KUR’AN-IN ORİJİMAL METNİ MÜZELERDE (19)

İnsanlık dünyada geçmişini araştırıyor, ne zamandan beri var ve varlığı nasıl başlamış? Dünya, gezegenler, güneş sistemi ve kâinat nasıl oluşmuş, ilk canlı, nerde ve nasıl doğmuş ve ne şekilde çoğalmış bunları araştırmış ve hâlâ araştırıyor. İnsan şimdiki bu hâline nasıl gelmiş, ne gibi aşamalardan geçmiş, aklıyla, geliştirdiği teknolojik âlet ve makinelerle ölçümler yapıyor, kendince bir takım teoriler üretiyor. Eski tarihi harabeleri kazıyor, buluntuları, insan kemikleri, eşyaları ve insanın yaptığı her ne olursa olsun âlet ve edevatları inceliyor. Duvarlara, taşlara, yazılanları, çizilenleri, çeşitli motif ve şekilleri inceleyip, araştırıyor, geliştirdiği ölçüm âletleri ve nesneleriyle bunların üzerinde testler yapıyor ve tarihler belirliyor. Elde edilenlerin doğruluk dereceleri tartışılır, karşı alternatifler geliştirilir, mukayeseler yapılır. Yani, uzun lafın kısası bir uğraş var ve bu süreç devam ediyor. Eski harabelerde yapılan yeni kazılarda, yeni veriler ve yeni buluşlar ortaya çıkıyor. Şimdi, burada durup bir düşünmemiz gerekmiyor mu? Yüce Allah Kur’an-ı Kerimi kitap olarak indirdiğini, Kur’an-ı Keriminde bildiriyor. Nebi-Rasulümüz bu Kur’an-ı vefatından önce birine emanet etmedi mi? Ettiyse kimdi o ve ondan sonra ne oldu? Bunu merak etmek bir insanın ve özellikle de bir müminin hakkı değil mi? Ayağına giydiği terliğini, sırtına giydiği hırkasını, kesip attığı sakalını ve ayak izini kutsal emanet olarak koruyup-kollamış ve şimdi “Kutsal Emanet” olarak ziyaret ediliyor da! Ondan kalan bir Kur’an nüshası neden yok? Neden muhafaza edilmemiş? Malûm, yazılan muktesebatta, bu Rasulûllahtan kalan Kur’an yazılı materyallerdir deyip, hani o derilere, tahtalara, kemiklere ve taşlara yazılan sureler ve ayetler nerde? Kâtiplerine yazdırmışmış, hani onlardan bir tane hatıra olarak olsun yazılmış bir kemik parçası olsun saklanmaz mı? Kesip attığı sakal kıllarını toplama hassasiyeti gösteren sahabeler, bir tane olsun kemiğe veya taşa yazılmış, işte bu da Hz. Rasulullahın filân kâtibine yazdırdığı, filân surenin filan ayetidir denecek bir hatıra neden saklanmamış?

Mâlûm muktesebatta Nebi Rasulümüz kâtiplerine yazdırdığı Kur’an materyallerini vefatından önce eşi Hafsa Hatun’a verip sandıkta kilit altında tutmasını söylemişmiş. Bir başka rivayette de odasında yatağının başucunda bulundurduğu ifade ediliyor. Ayrıca, birçok hafızın Kur’an ezberinde olduğundan bahsediliyor, güya böyle bir özel korumaya gerek yokmuş gibi bir teamülde dolaştırılıyor. Öyle, böyle veya şöyle hepsini geçiyoruz ve bu müktesebata inanmadığımızı ifade ettikten sonra bir daha soruyoruz: Nebi Rasulümüz kendisine vahyolunan Kur’an-ı kâtiplerine yazdırmış, acizane ben bu rivayete inanmıyorum. Çünkü, Kur’an-ın kendi içindeki ifadesiyle Rasulümüze yazılı kitap olarak indiğine inanıyorum ve bunun Halife Hz. Osman zamanında çoğaltılıp Mekke, Şam, Basra ve Yemen gibi çevre vilâyetlere dağıtıldığını kabul ediyor ve doğrusunun da bu olduğuna inanıyorum. Ancak, Rasulümüzün vefatına kadar yanından ayırmadığı ve o süreçten sonrada Hz. Osman’ın çoğalttığı o ilk nüshayı merak ettiğimi de önemine binaen bir daha vurgulamak istiyorum. Kur’an-ın serencamı bu minval üzere devam ederken, Hilâfet kavgaları da devam ediyor. Bu kavgalar devam ederken, Kur’an-ın da dünyayı etkileyen Ayet ve Sureleri de, insanlık hayatında büyük devrimler oluşturmakta idi. Çünkü, Kur’an zulmün, haksızlığın ve vahşetin karşısına, Allah adına hak ve adaleti, inançta tevhid ve Vahdaniyeti, amelde mükellefiyet, ehliyet ve dirayeti esas alan bir sistem ortaya koymuş ve bunu Rasulü Ekrem’iyle uygulatıp yaşatıyordu. Bu sistem insan fıtratına uygun olduğu için çevreye çabuk yayılmış ve dünyaya kendisini kabul ettirmişti. Ancak, insan bu dünyaya imtihan edilmek için getirildiğinden, hayatı boyunca çeşitli sınavlardan geçirilmektedir. Bu sınav sürecinde dünyaya fazla bağlanan, heva ve hevesine çokça kapılan insanlar ekseriyetten hiç düşmemiştir. Dolayısıyla, Kur’an-ın emir ve yasaklarına gerektiği gibi riayet etmeyip, bu itaatsizliklerini kamufle etmeye çalışmışlar ve Rasulûllahı istismar ederek onun üstünden dîne ikinci bir kaynak icat etmişler “Hadis-i Şerifler” adı altından muazzam bir Hadis Külliyatı tedvin edip oluşturmuşlar. Ayrıca, Kur’an üzerinde de farklı yorumlara tevessül ederek, amaçlarını gerçekleştirmeye çalışmışlar.

