Cuma sohbeti: YAŞANAN GERÇEK BİR HİKÂYE

Köyde, gıybet ve dedikodu beni ciddi rahatsız ediyordu, bir de kumar vardı genç ve orta yaşlılar arasında. Aklıma voleybol oynama fikri geldi, birkaç genç ve orta yaşlıyla konuştum bir takım kuracak kadar kişi bulduk. Ben öğretmenle de görüşüp konuşmayı üzerime aldım ve bir akşam yatsı namazından sonra öğretmenin lojmanına gitmeye karar verdim. Üç-beş kişiyle yatsı namazını kılınca aşağı indim, Köy kahvesinin arkasındaki meydanlıktan az yukarı çıkıp, okul bahçesinin içindeki okula bitişik lojmanın kapısını çaldım. Az sonra kapıyı mütebissim bir çehre ile öğretmen açtı ve buyurun efendim dedi. Ben önce selâm verdim, rahatsız ettiğim için özür diledim, kendimi tanıttım ve müsait ise tanışıp sohbete geldiğimi söyledim. Az-biraz durakladıktan sonra bu durum karşısında daha bir güleç hale gelen, memnun olup sevindiğini söyleyen ve gerçekten de sevindiği gözlerinin parıldadığından gördüğüm öğretmen, buyurun buyurun Hocam , hay hay hoş geldiniz, o ne demek elbette müsaidim, memnun oldum, geçin buyurun iltifatlarıyla beni içeri aldı ve koluma girip ne güzel etmişsin. Yahu, beni mahcup ettin, ama itiraf edeyim ki beni çok sevindirdin. Allah senden razı olsun deyip holden bir odaya girdik ve karşıda divanı gösterip oturmamı işaret etti. Bende, sobanın karşısındaki divana geçip oturdum ve karşılıklı hoş-beşten ve biraz da etraflı tanışma faslından sonra, izin isteyip ben bir çay demliyeyim, karşılıklı içer ve sohbete devam ederiz dedi ve mutfağa gitti. Bende, gayri ihtiyari odanın içine bir göz gezdirdim, içerideki eşyalardan evli olduğu anlaşılıyordu, ama evde bir kadın olmadığı da, içerideki bazı düzensizliklerden belli oluyordu. Ancak, ben bu konuya şimdilik girmemeyi düşündüm, öğretmen kendi açarsa o zaman sohbetin havasına göre hareket ederim dedim kendi-kendime ve bu arada öğretmen mutfaktan geldi. Hocam kusura bakma ortalık biraz dağınık, başımda bir sıkıntılı evlilik var. Eşim burda “köyde” durmak istemiyor dedi ve sobaya odun atıp karşıma oturdu. Bu arada bende, eşi ile ilgili aralarının zamanla düzelir inşallah temennisinde bulundum. Ben sohbetin havasını değiştirmek için, Hocam tanışmayı unuttuk dedim ve adım Mustafa Uluçay Söke’nin Güllübahçe Kasabası’ndanım, buraya Ramazan Hocalığı için geldim sanırım onbeş günü geçti, ezanlarımı duyuyorsunuzdur dedim. Evet, haberim var, ezanlarını da duyuyorum, ama dedim ya sana karşı mahcubum Cuma namazlarına gelemiyorum. Malûm işte durum ortada, gelmeye gayret edeceğim. Ben Hikmet Sarıçoban Germenciğin Ortaklar Kasabası’ndanım, dedim ya sıkıntılı bir evlilik yaşıyorum. Aydın İl Merkezinden hali vakti yerinde bir kuyumcunun kızıyla evlendim. Dolayısıyla, eşim şehirli ve rahat büyümüş biri olarak, köyde sıkılıyor ve burada onu tutamıyorum. Neyse, sizi bu özel halimle sıkmayayım, evin dağınıklığı bana bu açıklamayı yapmamı gerektirdi. Evet, beni geçelim, sen anlat bakalım buraya nasıl geldin, burasını nasıl buldun! Halinden memnun musun biraz da senden bahsedelim. Benim karamsar halimle, sizin havanızı karartmayayım dedi. Bu arada çay faslına da başlayan öğretmen arkadaşla, çaylarımızı yudumlarken, önce kendisi için her şeyin düzelebileceğini, şimdi ters akan bu hayat nehrinin, bir gün mecrağını bulup doğru akabileceğini, ama bunun sabrı gerektirdiğini ifade etmeye çalışırken, çaylarda tazeleniyor ve birbirimize daha bir ısınıyorduk. Benim Sökeli olduğumu öğrendiğinden memnun olduğunu, oh be ne güzel hemşehri imişiz, bundan sonra daha sık görüşelim. Ama, yine de diyorum, benim sizin gibi bol vaktim yok, bir de köyde tek öğretmenim, işten-güçten vaktim olmuyor deyip boynunu büktü.

