Nüktedan: KUR’AN BÜTÜN İNSANLIĞIN REHBERİDİR (26)

Yüce Allah, Bakara suresi 213’ncü ayette şöyle buyuruyor: “İnsanlar bir tek ümmetti; Allah onlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak Nebiler gönderdi. Onların aracılığı ile insanların anlaşmazlığa düştükleri konular hakkında aralarından hüküm vermek için hak kitapta indirdi. O, konularda anlaşmazlığa düşenler, kendilerine apaçık ayetler geldikten sonra, araların da kıskançlık yüzünden ihtilâfa düşen kitap ehlinden başkaları değildir. Bunun üzerine Allah, kendi iradesiyle, inananları ihtilâfa düştükleri hakikate eriştirdi. Çünkü Allah, dileyeni doğru yola ulaştırır.” Sayın Bayraktar Bayraklı’nın mealinden aldım. Bu ayetten anlıyoruz ki, Allah yarattığı insanları bir toplum (Ümmet) hâline getirince, onlara bir Nebi gönderiyor ve o Nebi ile de bir hak kitap indiriyor. Demek ki, insanlık ve evrensellik noktasında insanlarda bir sapma ve hak yoldan kayma olduğunda Hak kitap devreye giriyor. İnsanlık yaşam süreci içinde ihtilâfa ve anlaşmazlıklara düştüğün de, Yüce Allah Hak kitabını yineliyor. Yani evrensellik, Hak kitap noktasın da eksen kayması göstermeden temel ilkeler ve o ilkelere bağlı olan Kural ve kaideler Nebi-Rasuller vasıtasıyla insanlara hatırlatılıyor. Kendi iradesi ile ihtilâftan dönenlere Allah hidayet veriyor ve doğru yola ulaştırıyor. Şimdi, burada Allah’ın kelâmı ve yasalarının evrenselliği hiç şüphesiz belli oluyor. İnsanlık bir toplum (Ümmet) hâlinde idi diyor Kur’an, elbette o toplumun oluşumuyla da ilgili bilgi veriyor. İlerde ona da değineceğiz. Ancak, Kur’an-ın bütün insanlığın kitabı ve rehberi olmasındaki evrenselliği söz konusudur. Bu, ilk Nebi-Rasulden son nebi-rasule kadar böyle gelmiş ve son saate kadar da böyle gidecektir.Elimizdeki Kur’an-ın bu mana ve muhtevada olduğunu idrak edemeyen veya maksatlı ve artniyetli olanlar olacaktır. Bunları ayetin muhtevasın da gördük, insanlar ihtilâf edecek, bu ihtilâflarını da farklı kulvar ve düşünce noktasında yapacaklar ve nitekim yapmaktadırlar. Burada insanı üzen, bunları yapanların, kendilerinin de müslüman olduklarını  söylemeleridir. Yani, Kur’an-a ve Rasulûllaha iman ettik diyorlar. Lâkin, Kur’an-ın ve Rasulûllahın evrenselliğini Kur’an’dan okuyup, araştırıp öğrenmiyorlar.

Meselâ, Kur’an da yüzlerce yerde “Ya eyyühennas” Ey insanlar diyor. Yani insanlara hitap ediliyor, ‘Nas’ *İnsanlar*  kelimesi o kadar çok geçiyor ki, belki binleri buluyor. Kuran-ın evrensellik uygulamasını sevgili Rasulümüz Hz. Muhammed Aleyhisselâm hayatında yapmıştır. İran, Mısır, Yemen, Habeşistan ve Kostantaniye’ye İslâma davet mektupları göndermiştir. Böylece bütün dünyaya Kur’an-ı ve tabi İslâm Dinini duyurup ilân etmiştir. Bu kalemle yapılan tebligatın yanın da, İslâmın yayılmasını önlemek isteyenlere haddini bildirme noktasın da Kılıçla da tebligat yapmıştır. Bu alanda başka dinlerin de evrensellik iddiaları omuştur. Ancak, Allah’ın Hak Dininden, din uyduranlar, Kur’an-ı hakkıyla öğrenip savunanların yanında tutunamamışlardır. Ne yazık ki son zaman, Kur’an-ın evrenselliğini Kur’an’dan ortaya koyup savunabilecekler çok azaldığından, o Allah’ın dininden din uyduranlara meydan kalmıştır. Öyle ki, onların bidat ve hurafelerini bizim âlim ve ulemalarımız yazdıkları Kur’an tefsiri ve sair kitaplarına taşımış saf müslümanları da yanıltmışlardır.Onlar o kendilerini Hıristiyan olduklarını söyleyenler gerçekten İncil’e ve İsa’ya inananlar değil, onlar İsa’yı tanrılaştıran ve İncil’i değiştirip şirke ve küfre bulaştıranlardır. Dinleri de evrensel değildir. Tevrat’a ve Musa’ya inandığını söyleyen Yahudiler de Tevrat’ı değiştirmiş Musa’ya Nebi-Rasul olarak inanmıyorlar. Yani, onların dininin de Hıristiyanlar gibi Nebi-Rasulleri yok ve dinleri de evrensel değildir. Keza diğer bütün dinler de böyledir, hepsi beşer eli ve düşüncesiyle yoğrulmuştur. Kur’an bunu gayet açık ve net olarak söylemektedir. Dolayısıyla Yüce Allah bütün dinlerin hepsini şirkten ve küfürden âri Tevhid dini olan Kur’an-ın evrensel davetiyle İslâm dinine davet edip çağırıyor. Başta Hıristiyan ve Yahudiler ve diğerlerini bütün insanlığın ortak paydası Kur’an-ın çevresinde toplanıp birleşmeye çağırıyor. Bakara suresi ayet 21 de Rabbimiz Şöyle buyruyor: “Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk ediniz ki, itaat eden müttekilerden olasınız.” İşte Kur’an-ın insanlığa evrensel hitabı ve davetidir bu ayet. Bu ayet gibi

