Adnan Menderes Programı

Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli insanlardan birisi olmasına karşılık, 17 Eylül 1961 tarihinde idam edilen Adnan Menderes ile ilgili programda neler söz konusu edilebilir.

XIX. Yüzyıl sonunda Katipzadelerden İbrahim Ethem Bey ile Kırım Türklerinden Hacı Ali Paşa’nın kızı Tevhide Hanım’ın oğlu olarak Aydın’da dünyaya geldi. Hem annesi hem de babasını çok küçük yaşlarda kaybettiği için Babaannesi Fıtnat Hanım tarafından yetiştirildi. Nine torun, Dede torun kültür akışının güzel bir örneğidir.

1910 yılında İttihat ve Terakki İdadisinde başladığı eğitimine Kızılçullu Amerikan Koleji’nde sürdürdü. 

Paris Barış Konferansında Yunanlılara işgal için yol verildiğinde Aydın’da bulunmaktadır. Aydın’ın işgali öncesinde Ayyıldız Milis Grubunu kurdu. Milli harekete girişti. 

1929 yılında Berrin Hanımla evlendi.

Her şeyden evvel gençlik aklımıza gelmektedir. Henüz gençlik yaşlarında Milli Mücadele hareketine dahil olmuş, Türklüğün ölüm-kalım savaşında milis olarak bulunmuştur. Atatürk’ün hayatında ikinci defa deneme imkanı bulduğu çok partili siyasi yaşama yerel genç bir siyasetçi olarak yer almış, Serbest Cumhuriyet Fırkası uzun ömürlü olmamasına rağmen Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Atatürk tarafından Cumhuriyet Halk Partisi saflarına kazandırılmıştır. Gençliğin eğitimle yakın ilişkisi herkesin malumudur.

Aydın’dan Ankara’ya milletvekili olarak gidince Hukuk tahsiline başlayanlar arasında Adnan Menderes’i de görmekteyiz. Oldukça ilginçtir tıpkı kendisi gibi Milli Mücadele’ye iştirak eden bir başka isim Abdullah Mahir Erkmen de öğrenciler arasındadır. Aydın’da kurulan Adnan Menderes Demokrasi Müzesi içerisinde her ikisinin bulunmasını oldukça önemsiyorum. Erkmen ve Menderes isimleri Büyük Taarruzun 100. Yılı anlamında da son derece anlamlıdır. Yaşı ilerlemekteyse de gençliğe güvenmeye ve görev vermeye devam etmiştir.

47 yaşındayken Türk demokrasisinin ümidi partinin kurucuları arasında yer almış, “Beyaz İhtilal” ile birlikte 51 yaşında Başvekil olmuş girmiş olduğu 1954 ve 1957 seçimlerinden başarıyla çıkmış ve on yıllık döneme adını vermiştir. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa bir döneme Başvekilin adı verilmiştir.

Bakanları Hasan Polatkan 35, Ahmet Tevfik İleri 39, Kemal Zeytinoğlu 39, Samet Ağaoğlu 41, Nuri Özsan 44, Ahmet Zeki Kurtbek 45, Halil Ayan 46, Mehmet Muhlis Ete 46 yaşlarında idi. Kendisi de Başbakanlığa 51 yaşında gelmişti.

Sadece kendi ve çevresinin gençliği değil ülkenin gençliğine dair adımlar atmakta tereddüt etmemiştir.

CHP’den ayrılıp DP’yi kurmaları sonrasında 61 sandalye ile TBMM’de temsiliyet hakkı kazandı.

14 Mayıs 1950 Beyaz İhtilal ile 420 milletvekili ile iktidara geldi. Başbakan Şemsettin Günaltay’dan görevi devraldı. Ardı ardına girdiği bütün Genel Seçimlerde Türk Milletinin desteğini korudu.

27 Mayıs Darbesi sonrasında haksız ve hukuksuz gerçekleştirilen yargılamalar sonrasında 17 Eylül 1961 tarihinde idam edilmiştir.

Beyaz İhtilal ile beraber burada 1972 yılında Beyaz İhtilal romanının yazarı Cavid Ersen’i de rahmetle anıyorum.

Paraların üzerine yeniden Atatürk’ün resimleri basıldı.

Ezanın Türkçe dışındaki dillerde okuma yasağı kaldırıldı.

