KUR’AN-IN ASLI ÜZERİNE MUAMLE (21)

Kur’an, önceden, hâlden ve istikbâlden haber veren bir kitaptır. Şifresi “Lâ-ilâhe-İllâllah”tır. Muhammed Rasulûllaha kitap olarak inmiştir. Kendine özel şekiller çerçevesinde insanlara bir hidayet rehberi olarak Yüce Allah tarafından indirilmiştir. Anlatımı açık, anlaşılır Mübin bir kitaptır. Rasulûllah bu kitabı insanlığa tebliğ etmiştir, insanlar da bu tebligatı anlamış, iman eden olmuş, etmeyen olmuş. Ama, biz bu kitap ne diyor anlamıyoruz, aklımız almıyor diyen olmamıştır. Ancak, Rasulûllahın vefatından ve dört halifeden sonra iktidara gelen Ümeyye Oğullarından 5. Halife olan Abdülmelik bin Mervan, bu kitabı (Kur’an-ı) herkes öğrensin, anlasın! Mealinde bir çalışma yaptırmış. Bu Halife Emevi devletinde daha başka önemli icraatlarıyla da dikkat çeken bir zattır. Gücü, zoru ve iktidarı kendine ilke edinmiş ve amacına ulaşmak için ordunun içinden seçip aldığı Yusuf es Sakafi’yi vali yapıp, özel işlerinde istihdam etmiştir. Bu adam acımasızlığı, caniliği ve zulmüyle meşhur olup halk arasında “Haccac-ı Zalim” diye sonradan ün yapmıştır. İşte Halife Mervan bunu Kur’an-ın noktalanması ve harekelenmesinde görevlendirdi. Oda, yukarıda ifade ettiğimiz gibi seçtiği kişilerle bunu yaptı. Bu şekilde yazılan mushafları çevreye dağıtmaya başlayınca, itirazlar yapılmaya ve eleştirilere hedef olmaya başlandı. Bu Haccac-ı Zalim denilen adam, itiraz edenlere, karşı çıkanlara acımasızca davrandı. Eziyet etti, hapsetti, sürgün etti, kimilerini de katletti. Bununla da kalmadı, Mervan’ın emriyle Mekke, Medine ve çevresi Abdullah bin Zübeyr’in komutası altında olduğundan, insanlara Kâbe’yi ziyareti “Haccı” yasaklattı. Kudüs’de Kubbe-ı Sahra adıyla bir çatma kâbe, Haccac-ı zalime yaptırtıp insanların hacca oraya gitmelerini teşvik etti. Diğer taraftan Abdullah bin Zübeyr’i de ortadan kaldırmak için bir orduyla Mekke’ye saldırttı. Haccac, Mekke’yi talan edip, Kâbe’yi yakmış-yıkmış ve harap etmiştir. Abdullah bin Zübeyr’i de katledip kellesini Mervan’a göndermiştir. Bu yapılanların teferruatına girmek istemiyorum. Bu konuda o kadar çok ve çeşitli yaşanan olaylarla ilgili rivayetler var ki, akıllara zarar. Bu konuya yer veren çok tarih kitapları, magazin ve hikâyeler var. Gerçeklerin ortaya çıkması lehte ve aleyhte, eleştirel akıl mutlaka devreye girmesi hakkaniyet adına gerekmektedir. Çünkü, bu karmaşanın içinden doğruya ulaşmak çok ciddi çalışmaları gerektirmektedir ve mümeyyiz akıl hakem olmalıdır diye düşünüyorum. Abdülmelik bin Mervan’ın emirleri doğrultusunda, kraldan fazla kralcı davranarak, birçok zulümler işleyen Haccac-ı Zalim Yusuf es Sakafi, Kur’an-ın öğrenilip okunmasında kolaylık olsun bahanesiyle noktalama ve harekelemede yaptığı çalışmanın ne ölçüde olduğu belli değil, ama bu alanda ilk çalışmayı o başlatmıştır. Bunu bir kenara kaydetmek gerekir, çünkü o yaptığı çalışma müthiş bir muhalefete sebep olmuştur. Haccac’ın arkasında devlet gücü olduğundan yaptıkları, önemli bir noktaya kadar halk nezdinde zorla da olsa kabul görmüştür ve tutulmuştur. O zulmüyle insanları sindiren ve korkutan Haccac-ı Zalim, Kâbe’yi yakmış, yıkmış ve binlerce insanın nâ-hak yere kanını dökmüş katletmiş ve birçok hânümanı perişan etmiş, Mekke talan edilmiş. Rivayete göre Haccac ordusuna bir hafta her şeyi! serbes etmiş. Bunları da bir kenara kaydedip, Kudüs’e çatma bir Kâbe yaptırıp, oraya haccedilmesini zorlaması da hesaba katılarak düşünmeyi gerektirmektedir. Bu adam ve müslümanların Halifesi Abdülmelik bin Mervan, nasıl müslümandırlar? Dünya saltanatı ve iktidarı uğruna bu kadar siyasi zulüm nasıl yapılır? Sorumluluk açısından İslâm adına bu yapılanlar tasvip edilir mi? Sonra, Kâbe’yi tamir edip temizletmişler, haccedilmeye müsait hâle getirmişler, Kudüs’e haccı kaldırmışlar, Kubbetüssahra adıyla o yapıyı mescit hâline getirip kutsamışlar. Güya, Hz. İsa oradan göğe yükselmiş ve Hz. Muhammed Aleyhisselâm da oradan Miraca çıkmışmış. Dolayısıyla onun hakkında sonra birçok hadis uydurulmuştur. İlerde Mescitler, Kıble ve Tuğru Sina hakkında yeri geldiğinde ayrıca bahsedeceğiz. Şimdi esas konumuz olan Kur’an-a dönelim. Sicili önemli ölçüde kabarık olan Halife Abdülmelik bin Mervan ve mâlûm valisi Haccac Yusuf es Sakafi’nin Kur’an üzerinde noktalama, harekeleme çalışmaları nasıl bir yöntem ve düşünceyle yapıldı ne kadar ve ne şekilde tasarrufta bulunuldu tam detaylarıyla belli değil. Ancak bu işe ilk önce onların başladığı bütün tarih ve siyer kitaplarında geçmektedir. Bu alanda çok önemli bir gerçek daha var. O da, Haccac’ın bu çalışması sonradan İslâm âlemi tarafından Kur’an-ın aslı kabul edilip kutsanmış olmasıdır. Çok enteresandır Haccac Yusuf es Sakafi’nin adı kitaplarda geçer, lâkin hiç tenkit eden ve eleştiren olmaz ve olmamıştır. Bu, gerçekten düşündürücü değil midir?

