KUR’AN-IN ASLI ÜZERİNDEN BİR MEAL (22)

Son zaman Kur’an-ın aslı, aslı üzerinden yapılan ilk meal ve tefsiri hakkında çok konuşulur ve yazılır-çizilir oldu ve oluyor. Bu konuda samimi, ihlâslı ve dürüstçe çalışanlar olduğu gibi, art niyetle, bilgiçlik havsıyla kalem oynatanlar da var. Bir de, bazı hata, yanlış ve kasıtları görüp bulduğu ve bildiği hâlde enaniyetinden o noktalar da yan çizen, şimdiki tabirle topu taca atanlar da var. Aslında bunları bu ortamı toptan yadırgamamak lâzım. Çünkü, tüm insanlık olarak bir imtihan dünyasında yaşıyoruz. Bu nedenle elbette bu farklılıklar olacak ve insanlık bir nokta da ittifak etmeyecektir. Akıl, irade, bilinç, merak ve çalışmalar bir seviyede yürümeyecek, farklılıklar arz edecektir. Bu özelliklerle donattığını söylediği insanı, Yüce Allah yine de boşıboş bırakmamıştır. Ona indinden bir kitap(öğreti) indirmiş, bunu Nebi-Rasulüyle bütün insanlığa tebliğ ettirip duyurmuştur. İşte bu perspektiften hayata bakıp, yaşanan olayları değerlendirmek, mevcut potansiyelini kullanıp kendisine lûtfedenin gönderdiği rehberi eline alıp okuması gerekmektedir. Bu rehber, insanı ve bütün kâinatı yaratandan gelmektedir. Ne yazık ki, daha önceleri de olduğu gibi bu  rehbere ve bu rehberi insanlığa tebliğ edip sunana, diğer insanlar gerektiği gibi hiç bir zaman ilgi göstermemişler. İlgi gösterenlerin bir kısmı da, ne yazık ki, o rehber üzerinde art niyetleriyle farklı çalışmalar yapmışlar. Rehberin aslını bir kenara koyup, üzerinde çalışmalar yaptıklarını piyasaya sürmüşler. Bu aslının aynısının daha iyi okunup anlaşılmasını kolaylaştıran bir nüshasıdır demişler. Daha önce Hıristiyanlar da, Yahudiler de aynı şeyi yapmışlar. Allah’ın gönderdiği hidayet rehberi olan ilâhi öğretisini ortadan kaldırmışlar. Onların o tadilâtlı ve tahrifatlı çalışmalarının üzerin de durmayacağım, çünkü, her şuurlu mümin bunu bilmektedir. İlerde bazı nirengi noktaları üzerinde yeri geldiğinde dikkat çekici vurgular yapılacaktır. Şimdi, Kur’an-ı Kerim’le ilgili bu konuda ilk çalışmayı ele alıp değerlendirme ve düşüncemizi ifade edip bundan neler  anladıklarımızı zikretmek istiyoruz. Amacımız her zaman ifade ettiğimiz gibi hidayet rehberimiz olan Kur’an-ı iyi, doğru ve güzel anlamaya çalışmaktır. Konuşmalarından ve kitaplarından çok istifade ettiğim Sayın Ramazan Demir’in dediği gibi, bu yazdıklarımız kesin doğrulardır anlamında bir iddiamız yok, şimdiye kadar okuyup öğrendiklerimizden anladıklarımızdır. Ancak, herkese okuyup, öğrenip araştırma yapmalarını önerebiliriz.

