KUR’AN-IN ASLI ÜZERİNE MUAMLE

Kur’an-ın aslı/orjinâl metni müzelerde ve çok eski kütüphanelerde demiştik. Bunu, müze ziyaretleri yapanlar ve bu işle uğraşanlar gözleriyle görüp ifade etmektedir. Ayrıca bu konuda daha geniş çaplı araştırma yapanlar, o orijinal metinlerden kopyalama ve fotokopi çıkaranlar, hazırladıkları yeni çalışmalarla ortaya koydukları eserlerini teşhir ediyorlar. Bu konuda popüler manada ciddi çalışma yapan eski Diyanet İşleri Başkanlarından Sayın Tayyar Altıkulaç, örnek kişiliği ve çalışmalarındaki titizliği ile insanlığa büyük bir hizmet sunmuş. Elinde, Kur’an-ın asli metninden oluşturduğu bir orijinali var.  Ayni yolu izleyen daha pek çok araştırmacı var, çaba sarf etmektedir. Meselâ Sayın Ramazan Demir, engin Arapça bilgisi, keskin zekâsı, Kur’an ilminde idrak hikmeti taktire şayandır. Bu tabirimi bazı kişiler abartılı bulabilir, ama Kur’an-ı Allah kelâmı olmasındaki izah tarzı, en azından benim Kur’an gerçeği anlayışımı değiştirdi. Kur’an-ın kitap olarak inzal olması ve vahye olan imanımın yörüngesine oturmasına yardım etti. Dolayısıyla Kur’an-ı Kur’an’dan anlamak, Kur’an-ı anlamaktır. Yoksa, dışa sarkmak, Kur’an-ı anladığını sanmak yanılgısından kurtuldum. Çünkü, ben böyle elli sene yaşadım ve Kur’an-ı anladığımı sandım. Bu yolda olupta, birçok konuda bilgi sahibi ve tecrübede çok önemli mesafeler alan insanlar görüyorum. Hâlâ olayın idrakine varamamış, ama kendisini çok yukarıda ufuklarda, Kur’an-ın sırlarında bir takım keşifler yapmakta olduğunu ifade etmeye çalışıyor.

Evet, Halife Hz. Osman’ın zamanında Kur’an-ın aslından yapılan çoğaltılmış el yazması nüshalar, fethedilmiş ülkeler toplumlarına ulaştırılmış ve bunlarla müslümanların hiç problemleri olmamış. Ne zaman ki, Hilâfet kavgasında Ümeyye Oğullarından Hilâfeti ele geçiren Muaviye, hanedanlığını sülâlesi üzerine kurduğu saltanatını ilân etti. Eski şirk içinde yaşadıkları döneme dönmeye başladı ve bazı davranışlarıyla bunu ortaya koymaya yöneldi. Yanlışa devam edip ölümünden önce oğlu Yezid’i Halife naibi ilân etti ve Kur’an’daki ehliyet ve liyakate riayet etmedi. Oğlu, Kadercilik inancını hortlatmaya çalıştı. Bunu, Kerbelâ’da Hz. Rasulûllahın torunu ve 70 kişiyi katledip suçu kadere yükleyip, Allah bunu ezelde böyle yazmış, bende uyguladım. Benim suçum yok ne yapalım onların kaderleri böyle imiş diyerek, Kur’an’dan kopuşunun işaretlerini böylece alenen vermeye devam etmiştir. Yezid o dönemde bir salgın hastalıkta genç yaşta ölmüş, oğlu 2. Muaviye gelmiş oda 30-40 gün içinde ölmüş, onun oğlu Mervan gelmiş oda 9 Ay halifelik yapıp ölmüş ve onun oğlu 5. Halife Abdül Melik bin Mervan gelmiş. Mervan’a kadar geçen 24 yıllık dönemde iç karışıklıklar da hiç bitmemiş. Biz, bir tarih araştırması ve kitabı yazmıyoruz ve böyle bir çalışma yapmıyoruz. Bütün çalışmamız Kur’an-ı Mübinle ilgili, Nebi Rasulümüze inzali/inişi, bu konuda oluşturulan müktesebatın Kur’an-ı aslından farklı bir ortama çekilişini irdelemektir. Bunu yaparken, bu konuda rol alanlar ve bu rollerin aktörlerine dikkat çekmektir. Bu ortamda Kur’an-a yapılanların anlam ve amaçlarını iyi veya kötü niyet noktasından bakmaktır. Bilimsel manada öyle çok derinlere girmeden ve o konuyu ehliyet ve dirayet sahibi ilim ve bilim sahiplerine bırakarak, gayet açıkta ve net olarak görünen, bilinen somut gerçeklerden hareket edeceğiz. İfade etmeye çalıştığımız bu ortamda Emevi Devleti’nin ilk çeyreğinde başlamıştır. Buda Halife Abdülmelik bin Mervan dönemidir. Bu adam müthiş bir iktidar hırsı ve sönmeyen bir kavmiyet asabiyetiyle saltanat sevdasına ganimet desteği için her şeyi meşru gören kindar ve kibirli biriydi. Kendisinden önce Mekke, Medine ve çevresinde geniş bir alana hükmeden ve son zamanında da Halifeliğini ilan eden Abdullah bin Zübeyr vardı. Rasulûllahın Sahabilerinben Zübeyr bin Avam’ın oğlu olduğundan Ümeyye Oğullarını sevmeyen ve halifeliğini de tasvip etmeyenlerdendi. Halife Abdülmelik bin Mervan Zübeyr bin Abdullah’ı ortadan kaldırmak, Mekke ve Medine’yi onun elinden almak için ve kafasındaki tasarladığı hakimiyetini tam kurmak için kendince kurguladığı düşüncesini gerçekleştirmek amacıyla teşebbüse geçiyor. Şam’a bütün ordu komutanlarını topluyor ve hepsine tek tek soruyor. Mekke’ye ve Medine’ye saldırıp Zübeyri ortadan kaldıracak ve buralarını gaspedecek içlerinde biri var mı? Meşhur büyük komutanlardan hiç biri bunu kabul etmiyor, onları görevlerini gönderiyor. Söylediklerine harfiyyen uyacak ve kendisine kayıtsız-şartsız itaat edecek alt seviyeden bir komutan arıyor. Haccac Yusuf Essakafi isminde birini gözüne kestirip sarayına çağırıyor ve ona Valilik görevi veriyor ve onu yanına alıyor. Bu hengamede Halife Abdülmelik bin Mervan, Zübeyr’in hakimiyetinde olduğu Mekke’de Kâbe’ye giremediğinden Kudüste bir kâbe taklidi yaptırıp, insanların oraya gitmesini ve onun etrafında tavaf edilmesini istemiştir ve bunun için de halktan bazılarını zorlamıştır. Bazı muhafazakâr, yardakçı tarihçiler bunu kabul etmiyor, kraldan fazla kralcı geçinip o kadar da yapmamıştır diyorlar.

