Nüktedan: KUR’AN BÜTÜN İNSANLIĞIN REHBERİDİR (27)

Kur’an insanlık içinden, beşer soyundan Nebi Rasullerin sonuncusu Hz. Muhammed Aleyhisselâma kitap hâlinde inmiştir. İnsanlığın ilk mabedi, bütün Nebi-Rasullerin uğrak yeri, insanlığın toplanma merkezi, Allah bir inancının tevhid kıblesi, salât ibadetinin yönelgesi, dünyanın tek mukaddes beldesi ve Kâbesi, sığınak ve emin beldesidir Mekke. İlk Nebi-Rasul Hz. Âdem Risaleti, Yüce Allah’tan burada aldı, insanlara Allah’ın Ayetlerini buradan tebliğ etti. Ümmeti ilk ümmetti buradan dünyaya dağıldılar, ama Nebi-Rasuller ve onlara inananlar burasıyla (Kâbe) ilişkilerini hiç kesmediler. Burada başlayan insanlıkla din, buradan dünyaya yayıldı. Yüce Allah, son noktayı da burada koydu. İnsanları başıboş bırakmadı, ama vaz ettiği dine de uymaya mecbur etmedi. İnsanlara akıl, irade, bilinç ve beyan verdi, Rasuller, Vahiy ve kitaplarla destekledi ve sınava tabi tuttu. Dileyen sınavların kurallarına uydu, Allah’a itaat etti dilemeyen uymadı ve dünyada hayat devam etti. Sınavı kimlerin kazandığını ve kimlerin kaybettiğini herkes ahirette öğrenecektir. Bu serbestlik, seçim ve tercih insanın aklı ve iradesiyle ilgilidir. Bu durum karşısında mazeret ve bahaneye yer yoktur. Çünkü, Allah’tan inen vahiyler ve kitaplar, Rasuller vasıtasıyla bütün insanlığa inmiştir. Her insan bunlardan sorumludur. Eğer ortada bir bulanıklık, karışıklık, dolaşıklık ve yanlışlık varsa, bunu insanlar kendi aralarında yapmışlardır. Bozduklarını, kendileri düzeltmek, doğruyu bulmak, hakka ittiba etmek yine kendilerini ilgilendirir. Yüce Allah, insanlara direk vasıtasız alacak olduklarına kefildir, en çok muhtaç oldukları, havayı, suyu ve diğer ihtiyaçlarını karşılayacak oldukları gücü ve direnci insanlara ücretsiz veriyor. Bunlardan sonrası için emek, mücadele ve çabayı insana bırakıyor. Aklı ve iradesiyle gerekeni yapsın. İnsan bu konuda nasıl yiyeceklerini, giyeceklerini ve yaşamı için kullanması gerekenleri seçiyor, araştırıyor, soruşturuyor, tetkik edip alıyorsa ki öyle yapıyor. Allah’ın gönderdiği ve dünya hayatı için huzur ve refahı sağlayacak ve adına da Hidayet Rehberi dediği Kur’an-ı da okuyacak öğrenecek. Çünkü, başkasının okuyup öğrendiği ve iman edip güvendiği başkasına devredilemez. Bu konuda bizzat herkes kendinden sorumludur. İman bilinci ile güven inancını kendi çalışıp kazanacaktır. Çünkü, kimsenin imanı, kendisinden başkasını kurtarmaz, herkes kendi imanı ile kurtulacaktır.İtikatta mezhebim ehli sünnet ve cemaat, mezhep imamım Ebu Mansur ma Türidi demekle ve böyle bir imana mensup olduğunu söylemekle, öyle o imam gibi iman etmiş olunmaz. Çünkü, iman kişiden-kişiye devrolmaz, kişi böyle demekle de müslüman-mümin olmaz. Bu nedenle, her müslüman Kur’an-ı okuyup öğrenmekle yükümlüdür. Yaşadığı hayatın sorumluluk çerçevesini bilmek için buna mecburdur. Burada lütfen yanlış anlamamak lâzım, arapça metnini okuyup manasını-anlamını bilmemek, gerçekte Kur’an-ı öğrenmemek demektir. Zamanımızda bunun çok feci bir şekilde ızdırabını yaşıyoruz. Hayatımızda hiç lâzım olmayacak birçok gereksiz bilgiler öğreniyoruz. Ama, hayat kitabımız olan Kur’an-ı hayatımızla ne ölçüde bir iç-içelik ilişikliği var öğrenmiyoruz. Başkalarının öğrendiklerini, bildiklerini doğru, yanlış demeden, araştırıp, incelemeden alıp savunmaya kalkıyoruz.