Yusuf es Sakafi (Haccacı zalim) komutasında, Haccacı zalim lâkabını özellikle koydum, çünkü zikredecek olduğum çalışmanın komutanlığını bu adam yapmıştır. Nedense bu çalışma ile ilgili kitaplarında bilgi veren hiçbir yazar, onun bu (Haccacı zalim) ünvanını kayıtlara geçirmemişler. Sadece Yusuf es Sakafi demişler, o kadar. İşte özellikle bu gerçeği vurgulamak istiyorum. Evet, bu adamın emri yönetiminde Ebu Esved Eddüeli Kur’an-ın aslına noktalamayı yapmış. Sonra da Nasf İbnü Asım ve Basralı İbni Ma’mer de harekelemeyi yapmışlar. Gerçi bunlarla kalınmamış, ayet bölünmeleri ve secaventler derken Halil bin Ahmet’e kadar çalışmalar sürmüş. Neyse, biz şimdi onları bırakalım ve Haccac-ı Zalime dönelim. Kur’an-ın noktalanmasını yaptıran bu adam, 5. Emevi Halifesi Abdül Melik bin Mervan’ın Genel Valisidir. Halifenin emriyle Kudüs’e çatma bir Kâbe yaptırıyor ve insanları hacca buraya zorluyor. Abdullah bin Zübeyrin emri komutasında olan Mekke’yi ondan almak için saldırıyor, Kâbe’yi yakıp, yıkıyor, teslim alıyor, Zübeyr’i şehit edip kellesini Mervana gönderiyor. Medine’ye saldırıyor, askerini burada bir hafta ne yaparsanız-yapın! serbessiniz diyor. Kur’an-ı Ebu Esved Eddüeli’ye noktalatıyor =Bu kişinin Hz. Ali’nin talebesi olduğu söyleniyor= Haccac-ı zalim bunları yaparken halka müthiş bir baskı kullanıyor, karşı gelenlere acımasızca davranıyor. Öyle ki, insanlar Cuma namazı için camiyi dolduran cemaatın içinden hışımla geçip Minbere çıkıyor, cemaate dönüp bu bir Cuma Namazı Hutbesi’dir diyor. Nisa suresi 59’ncu  ayetle hutbesine başlıyor, arada şöyle bir cümle kurduğu söylenir. “Burada çok koparılacak kelleler görüyorum” diyor ve hutbesinden sonra Cuma namazını kıldırıyor. Bu usul de o günden bu güne böyle devam edip geliyor. Aslında, Bayram namazları gibi Hutbelerin namazdan sonra okunduğu ifade edilmektedir.Dikkat edilirse görülecektir ki, din adına yüksek kademe devlet erkânından kim bir şey yaptı ise kanunlaşmıştır.Bunlar Kur’an’a ve Rasulûllaha rağmen böyle olmuştur. Cuma günleri cami içinde bir ezan okunurken, Hz. Osman birde dışarıda bir ezan okunmasını emretmiş ve hâlen devam ediyor. Emevi Halifelerinden Ömer bin Abdülaziz, Cuma hutbeleri sonunda Ehlibeyt ve Hulefâi Raşidine hakaret ediliyormuş, onu kaldırmış ve o zamandan bu güne devam eden ayeti okuyup minberden inmiş. Şimdi, Hatipler o ayetin mealini de okuyorlar, öyle minberden iniyorlar.

Evet, Arap kültüründe yazışmalar harekesizdir ve hâlende öyledir. Ama, noktalama vardır; ancak Rasulûllaha inen Kur’an da her ikisi de yoktur. Çünkü bu, İncil’de ve Tevrat’ta da yoktu, her ikisi de tahrif edildiğinden sonradan ilâveler olmuştur. Harekelemelerin de önemi olmakla beraber, noktalamalar ise temelden önemlidir. Noktalar, gramer, irab, kelime kökü, anlam ve okunuşta daha etkin rol oynamaktadır. Arapçanın özelliği açısından ben öyle anlıyorum, işinin ehli ve erbabı hatamı varsa düzeltebilir. İşte bundan dolayı Kur’an da ilk noktalama işi yapılmıştır. Arap edebiyatında yazılan bütün şiirler ve nesirler harekesizdir. Ama, bazı imlâ kurallarından, vurgu, dikkat çekme, ithaf ve atıf  yapma ve düşündürme gibi işaretlere rastlayabilirsiniz. Noktalar, kalımlı, harekeler, tercih, ihtiyari ve inisiyatifidir. Neyse fazla tahşidata gerek yok, Kur’an-ı noktalayanlar bunu o günkü Arap kültürüne adepte etmek ve yöreselleştirmek için yaptıklarına inanıyorum. Çünkü Kur’an, Arabın ve dünya insanlık âleminin birçok tabularını yıkmak, tevhid, hak-hakikat, adalet, insanın özgürlüğü, eşyaya, olaylara, canlı-cansız valıklara yeni bir bakış açısı, yorum, tanımlama, anlam ve amaç getirmek için gelmiştir. Çünkü, daha önce gelen ilâhi kitaplar tahrif edilmiş, aslı ve esası ortada kalmamıştır. Dolayısıyla birçok gerçek ekseninden saptırılmış, yalan-yanlış şeyler ilâhi vahiyler diye insanlara dayatılmış ve kabule zorlanmıştır. Meselâ, Engizisyon Mahkemeleri, Aforozlar, insanları yakmak ve yabani hayvanlara parçalatıp öldürmek gibi vahşilikler yaşanmıştır. Kur’an bunların hepsini reddeder ve meydan okur gerçekleriyle insanlığa gelmiştir. Ama, insanlık o daha önce yaşamış olduğu ve Kur’an-ın geldiğinde de bu vahşeti yaşamakta olduğu bir dönemde geldiği için genelde insanların muhalefetiyle karşılaşmıştır. Bu nedenle ellerinde haksızca gasp edilmiş imkânlar, güç ve servetler bulunan güruh, bunlardan vaz geçmek istememiştir. Zamanla bu insanlardan İslâmı kabul edenlerin bir çoğunda bu duygu ve inançlar sinmiş veya sindirilmiş olsa da, fırsatını ve imkânını buldukları anda dışa nüksedenleri olmuş ve hırsla uygulamaya başlamışlardır. İşte Ümeyye oğullarının da bir çoğunda bu ukde vardı, Ebu Sufyan oğlu Muaviye hanedanına bu ortamı hazırladı. Onlarda zaten böyle bir ortam bekliyorlardı.

                                LEBİD   

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nüktedan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Söke'nin en büyük sorunu nedir?