CUMA SOHBETİ: GERÇEK HAYATTAN BİR HİKÂYE

devam

Çalışmaya caminin avlusunu, çevresini, Hoca evi ve tuvaletini imar ve tamiratıyla başlamaya karar verdim. Yine karşı komşumun avlu kapısına varıp, dün adını öğrendiğim, İbrahim ağabi! diye bir iki sefer seslendim ve buyur hoca diyerek evin kapısından çıktı ve hızlı adımlarla yanıma geldi. Bu hareketinden biraz tedirgin oldum ama, belli etmeyerek önce ne yapacaklarımı söyledim ve sonra da bunlarla ilgili âlet ve edevatı istedim. Beni sakince dinleyen İbrahim Ağabi, peki! Ben bir bakayım bekle dedi ve gitti. Az sonra elinde bir tahra, keser, testere ve çivilerle geldi. Bana bunları verip, işin bitesiye kadar sende kalsın, mertek ve tahta gibi şeylere ihtiyacın olursa, avlunun bir kenarında, odunların yanın da üstü örtülü ve önü açık bir müştemilât bölümünü gösterdi ve hadi sana kolay gelsin dedi ve dönüp Massey Fergison traktörünün yanına gitti. Bende, âletleri alıp caminin hayatına geldim, işe tuvaletten başlamak için keseri, çivileri ve testereyi alıp tuvalete çıktım. Yıllardır kullanılmadığından kapı içeri doğru yan yatmış, her taraf kırık, dökük. Önce kapıyı söküp bir kenara koydum, içeride sağlam bir desti vardı onu da alıp, kapının yanına koydum. İçeride yıkık, dökük taşları dışarı attım ve duvarı temizledim. Sonra da duvarı örüp, tuvaletin üstünde kiremitleri düzenleyip, kapıya geldim, menteşeleri çürümüş onları söktüm, diğer çürüyen kapının tahtası ve bir dilmesini de söktüm. Oturdum, kendi-kendime herşey tamam da menteşeleri düşünmeye başladım, onların yerine ne yapabilirim? Öyle, uzaklara ve çevreme bakarken, gözüme atık asker potinine benzer bir şey ilişti! Kalktım yanına gittim, baktım ve bundan nasıl yararlanabilirim diye düşünürken aklıma bir fikir geldi, aldım potini kapının yanına geldim. Oturdum, kapıya bakarak bir tasarlama yaptım, kalkıp İbrahim kardeşin gösterdiği yerden iki dilme (mertek) ve iki adet de tahta parçası alıp geldim. Onları kapıya göre ayarlayıp kestim ve kapıya çakıp onardım. Sıra geldi menteşelerin yerine yapacağım şeylere, cebimden çakımı çıkarıp, potinin sağ ve sol yanlarını ve üstünün saya kısmını kestim, menteşe takılacak yerlere kısa bir zaman idare edecek şekilde düzenleyip çiviledim. Kapının çerçevesini zar-zor yerleştirdim, yerlerinden çıkmayacak şekilde dıştan ve içten kazıklarla sağlamlaştırdım. Dikkatli kullanılırsa bir zaman idare eder. Kapıyı takıp, destiyi suyla doldurup bıraktım. Aletleri caminin içene koydum, bekçi yemeği getirip içeri koymuştu zaten, ellerimi yıkayıp yemeğimi yedim. Dışarı çıkıp cami hayatına oturup dinlenirken biraz uyumuşum, kalktım saatime baktım öğle namazı vakti gelmiş. Ezan ve namazdan sonra Hoca Evinin tamiratına başladım. Kaykılmış olan kapıyı düzeltip, çuvallarla, pamuk yastıklarla ve eski pamuk balyeleriyle kapatılan pencerenin kırık camlarını açtım pencereleri de açıp içerisini iyice bir havalandırdım ve yeniden bir düzene soktum. Kırdan topladığım odunları içeride bir kenara düzenli bir şekilde koydum, kilimi, hasırı dışarı çıkarıp bir güzel kuruttum. Bu çalışmalar sonucunda evin içinde olan rutubetin bir hayli azaldığını da gördüm. Şimdi havalar iyi gidiyor, hiç belli olmaz birden yağmura ve soğuğa dönebilir. Kasım ayına girdik, bu düşünceyle kış hazırlığımı yapmaya gayret ediyorum. Gelecekten hiç bir endişem yok, bu hâl ve şartlar da gayet rahat bir şekilde Caminin önünü saran hayıtları, yaban otlarını ve böğürtlen dikenlerini temizliyor, yıkık, dökük yerleri yapıp, onarıyorum. Cami ve çevresi hergün biraz daha güzelleşiyor ve köylülerin de dikkatini çekiyor. Köyden beni bu çalışmaların içinde görenler tebessüm ederek selâm veriyor ve çevreyi hoş bakışlarla seyrediyorlar. Bu da benim hoşuma gidiyor, huzur buluyor ve mutlu oluyorum. Bugün akşam için Hoca Evini hazırladım, akşam namazından sonra yatak, yorgan ve yastığımı alıp orada yatmaya geldim. Ama, uyku tutmadı uyuyamadım, gece, yatağı yine camiye taşıyıp camide yatıp uyudum. Böyle birkaç günüm geçti ve Cumaya geldik. Bu ilk Cuma namazı kıldırmam olacak, heyecanlıyım, çalışıyorum, Hutbenin Arapçasını ve Türkçesini tekrar-tekrar okuyorum. İçeride birkaç sefer tekrarını, denemesini yaptım, selâ vaktini bekliyorum. Camiye gelen olacak mı, Cuma kılınacak bir toplum oluşacak mı bunlar hiç aklıma gelmiyor. Ben, düzgün, güzel bir Hutbe okuyabilecek miyim, namazını da kıldırabilecek miyim, bunun telaşında ve heyecanı içindeyim.   

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Uluçay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Söke'nin en büyük sorunu nedir?