 Batı Blokuyla hareket anlamında BM Kuvvetlerine Türk Tugayı ile katılmasına karar verildi.

Türkiye 1952 yılında NATO’ya tam üye olarak kabul edildi.

Yabancı Sermaye teşvik edildi. Alınan krediler tarıma yönlendirildi.

Tarımda makinalaşma özendirildi.

Türkiye’de yeni sanayi tesisleri oluşturuldu.

1954 seçimlerinde % 57’lik başarı Türkiye için bir siyasi partinin bugüne kadar erişebildiği en üst başarıdır.

Kıbrıs’ta karışıklar çıkıp uluslararası sahada sonuç alınamayınca Adnan Menderes Millî Mukavemet Teşkilatı’nı kurdu. İktidarı boyunca bu teşkilatı sürekli desteklemiştir. Böylece en küçük Türk grupları birbirleriyle irtibat kurma imkanı yakalamıştır.

1957 seçimlerinde % 48 oyla tek başına iktidarı korudu.

1773 yılında I. Abdülhamit’in Mühendishane-yi Bahr-i Hümayun adıyla kurduğu İstanbul Teknik Üniversitesi’nden 180 sene sonra ODTÜ ve KTÜ adıyla iki teknik üniversite daha kurdu.

17 Şubat 1959 tarihinde Uçağı İngiltere’de düştü. Yara almadan kurtuldu.

Adnan Menderes ve Demokrasiye katkıları:

Demokrasi ezelden ebede yürüyen Türk Milletinin bağımsız yaşama tutkusunda halkın yönetime katılımı, yönetimi şekillendirmesi olarak düşünüldüğünde Merhum Adnan Menderes’i her şeyden İşgalci Yunan karşısında Ayyıldız Milis Grubunda görüyoruz.

Atatürk’ün idealinde “çağdaş uygarlık düzeyini aşma” bulunduğundan hiçbir zaman tek partili bir yönetim söz konusu değildi. Bu sebeple “egemenlik kayıtsız ve de şartsız milletindir” prensibini benimseyen Büyük Millet Meclisi bağımsızlığı kazandıktan sonra hazırladığı 1924 Anayasası da birden fazla siyasi partinin varlığı esasına göre hazırlanmıştı.

Atatürk fırsatları değerlendirerek çok partili siyasi yaşamı gerçekleştirme çabasına girdi. 1929 Dünya Ekonomik Buhranı baş gösterdiğinde Serbest Cumhuriyet Fırkasının kurulmasını desteklemişti. Adnan Menderes genç bir siyasetçi olarak yeni fırkadaki yerini almış, kendini göstermiş parti kendisini feshetmesine rağmen siyasi çizgisini 1931, 1935, 1939 ve 1943 yıllarında CHP’de sürdürmüştü.

CHP’de iken 4’lü takrirle demokrasiye önemli bir kazanım sağladı. Ancak tek parti tarafından dışlanıp ihraç edildiler. Onlar da Demokrat Parti’yi kurarak Türk Milletine ve Türk Demokrasisine önemli bir alternatif sundular.

Adnan Menderes’in Eğitime Bakışı:

Merhum Başbakan Adnan Menderes, Türk Milletinin gözbebeği gençlerinin ve çocuklarının hem sağlıklı büyümeleri, hem de çağdaş dünyanın meselelerini çözebilecek nitelikte yetişmelerini benimsemişti. Öncelikle hastalıklardan kurtulması adına icraatları hiç aksatmadı. Bunun ötesinde kişinin sağlığını muhafazası hususlarında bilinçlendirilmesine eğitim katkısı sağladı.

Okur-yazar oranının artırılması, her Türk çocuğunun eğitim-öğretimin her basamağından yararlanabilmesi adına tahsil basamaklarının tamamında yaygınlaştırılma çabasına girişti. İlk, orta ve liselerin yaygınlaştırılması hemen sonrasında da üniversitelerin ülkenin farklı bölgelerinde açılması bunun örnekleri arasındadır. 