Kur’an da daha çok ayetler var. Ama anlamak için okursak bu gerçeğin idrakine ancak o vakit varırız. Kur’an-ın evrenselliğinin önünü tıkayan ve üstünü örten rivayet ekolü ve esbabı nüzul anlayışı ve inanışı, önemli bir müktsebat olarak kafalara doldurulmuş. Ayetlerin güneş gibi ayan-beyan her zamana bakan yüzü bir dönemle sabitlenmeye kalkışılmış. O dönemin olaylarıyla dondurulmuş ve önü kesilmiştir. Öyle ki, ayetlerin asıl metninde olmayan kelimeler ve isimler ilâve edilmiştir. Bazı ayetlerdeki kelimeler, başka kelimelerle değiştirilmiş, anlamlarda farklılıklar oluşturulmuş. Bunların bazıları Rasulümüz Hz. Muammed Aleyhisselâma mâl edilmiş. Bazı Müellifler kendilerince yorumlar yapmışlar, ayetleri Rasulüllahın zamanına rabtedmişler, o dönemin olaylarıyla ilişkilendirip o zamana ait olduğunun iddiasında bulunmuşlardır. Elbette Kur’an o zamana da hitap edecek, sorunlara çare olacak ve problemlerini de çözecektir. Ama, o zamana kalıcı olacak şekilde ayetleri yorumlamak doğru değildir. Hemde isim ve olayların adını koyarak bunu yapmak hiçdoğru değildir. Allah nasıl Kur’an’ın da zikretti ise, hiç dokunmayarak aynisi muhafaza edilmelidir. Kur’an-ın orijinaline asla müdahale edilmemelidir. Meselâ, birkaç örnek veririsek, Yüce Allah Kur’an da hiç “Ey habibim diye bir ifade kullanmamıştır. Ama bu ifadeyi kullananlara rastlıyoruz. Evet,  dünya ile sistemimizin çöküp yok oluşuna “Son saat” denmiştir. Gariptir, ne meal yazarlarımız ve ne de müfessirlerimiz bu kelmeleri kullanmamış “Kıyamet kopması” demişlerdir. Oysa, kıyamet *Ayağa kalk* demektir, kopması kelimesi ile ilişki kurmak ne mümkün! Çünkü, arada önemli bir anlam farkı vardır. Yani, uzun lafın kısası, Kur’an-ın anlam kayması ve sapması noktasın da kalem oynatanlar, Kur’an-ın evrenselliğinin de ufkunu bulanıklaştıran çalışmalar yapmışlar. İşte bu yanlışlardan yola çıkanlar, Kur’an-ın tarihselliğinden bahsetmişler ve Kur’an-ı tarihte kalmış bir kitap olarak meal ve tefsirlerine yansıtmışlardır. Kur’an-ı kendi içinde kendi kalmasına ciddi önem göstermeleri gerekirken, tam aksini yapmışlar, birçok hata ve yanlışlarla Kur’an-ın evrenselliğine de gölge düşürmeye çalışmışlardır. Tarihte bunlarla mücadele edenlerde çok olmuş, lâkin onlar gündeme pek çıkamamışlar ve çoğu da unutulup gitmiştir. Ama ne demişler, güneş balçıkla sıvanmaz.

                        LEBİD

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nüktedan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Söke'nin en büyük sorunu nedir?