İşte bu hengamede Ebu Süfyan’ın oğlu Muaviye ile başlayan iktidar kavgası, Ümeyye Oğulları saltanatına dönüşmüştür. Dolayısıyla, İslam adına çok kötü örnekler bırakmalarına vesile olmuştur. Ebu Süfyan’ın Mekke fethine kadar Müslüman olmaması, Rasulûllaha karşı koyması ve sülâlesinin de aynı yolda olması yaşamlarındaki ihtirası kamçılamıştır. Bir de, kibirli hareket etmeleri de çok önemli etkenlerdendir. İnsanlara hükmetme ve mala-mülke çok düşkün olma, bunları kavmiyetçilik üstünlüğü ile yapma onlarda bir büyüklük kompleksi oluşturmuştur. Rasulûllahın sülâlesini kendi sülâlesinden aşağıda görmesi, bu nedenle Rasullüğün kendilerine verilmemesini kıskanmıştır. Meselâ, Mekke’de o kadar itibarlı, zengin, kültürlü, görmüş-geçirmiş, bir sözü iki edilmeyen, istediği gibi hareket etmekte serbest ve kimsenin bir şey diyemeyeceği, onların anlayış ve inancına göre büyük adamlar varken Rasullûğün yetim ve öksüz akrabalarının yanında büyümüş, hâlim, selim, kendi işiyle meşgûl kimseye otoriter bir ataklığı olmamış, kendi hâlinde dürüst, çalışkan birine verilmesini hazmedememişler. Onlar Sülâlecek bu özelliklerinden dolayı kendileri için emellerine ulaşmada Rasulûllahın sülâlesini hep engel görmüşlerdir. Hz. Muhammed Rasul olunca Risaletinin gereği kendisine verilen görev dolayısıyla Allah’ın Kur’an kitabıyla gönderdiği tebliğ hükümleri olan emir ve yasaklarını onlara bildirince isyan ettiler. Her hâliyle şirk içinde oldukları için Tevhid’e karşı çıktılar. İnsanlar üzerindeki baskı ve otoritelerine, haksız kazanç ve mazluma baskı ve zulüm yapmakta kendilerince bir mahsur görmemeleri, Allah’ın Kur’an ayetleriyle çeliştiğini görünce, hem Kur’an-a ve hem de Hz. Muhammed Rasulûllaha düşman oldular. Bu düşmanlıklarını da Hz. Muhammed Aleyhisselâmı öldürmeye kadar vardırdılar. Bundan dolayı Rasulûllah Allah’ın emriyle Mekke’den Medine’ye göç etti. Düşmanlıklar devam etti ve arada savaşlar oldu. Ebu Süfyan bu savaşlarda öncülük etti ve Mekke’nin fethi ile aralarında savaş sona erdi. Ama için için düşmanlıklar hiç bitmedi, ta ki Ümeyye oğulları iktidarı ele alıp Emevi devletini kurup, tahta oturup saltanatını sağlamlaştırasıya kadar bu husumet hep sürüp gitmiştir.      LEBİD

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nüktedan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Söke'nin en büyük sorunu nedir?