Son zaman internette bu konuyla ilgili birçok video dolaşmakta, ama çoğu ezberci, iktibasçı veya art niyetle ortalığı karıştırıcıdır. Üniversitelerde İlâhiyat fakülteleri camiasında ve özel çalışmalar çerçevesinde, ekip ve bireysel çabalarla emek sarfedenler var, elbette onlara saygı duymak ve desteklemek gerekir. Ne var ki, yüzlerce asırdan beri çok birikmiş bir müktesebat var, din adına yazılmış, çizilmiş, müzelerden tutun kütüphanelere kadar her taraf dopdulu. Gerçeklerle alâkası olmayan hurafe, efsane, mitoloji, hikâye, rivayet, tevatür, menakıpnameler gibi, birçok tefsir, tarih, şiir ve tabakat kitapları var. Dikkat edin, burada sadece İslâm dini adına yazılanlardan bahsediyoruz. Diğer dinlerle ilgili müktesebat konumuzun dışındadır. Bu hercü mercün içinde Kur’an’ın orijinal aslı Rasulûllaha kitap olarak inen şekli unutulmuş. Bakıyorsun yazılmış büyük tefsirler olarak isim yapmış, Zemahşeri, Kurtubi, Fahrettin Razi, Muhammed Taberi ve İbni Kesir v.s. Hiç biri tefsirine Kur’an-ın orijinal aslını bir kenara koymamış, Yusuf es Sakafi’yi esas almış. Sonra gelenler de onları takip etmiş, yüzlerce yazılan tefsirler, birçok şeyi onlardan kes kopyala yapıştır şekliyle uygulamış zamanımıza gelmişlerdir. Yani, hiçbir tefsir yok ki, orijinal aslını karşısına alıp, hiç bir şeye sapmadan, olduğu gibi Kur’an-ı Kur’an’la anlama yoluna gitsin! Ben bilmiyorum, bilen varsa lütfen söylesin bizde öğrenelim. Tabi, Kur’an mealleri de öyle, onlarda ayni yolu izlemiş, onlardan da bir tane yok ki, Kur’an-ın orijinal aslı bir tarafta, diğer tarafta da meali olsun. En azından yüzlerce de meal var, bir tane ifade ettiğimiz şeklinde yok, bulamazsınız. Haccac-ı Zalim Yusuf es Sakafi aslında bir meal yazdırmış, yani Arapça Kur’an-a Arapça bir meal yazdırmış bu işle görevlendirdiği o meşhur ekibine! O zamanın şartlarında Kur’an-ı kendi anlayışlarına uygun bir Kur’an meali hazırlamışlar. Kur’an-ın aslı ortada duruyorken o mealle yetinmek ve o mealden mealler yapmak tembellik alâmeti değil midir? Âlimlik, ulemalık taslamak bu durum karşısında doğrumudur? Hemde, o yapılan mealde bir takım yanlışlar ve hatalar bulduğunu söyledikleri hâlde! O zaman, o yanlışları düzeltmekle ve hataları doğrultmakla uğraşılacağına, aslından gerçekleri yansıtan yeni bir meal yazmak işin daha doğrusu ve olması gerekeni değil midir?               

                                        LEBİD

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nüktedan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Söke'nin en büyük sorunu nedir?