Tefekkür: TAHMİNLER- TEORİLER VE GERÇEKLER

İnsanlar, düşünen, konuşan ve icata ulaşan yaratıklardır. Bu özelliklerini kendi oluşturmuş ve fıtratına kendi yerleştirmiş bir varlık değildir. Ancak, bunları geliştirebilir, farklı boyutlara taşıyabilir. Bu konuda Allah’ın yarattığı standartlarda, ölçü ve sınırlarda seyredebilir. Bunların muhtevasının kesin kapasitesini ve hudutlarını insana bunları veren Allah bilir. Bu alanda insan beynini kâinatla eşitleyenler var, beynin bilgi hıfzetme konusunda, öğrendikçe ufkunun genişlediği uzmanlarca ifade ediliyor. Fabrika ayarlarının yönetim ve kontrol merkezi olan beyin, insanda bilimsel açıdan en önemli organdır diyorlar. Yaratan, insanı arza halife yaptığına göre, hilâfet sınırlarının tespitini de yapmıştır herhâlde! Kur’an da bütün bunlara cevaplar vardır. Çünkü, Dünya’ya Halife olarak atanan insan, sorumluluk çerçevesinin rehberini de almış ve bu göreve öyle başlamıştır. Herhangi bir nesne, olay ve fikir hakkında, düşünmek, tefekkür etmek insanın diğer yaratıklardan farkındalığını ortaya koyar. Bu nedenle her insan düşünür, ama bilgi haznesindeki kelimeler çerçevesinde. Bunu da ana dilini oluşturan kelimelerle yapar. Güncel olayları yorum kudreti, yorumda isabet nispeti, bilgi, zekâ ve yetenek maharetiyle odaklanır. Bu nedenle insan kurallı olmalı, konuşmalarını belgelere dayandırmalı, açık ve net delillerle iddialarını ortaya koymalıdır. İnandırıcı olmak, güven vermek ve almak ancak bu şekilde tahakkuk eder.

Sosyal medyada, internette bazı videolar izliyor, yapılan tartışmaları seyrediyoruz, âdeta bir curcuna, kim doğru, kim yalan söylüyor ayırdetmek çok zor. Buna sanal dünya diyorlar, aslında doğal Dünya’nın da bundan pek farkı yok! Cep telefonlarıyla mesajlaşanları görüyor, duyuyor ve bazen tartışmalarına şahit oluyoruz. Bazıları edep dışı, onları geçiyoruz, bizim de sohbet kurallarımızın dışıdır. Lâkin, bu tür mesajlar, ahlâkı zedelediği gibi yasal kuralları da zorluyor, yine de bu yolu terk etmeyenler var. İnsanın aklına geliyor, bunlar bir taraflardan besleniyorlar galiba! Neyse, biz bu kaygan ve bataklık zemini terk edelim, kendi ortamımıza dönelim. Aramızda doğal ortamda sohbetlerimize, normal şartlarda tartışma bile demeyelim bu da hoş bir kelime değil, sohbet ve münazara diyelim. Meselelerimizi, önemine, ciddiyetine ve kıymet hükmüne göre aramızda mütalâa etmeye çalışalım. Gazetelerin ve internetin magazin köşelerine benzetmeyelim. Gerçi, öyle seviyeli sohbet toplantıları son zaman pek olmaz oldu. Cep telefonları, mahallenin dedikoducu kadınları gibi araya giriyor, sohbetin samimi sıcaklığına, soğuk duş etkisi yapıyor. Bundan 5-10 sene önce evlerdeki televizyonlardan şikayet ederdik. Yahu, arkadaşa akşam sohbete gittik, hoş-beşten sonra televizyonu bir açtı, bütün gözler ona döndü, ne sohbet kaldı, ne muhabbet, der yakınırdık. Şimdi durum daha farklı bir noktaya geçti, cep telefonları, toplum içinde insanları yalnızlaştırdı. İnsanlar birbirleriyle çok konuşmuyor artık.Şu anda hiç beklenmedik bir hareket oldu, deprem; saat 13’ü beş geçiyor. Ben bilgisayarın başında bu makaleyi yazıyorum. Deprem, birkaç saniye sürdü ve hafif salladı, şiddetini bilmiyorum ama 4 şiddetinde olduğunu tahmin ediyorum. Bir anda insanın düşüncesini durduruyor ve bir korku, bir anda bütün vücudu sarıyor. Sanki, her şey bir tarafa, insan can derdine düşüyor. Depremin 4-5-6-7 ve biraz daha fazlasını yaşamış biri olarak, insana farklı duygular yaşatıyor.

Evet, bir anda konumuzun dışına çıktık, tahminler, teoriler bir tarafa, gerçek hepsinin üstünde olduğunu, işte böyle insana yaşatmasıyla akla ve duygular tastik ettiriyor. Artık o an sözün bittiği yer oluyor. Dolayısıyla deprem, ânın çok önemli olduğunu insana hatırlatıyor. İşte, bu Dünya’dan ahirete geçiş noktasında bir anlık zaman süresidir, nefes aldın veremedin, verdin alamadın ihtarını böyle zaman zaman yaşıyoruz. Tahminlere, teorilere takılıp kalınacak yer değildir Dünya, gerçekler hep yanımızda, önümüzde ve üstümüzde bizle beraber seyretmektedir. Son günlerde dini akademik camiada evrim yine söz konusu olmaya ve gündeme düşüp, oturmaya başladı. Geçen gün biri, sallapati diyor ki, sen evrime inanmıyor musun? Ah be dostum! Müslümansın, imanın ne olduğu ve ilkelerinin nelerden ibaret olduğunu bilmen lâzım. Bana böyle bir sual sorman abestir. İman gaybla ilgili ve beş ilkeden ibarettir. Bu ilkelerin içinde Evrim diye bir ilke yoktur. Sual sormak güzel bir şeydir, ama öğrenmek kaydı ile olmalı, bir belgeye dayanmalı. Peşin hükümle, kendi handikabını başkasına dayatmacı bir zihniyetle sual sorulmamalıdır. Çünkü bu tür suallere cevap verilmez. Ne demişler; anlayana sivrisinek saz anlamayana davul, zurna az. Esen kalınız.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Uluçay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Söke'nin en büyük sorunu nedir?