Ne diyelim yani, Muaviye’ye sahabi gözüyle bakan ve Hazret ifadesini kullananlar da var. Zaten bunlardan dolayı değilmidir ki, tarihi eleştirel akılla okuyacaksınız inancını işin uzmanı olanlar ısrarla tavsiye ediyorlar. Gerçi, Abdülmelik bin Mervan daha ileri gidip bunlarla da kalmıyor. Hz. Osman’dan intikal eden Kur’an-ı Kerimin aslını ele alıp, Haccac-ı Yusuf es Sakafiye emir vererek ilim ehlinden bir ekip oluşturmasını ve bu ekiple Kur’an-ı herkesin kolayca öğrenip okumasını sağlamak için!.. Ayetlerin noktalama ve harekeleme işlemlerini yaptırıyor. Bu çalışmada Haccac’ı görevlendirip, o dönemin önemli âlimlerinden Hasan Basri hazretleri başta olmak kaydı ile bir ekip oluşturuyor. Hasan Basri’nin Başkanlığında, Kur’an-ın noktalama işini Ebul Esved Eddüeli’ye, harekeleme işini de Nasf İbnü Asım ve Basralı İbnü Ma’mer’e verildiği rivayet ediliyor. Bu olayda önemli bir iddia daha var, bu işleri yapan  kişilerin bazıları Hz. Ali’nin talebeleri/öğrencileri olduğu da iddia ediliyor. Öyle ki, bu yapılanları insanlara daha rahat kabûl ettirmek için böyle bir politika güdüldüğü de ifade ediliyor. Ayrıca, Haccac-ı Yusuf Essakafi’nin bu konuda çok sert davranışlar sergilediğini, bu yapılanlara karşı gelenlere tehditler, eziyetler yaptığını ve birçok sahabiyi de katlettiğini tarihlerden okuyoruz. Dolayısıyla bu alanda hiç günahsız bir çok sahabeyi hiç gözünü kırpmadan öldüren Haccac-ı Yusuf es Sakafi, tarihte “Haccacı Zalim” olarak ün yapmıştır ve bu lâkapla tarih boyu anılır olmuştur. Biz de bundan sonraki onunla ilgili meselelerde sadece bu Haccacı Zalim lâkabını kullanacağız. Çünkü, onun yaptığı o zulüm ve haksızlıkların böyle anılmasını hak ettiğine inanıyoruz. Tabi ki, hak edenin hakkının karşılığını verecek olan Yüce Allah’tır. Halifesi olduğu Abdülmelik bin Mervan’la beraber yarın Mahkene-i Kübrada hep beraber bütün gerçekleri göreceğiz. LEBİD

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nüktedan - Mesaj Gönder

# ilan, Allah

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Söke'nin en büyük sorunu nedir?