Ben, burada da dertli olan öğretmenin hüzünlenmesine dayanamayıp konuyu değiştirdim. Boş ver biraz da köyden ve köylülerden bahsedelim. Siz, benden önce burada olduğunuza göre köy ve köylü hakkında daha fazla bilgi sahibisiniz deyince, Vallahi açık konuşmam gerekirse köylüyle pek fazla haşir neşir olmuyorum. Cumartesi öğleden sonra okul tatil olunca motora atlayıp Aydın’a gidiyorum, pazar günü akşam geliyorum ve sabah okulu açıp kahvaltımı yapıyor, sonra da derse başlıyorum. Kahvelere de bir işim olmadıktan sonra inmiyorum, işim olduğu zamanda da, işim bittiğinde hemen okula dönüyor, okulun ve evin işleriyle meşgul oluyorum ve zaman da böyle geçip gidiyor.

Sizin de geldiğinizden bu yana 15-20 gün olmuş, sanırım bu zaman zarfında köyün en önemli özelliklerini fark etmişsinizdir. Bir sefer çok dedikoducular, hep birbirlerini çekiştiriyorlar, yakın akrabalar bile birbirleriyle küsler, bir de köyde erkekler arasında kumar yaygın. Duydun mu bilmem, bu köyün bir adı da “Çete İbram Köyü”dür. O, çete sözcüğü olgusunun bir tezahürümüdür -nedir bilmiyorum, aralarında ağabi, amca, dayı sözcüğü pek kullanılmıyor, kişiye ismi ve Efe sözcüğü ile hitap ediyorlar. Muhtarına bile dikkat ettinse ukalâca yüksek sesle konuşuyor ve sana karşı küçümseyici bir tavır takınıyor. İşte ben de bu nedenlerden ötürü biraz mesafeli durmayı kendime uygun görüyorum dedi. Öğretmenin anlattıklarına tam olarak katılmamakla beraber, doğru söylüyorsun, ama bu yanlışlıklara müdahale açısından birlikte hareket edersek belki faydalı olabiliriz diye düşünüyorum. Tabi bu konuda sen benden daha tahsilli ve tecrübelisin, ne dersin iyi bir şeyler yapamaz mıyız? Öğretmen bir anlık düşünür gibi gözlerini duvara dikti ve bana dönüp meselâ ne yapabiliriz dedi. Meselâ, işe gençlerden başlayabilir, kahvelerde oyun ve kumardan uzaklaştırmak için bir voleybol takımı kurmak çalışması başlatabiliriz. Öğretmen, denemekte fayda var, ben ağını ve topunu ayarlayayım, sende takımı, sahayı ve direklerini hazırlatabilirsem bu hafta çalışmalara bile başlayabiliriz dedi. Bu arada gözüm saate ilişti, oy geç olmuş, saat 12’yi geçiyor, sabah erken kalkacağız, vaktin nasıl geçtiğini fark edememişiz. Öğretmen, öyle olmuş ama iyi oldu güzel bir sohbet yaptık ve yararlı olacağına inandığımız bir karar aldık, ben çok memnun oldum, sevindim, sizinle tanışmak ve ayni bölgenin insanı olmak gibi avantajlarımızı değerlendirir, köyümüze de umarım yararlı oluruz. Ayağa kalktık yürürken kararlaştırdığımız çalışmayı yapmayı ve sohbetlerimize devam etmeyi ve arada bir de kahvede buluşup gençlerle de bir araya gelmeyi konuşarak ben izin alıp gecenin o zindan karanlığında sağa, sola çarpa çarpa evim olan Köy Odasına geldim ve içeri girer girmez yağmur da başladı. Devam edecek.   

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Uluçay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Söke'nin en büyük sorunu nedir?