan olaylarda başvuru mercii olması ve merkeze alınması noktasında İslâm tarihi ve Siyer kayıtlarında pek görünür olmamış. Hatta Rasulûllahın ve Halifelerinin Cuma ve Bayram Hutbeleri külliyatı diye bir birikim yok. Bunlar hutbelerini hep irticalen mi okumuşlar? Arap kültürünün genellikle sözlü olduğu ifade ediliyor. Ancak, şiir konusunda yazılı kültüre önem verdikleri ve birçok şairin yazılı divanları olduğu araştırmacılar tarafından ifade ediliyor. Çünkü Arap devlet yöneticilerinin saraylarında şairleri oluyormuş ve bu şairlerde en meşhurlarındanmış, devlet adamları bunlarla öğünürlermiş. Onların bu şiir aşkı ve merakı Kur’an-a bile sirayet etmiş, Kur’an-ın ayet bölünmelerinde şiir kuralları uygulanıp kafiye ve ses uyumlarına dikkat çekilmiştir. Bu konuda hayatlarını Kur’an-a adamış araştırmacılar bu hususta çok önemli ve dikkat çekici şeyler söylemektedirler. İlerde nasip olursa bunlardan detaylı bahsedeceğiz. Sözün özü, Arap kültüründe şiirin vaz geçilmez bir özelliği vardır. Ondan dolayı bu hengamede, Rasulûllaha methiye düzenler, naat yazanlar ve övgüde sınırı aşanlar çok olmuş ve halende oluyor. Oysa Kur’an-ın asıl metni, İlâhi vasfı, cihanşumûl özelliği, bütün zamanları, mekânları ve olayları kuşatıcılığı tartışmasız bir gerçektir. Ama anlamından ve amacından uzaklaştırılarak farklı bir noktaya çekmeye çalışılmıştır. Buna teşebbüs edilmesi Kur’an-ın anlaşılmasına yardımcı olmak düşüncesi ortaya atılarak yapılmıştır. Bu yolda bir de Rasulûllahın üzerinden oluşturulan hadis külliyatı müthiş ve muazzam bir müktesebat hâline getirilmiştir. Öyle ki, Hz. Rasul Yüce Allah’ın yanında dinde ikinci kaynak olmuştur. Oysa İslâm Dîni Tevhid dinidir, kaynağı tektir ve oda Kur’an’dır. Ama bir amaç var, Kur’an-ı Kerim insanlardan uzaklaştırılmak isteniyor. Buna ulaşmak için Hadis, dinin odak noktası, karar mercii ve insanın hayat kaynağı olan Kur’an-a, yedek bir başvuru kaynağı yapılıyor. İşin garibi rivayete dayanan Hadis Külliyatında öyle hadisler var ki, akla ziyan. Ama Ulemamız kendilerine göre İslâm Dinini temellendirirken “Kitap, Sünnet” deyip, Hadisleri dinin temel kuralları yapmış ve dinde ikinci kaynak olarak kabulünü sağlamıştır. Dolayısıyla, Hadis-i şerif  konusunda müthiş bir müktesebat oluşturulmuştur. Öyle ki, bu alanda uzmanlar ve Hadis rivayet etmek de rekor kıran üstadı azamlar, müştehit ve müceddit İmamlar çıkmıştır.      

   Bu alanda çalışanlar Kur’an’dan kopuşu hızlandırmış, arada oluşan boşluğu, Mezhep, meşrep ve Tarikat İmamları doldurmuş. İslâm adına bu gruplaşmalara Kur’an-ın zahiri ve bâtıni manası ihdas edilerek Müslümanlar bölük-pörçük edilmişlerdir. Bu bölünmeleri, parçalanmaları ve dağılmaları icat edenler, nispet yapar gibi bir “İcmâ-i Ümmet” kuralından bahsetmişlerdir. Çünkü İslâm Ümmeti tarihte hiçbir zaman icma etmemiş. Enteresandır, birçok engelin yanında bir araya gelinmemesi için rivayet ettikleri bir Hadisle, bu anlayışı bir muammaya dönüştürmüşler. Güya, Rasulûllah demişmiş ki, “Benden sonra Ümmetim 72 fırkaya ayrılacak, içlerinden bir tanesi kurtulacak, oda Fırka-i Naciye olacak!” Allah aşkına! Böyle bir bölünmüşlük içerisinde olan bir İslâm âlemi hiç mutlu olur mu ve bir araya gelir mi? Düşünün! Bir de gaybı Allah’tan başka kimsenin bilmediğini söyleyen Kur’an-a iman ediyoruz. Ama gaybı Peygamberde biliyor! Neyse, uzatmayalım ve saadete gelelim. Evet, Mezhepler diye İslâm âlemine dayatılan bir sistem var, amel ve inanç üzerine kurgulanmış. Bu sistem Kur’an da hangi delil ve belgeye dayanılarak tesis edilmiş? O imamların içerisinde hangisi ben bir mezhep kuruyorum iddiasında bulunmuştur? Aslında adamların böyle iddiaları ve çalışmaları olmamış. Bütün çaba ve çalışmaları Kur’an-ın üzerinde noktalama ve harekeleme yapanlara karşı durmaktır. Bunu Müslümanlara dayatan devlet adamlarına isyan etmişler. Bu tavırlarından ötürü de işkenceler çekmişler, hapislere atılmışlar ve bu dik duruşlar ölümlerine sebep olmuştur. Sonra onların bu direnişlerinin istismarı üzerinden kendilerine payeler çıkarıp çalışmalar yapanlar, işte bunlar, onlar adına o mezhepleri tesis etmişler.  O imamlar mert, samimi ve cesur insanlarmış haksızlıkların karşısında dimdik durmuşlar ve eğilmemişler. Allah onlardan razı olsun, Kur’an adına canla-başla mücadele vermişler. Diğer tarafta onlardan öğrendikleriyle saraylarda yaşayarak devlet adamlarına hizmet edenler, bakalım o İmamların ellerinden yarın ahirette nasıl kurtulacaklar!.. Çünkü onlar adına ihdas ettikleri mezhepleri, Kur’an-ın aslını noktalayıp topluma servis eden anlayışı bunlar meşrulaştırmışlar. Tek amaçları rahatları bozulmasın, devletten geçimleri devam etsin. Gerçi bu zihniyetin oturup yerleşmesi yine de kolay olmamış, toplumun içinden birçok kişi tepki göstermiş karşı durmuş ve haklı olarak tenkit edip eleştirilerde bulunmuştur. Hatta zaman- zaman büyük çapta direnişler olmuş, ama tarihi kayıtlara nedense girmemiş! Genelde düşünceler farklı noktalara kaydırılmış, öyle ki hiçbir meal ve tefsir yazarı Kur’an-ın asli (orijinal) metnini yazdığı kitabının karşı sayfasına olsun koyma cesaretini gösterememiştir. LEBİD     

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nüktedan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Söke'nin en büyük sorunu nedir?