Eğitim politikasının lideri şüphesiz Adnan Menderes’tir. Ancak bu dönemde uzun müddet Milli Eğitim Bakanlığı’nı üstlenen Ahmet Tevfik İleri’nin adını zikretmeden geçemeyeceğim. Eğitime katkıları şu şekilde sıralanabilir:

Din derslerinin ilkokul müfredatlarına konulması,

Türk Sanat Tarihi Enstitüsü’nün kurulması,

İmam-Hatip Okullarının yeniden açılması,

Bedensel Engelliler için okullar açılması,

İnönü Ansiklopedisinin Türk Ansiklopedisine çevrilmesi,

Köy Enstitülerinin Öğretmen Okullarıyla birleştirilmesi,

Kırsal ve kentsel kesim öğrencileri arasında fırsat eşitliği sağlama çabaları

Adnan Menderes ve Köy Enstitülerinin Kapatılması:

Bu hususta ikili bir bakış söz konusudur. İdeal olarak kabul edilip kapatılmasına tepki gösterilmesi, diğeri de iktidarın uygulamalarına eleştiriye sınır konulamaması. 

Her ikisi açısından baktığımızda iktidarlar önceki iktidarların devamıdır. Bu sebeple onların politikalarını sürdürürler bunu gerçekleştirirken işlemeyen işletilemeyen hususlarda tasarruflarda bulunurlar.

Köy Enstitülerinde de Milli Şef Döneminin sonlarına doğru bir takım kısıtlamalara gidilmişti. Köy Enstitülerini kapatma hususundaki eleştirilerin yersizliği tarihen sabittir. 1946 Seçimleri sonrasında Hasan Ali Yücel’in yerine Reşat Şemseddin Sirer getirilmiş, Enstitünün kurucusu İsmail Hakkı Tonguç ve arkadaşları görevden alınmış, 1947 yılında da Sarıoğlan Yüksek Köy Enstitüsü kapatılmıştı. Eğitmenlere, köylere verilen araziler geri alınmıştı. 1948 yılına gelindiğinde enstitülerin iş eğitimi ilkeleri büyük ölçüde budanmıştı.

Beyaz İhtilal sonrasında Öğretmen Okullarına dönüştürülmüştür.

Adnan Menderes’in Basın ile İlişkisi:

Hiç şüphe yok ki Demokrat Parti yönetimi henüz Adnan Menderes Dönemi diye bir şey yok iken dahi ulusal ve yerel basının desteğine mazhar olmuştu. 1945-1950 sürecini düşündüğümüzde bunun daha iyi anlaşabileceği kanaatindeyim.

Beyaz İhtilalin gerçekleşmesi ve Adnan Menderes ülkenin 9. Başbakanı olarak 19. Hükümeti kurması sonrasında basının kendisine gösterdiği ilgiye karşılık verdiğini söylemek ve hakkı teslim etmek gerekmektedir. Ancak dünyanın her yerinde iktidarlar özellikle süreklilik arz eden iktidarlar çok geçmeden kitle iletişim araçlarının önemli bir kısmı ile ister istemez ters düşerler. Basının iktidarı etkileme gücü kadar iktidardan gelen politikalardan olumsuz etkilenmesi söz konusudur. Adnan Menderes’in basına sağladığı kazanımların göz ardı edilmemesi akademinin bir gereğidir.

Adnan Menderes ve Sinema İlişkileri

Bunu da birkaç cepheli düşünmek mümkündür. Altı sene süren ve dünyayı yerle bir eden II. Dünya Savaşı sona ermiş, savaşa dahil olan ve olmayan bütün devletler ve toplumlar bundan olumsuz etkilenmişlerdir. Takriben yarım asırlık bir geçmişi olan sinema gelişimini sürdürmüş ve daha fazla etkileme gücüne erişmişti.

Milli Şef iktidarının sonlarında Belediye Gelirleri Kanunu’ndaki düzenleme ile Türkiye’de sinema filmi üretiminde ve hedef kitleye ulaşım noktası sinema salonlarında büyük bir artış yaşandı. Adnan Menderes dönemi ülkemize has bir sinemanın menzilinin belirlendiği zaman dilimi olmuştur. Metin Erksan, Atıf Yılmaz, Memduh Ün, Ömer Lütfi Akat, Halit Refiğ gibi sonraki dönemin armada isimleri bu dönemde ilerleyişini sürdürmüşlerdir. Elbette iktidarla bazı konularda problemler de yaşanmıştır. Mesela Metin Erksan’ın Aşık Veysel’in hayatını konu alan Karanlık Dünya eseri sansüre uğramış, başka örnekler de gerek iç gerekse dış politika bakımından örneklendirilebilir.