Rasulümüzün, hırkasını, sandaletini ve sakalından bir telini görmek için can atıyoruz. Ama esas merak edip görmemiz gereken, onun insanlığa tebliğ ettiği Kur’an-ı Kerimi merak etmiyoruz. O eşyaları zamanımıza ulaşmışta, Kur’an neden ulaşmamış? O eşyalarını koruyup kollayanlar, onun yıllarca koruyup baş ucundan ayırmadığı Kur’an-ı neden müslümanlara göstermiyorlar? Gerçi ondan kopyalanıp el yazması Kur’an (Mushaf) lar var elimizde, harekelenmiş, noktalanmış, secaventlenmiş sure ve ayetlere ayrılmış. Bunlardan da farklı kıraatlar oluşmuş. Onlar hakkında bile gerektiği gibi bilgilenmemişiz. Özellikle dört-beş müfessire takılmış ve onları örnek almış, Kur’an-ı onlardan tanımış ve onları kutsayıp temel başvuru kitapları yapmışız. Meselâ, Kurtubi, Zemahşari, Fahrettin Razi, Muhammed Taberi, İbni Kesir ve meşhur Kur’an tarihçisi Belâzuri v.d. Bu müfessirler ve bütün Kur’an Meali yazanlar, tefsirlerinde ve meallerinde insanların toplanma merkezi Mekke’de Kâbe ile ilgili Hz. İbrahim, oğlu Hz. İsmail ve Hz. Muhammed Aleyhisselâmdan başka hiç bir Nebi-Rasulün o mukaddes belde ile ilgili adları ve alâkaları geçmiyor. Ama, Yahudinin uydurduğu Kudüs kutsalını Hz. İsa, Musa, Süleyman, Nuh ve Yusuf gibi diğer Nebi ve Rasulleri Kudüs’le indeksleyip Kur’an meallerine alıp monte etmişler ve tabi müslümanlara da benimsetmişler. Bu yetmemiş, Nebi Rasulümüze bir zaman Kudüs’ü kıble yaptırıp ona doğru namaz kıldırtmışlardır. 

Hz. Musa Aleyhisselâma inen Tevratı değiştiren Yahudi, kendi ırkından başka kimseyi dinine kabul etmeyip, gerçek Yahudi saymamış ve saymıyor. Ama gariptir bizim âlim ve ulemamımızın bir kısmı ve önemlisi o muharref Tevrat’ın bazı yerlerini örnek alıp Meal ve Tefsirlerine dahil etmişlerdir. Ama, hiç düşünmemişler, Yahudi, Hz. İbrahim Nebinin torunları Hz. Musa, dedesinin bütün insanlığı davet ettiği Kâbe’ye gidişini neden saklamıştır. Keza, Hz. Davut, Süleyman, Zekeriya ve İsa Aleyhisselâmlar Kâbe ile hiç ilgilenmemişler mi? Kur’an da bunlarla ilgili ayetleri görmemişler mi? Yoksa, görüpte saklamış veya anlamını kaydırmışlar mı? Bunu o mâlûm ve muhteşem âlim ve ulemamıza sormaya hakkımız yok mudur? İslâm dinini Nebi-Rasulümüz Hz. Muhammed Aleyhisselâmla başlatıp, Kur’an-ı Mübini de Arabistanla kayıtlayıp, diğer Nebi-Rasullere bu alana geçit vermeyenler ne yapmak istemişlerdir? Yüce Allah Kur’a-ın da Bakara suresi ayet 285’te şöyle buyuruyor: “Rasuller ve onunla birlikte olan müminler, Rabbi tarafından ona indirilene inandılar. Hepsi Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve Rasullerine inandılar. O’nun Nebi-Rasulleri arasında hiçbir ayırım yapmıyoruz ve *İşittik ve itaat ettik. bizi bağışla ey Rabbimiz, zira bütün yolculukların varış yeri Sensin* derler.” Bu ve buna benzer daha pek çok ayeti görmezden gelip Nebi-Rasulümüz Hz. Muhammed’i diğer Rasullerden ayırdedip, bütün insanlığın yaradılış kaynağı ve mebdei yapmışlar? Evet, Hz. Muhammed insan türünün Nebi-Rasul soyundan idi. İnsanların ilki de değildi, Rasullerin son temsilcisi idi. Ama, adına Mevlid diye yazılan hayal mahsulü bir şiirle “Nuru Muhammedi” efsanesi dillendirilmiştir. Şirk ihtiva eden birçok mısralarıyla bazı dini merasimlerde terennüm edilmektedir. Oysa, Rasulümüzü en iyi, en doğru ve en güzel Kur’an anlatmaktadır. Onu öğrenmek, tanımak ve bilmek isteyen Kur’an okumalı ve Kur’an’dan öğrenmeli ve tanımalıdırlar. Tabi ki, bütün Nebi Rasullerin de tanınıp, bilinmesinde en doğru kaynak yine Kur’an’dır. Ancak, Kur’an-ı da, Kur’an’dan okumak şartıyla. Kur’an meal ve tefsirlerin de bu konuya da dikkat etmek gerekir inancın da ve düşüncesindeyim.                                 LEBİD   

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nüktedan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Söke'nin en büyük sorunu nedir?