Türkan Şoray, Ayhan Işık gibi Türk Sinemasının tamamında “Sultan”, “Kral” gibi unvanlar sadece popüler basının değil kamuoyunun kanaatleri hep Adnan Menderes Dönemi sinema alanındaki eserlerle oluşmaya başlamıştır.

Adnan Menderes ve Sinema ilişkisi denilince bunların ötesinde bir husus vardır. II. Abdülhamit döneminde izlenmeye, Meşrutiyet döneminde çekilmeye başlanan, Cumhuriyet döneminde gelişimini sürdüren sinemanın bir arşivi yoktu. Nitekim menderes iktidarının sonlarında sinema film deposunda çıkan bir yangınla, aynı zamanda resmi belge niteliğindeki filmlerin mühim bir kısmı yok oldu. Bunun üzerine Adnan Menderes ülkemizde ilk sinema arşivi kurdurmuştur. Bu görev de onun tarafından yerine getirilmiştir.

ÇEŞİTLEMELER

Harbe iştirak eden-etmeyen her ülkeyi yerle bir eden II. Dünya Savaşının hemen ardından ülkemizde de siyasi ve ideolojik değişimler kaçınılmaz bir halde kendisini gösterdi. "Ekmeksiz bıraktık, ama babasız bırakmadık" şeklinde iktidar savunmaları karşısında kurulan birçok siyasi partinin arasından sıyrılan Demokrat Parti, toplumun gerçekleştirdiği "Beyaz İhtilal"in öncüsü oldu. 

Türk milleti tam anlamıyla bir ölüm-kalım mücadelesine girişmek zorunda bırakıldığında henüz onlu yaşları tamamlamıştı. Birkaç sivil bürokrat, subayın çabasıyla zeybek ve efelerle tesis edilen Aydın Kuvay-ı Millîyesi içindeki yerini almış, ömür çarkını “milli ve yerli” anlamda çevirmeye başlamıştı. 

Demokrat Parti merkezli dönüşüm 14 Mayıs 1950 tarihli seçimlerle birlikte hem pekişti hem de edebiyatçı yazar Cavid Ersen’in eserine verdiği isabetli bir başlıkla kalıcı bir “Beyaz İhtilal” gerçekleşti. Türkiye’nin siyaseti olduğu kadar sosyo-ekonomik ve kültürel anlayışında da gelişim yaşandı.

Her türlü kalkınmanın köyden başlayacağı ancak bunun eğitimle pekişeceği düşüncesinden hareketle ilköğretimden yükseköğretime kadar masraflı hamlelere girişilmiş çağdaş bilim ve kurumlarla desteklenmesi sağlanmıştır. Bir taraftan kültür gelenekleri beslenirken diğer taraftan çağdaş bilim yuvaları ülkenin farklı bölgelerinde tesis edilmiştir.

1950-1960 yılları arasındaki Demokrat Parti, iktidarı birçok cepheden ele alınmaktadır, bundan böyle de alınmaya devam edilecektir. Siyasi partilerin siyaset ürettikleri nispette varlıklarını sürdürecekleri gibi, halka dokunmaya muvaffak oldukları ölçüde millî iradede de karşılık bulabilecekleri aşikardır.

Kendine has gerçekliğiyle “geçmişten günümüze çağımızı anlama ve anlatma” hususunda yararlanılabilecek “kültürel üretim” olarak değerlendirilen sinemadan yararlanılmasıyla konuların görsel bir halde daha kolay anlaşılması mümkündür. Hemen her hususta olabileceği gibi araştırma konusunun beyazperdeye ve ekrana uyarlanması kültürel devamlılık açısından büyük bir kazanım olacaktır.

50’li yılların tamamına mühür vuruldu. Bu mühür demokrasi ile sınırlı kalmayıp, tarıma, eğitime, sağlığa, ulaşıma kısaca hemen hemen bütün sektörlere uzandı. Her türlü algı operasyonu geçersiz oldu.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Prof. Dr. Turan AKKOYUN - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Söke'nin en büyük sorunu nedir?