Nüktedan : KUR’AN BÜTÜN İNSANLIĞIN REHBERİDİR (28)

Yüce Allah, zaman ve mekân ötesindeki indinden, hayatını zaman ve mekânla kayıtladığı ins ve cinne, yine insanlar içinden, beşer soyundan bir Nebi-Rasulle ins ve cinne Risaleler gönderdi. Bu risalelerini bir kitapta topladı adına Kur’an dedi. Çünkü, Rasûl demek Risale getiren demektir. Bu risalelerde yazılı metinlerdir ve toplamı kitabı ifade eder. Kitaba, hitap denmez, ama çevirebilirsiniz. Bunu seslendirmek suretiyle yaparsınız, nitekim seslendirilip hitap haline getiriliyor. Ancak, bu kitab (Kur’an) anlamıyla bir hidayet rehberi ve bir yaşam kılavuzudur. Amacı, inanıp uygulayanlara Allah’ın rızasını kazanmayı vesile kılmaktır. 60 Küsur yıldır okuduğum Kur’an-ı, özel çabalarımla Kur’an adına yazılanları, söylenenleri, farklı anlayış ve inanışları, düşünce ve görüşleri okudum, dinledim, düşündüm ve hâlen okuyorum, düşünüyorum ve yazıp okuyanlarla da paylaşıyorum, sohbetlerimde de ifade etmeye çalışıyorum. Bu süreç zarfında ben Kur’an-ı Kerimi böyle anladım, inandım-iman ettim. Bu bana aittir, beni bağlar.

Benim buraya kadar ifade etmeye çalıştıklarım benim Kur’an’dan ve Kur’an adına öğrendiklerimdir. Ben bunlardan ikna olup ve mutmain oldum. Mü’min kardeşlerime gelin bana tabi olun demiyorum. Siz de araştırın, emek sarf edin, okuyun, düşünün, öğrendiklerinizi kardeşlerinizle paylaşın, kendi iman bilincinizi kendiniz kazanın ve kendi emeğinizle mutmain olun diyorum. Kur’an, sizin de kitabınız, Kur’an herkesin, her insanın kitabıdır, Kur’an-a göre kimsenin-kimseye göre imtiyaz hakkı yoktur. Kur’an da her insan-insandır, kadın veya erkektir, sorumlulukta eşittir. İman ve amel kişiye özeldir, bir başkasına devredilemez. Kimse-kimsenin adına ibadet yapamaz, günah, sevap alış-verişi edemez. Velhasıl, kimse, kimsenin yükünü çekemez, taşıyamaz her kişinin kendine özel amel defteri var kayıtlar orada tutuluyor, Ahirette o bir kitap olarak kişiye verilecektir. Kur’an bunları apaçık beyan ediyor, Kur’an ve Kur’an da beyan edilen ve adına İslâm Dini denilen yaşam tarzı, Kur’an-ın kendisidir. Hz. Muhammed Aleyhisselâm Kur’an-ı böyle tebliğ etti, bu da benim sünnetimdir diye bir ikinci kaynak vaz etmedi. Bu nedenle, Kur’an herkese yetmelidir veya yettiğini bilmelidir diye düşünüyorum.

Son zaman Kur’an adına çok şeyler söylenmeye, yazılmaya ve tartışılmaya başlandı. Art niyetler hariç, bunun hayra alâmet olduğunu düşünüyorum. Bu hengamede görüyoruz ve duyuyoruz Dünya İslâm Âleminin durumu içler acısı. Dinde ayrılıkların sayısı belli değil, herkes bir yol tutmuş ben haklıyım, benim bildiğim ve inandığım doğru diyor. Hepsi Kur’an-a ve Hz. Muhammed Rasulûllaha tabi olduğunu ve inandığını söylüyor, ama bu inancın açılımına gelince iş örümcek ağına dönüşüyor ve içinden çıkılmaz bir durum ortaya dökülüyor. Bu konuda Kur’an-ın etrafında toplanıp birleşilmesi için sarfedilen çabalar var, eskiden de olmuş ve olmaktadır. Ancak, bu birlikteliğe katkı vermesi ve destek olması gerekenler, kendilerinden bekleneni tarihen de şahit olunması dolayısıyla yapmamışlar. Hatta tam aksini yapmışlar, şahsi ve siyasi çıkarları için bu ayrılıkçılığı koruyup kollamışlar. Öyle ki, bu yolda birçok yanlış, çirkin, zulüm ve haksızlıkların üstünü örtmüşler, yazdıkları ve yaptıkları yanlış yönlendirmelerle onları korumuş ve gizlemişlerdir. Doğruya on sevap, yanlışa bir sevap saçmalığı ile birde kutsamışlardır.

Kur’an-ı ve Kur’an-ın ifade ettiği İslâm Dinini müstakil ve insanlığın son dini olarak lânse ederken, Hıristiyanlık ve Yahudilik diye onları da ayrı birer hak din olarak insanlığa sunmuşlardır. Bunlar yetmemiş, İbrahimi dinler diye bir akım daha türetmişler “Hanifler” adı altında bu akıma İslâm Dini de dahilmiş bir sıralama yapmışlar. Yani, Kur’an da adı İslâm dini olarak  Allah’ın taktir Hak dini böyle bir sıralama ile bir sınıflamaya gitmişler. Hz. Rasulûllahı bazı konularda sıkıldığını ve zorlandığını söyleyerek Hıristiyanlardan ve Yahudilerden yardım istediğini bile iddia edip, âlim ve ulemamımızın bazıları kitaplarında yazmışlar. Meselâ, namazı onlardan öğrendiğini ve onlara kıymet verip, namazı Kudüs’e doğru bir zaman kıldığını siyerde, Kur’an meali ve tefsirlerinde açıkça yazmışlardır. Yani, Kur’an son şeriat kitabı, İsa’nın İncil’le, Musa’nın Tevrat’la gelen şeriatlarında bahsetmişlerdir. Dolayısıyla, Hz. Muhammed Aleyhisselâma doğumuyla başlatıp, bebeklik, çocukluk, gençlik ve orta yaşta gelen Risaletle devam ettirdikleri bir yaşam serüveni var. Bu serüvenin bazı dönemlerinde Kur’an’dan bazı ayetlere kurguladıkları olaylar var, aslı-astarı olmayan, bunları  amaçlarına malzeme yapmışlardır. Buna benzer Kur’an-a da nüzûl sıralaması ve rivayetler silsilesi tanzim ve taktir etmişlerdir. Ama bilerek, ama bilmeyerek, kasıtlı veya kasıtsız Kur’an-ın anlaşılmasını bunlara bağlamışlardır. Bu usulü daha çok Hz. Rasulûllahın üzerinden ve onun ağzından Sünnet adı altında Hadisi şerif rivayetleriyle sürdürmüşler. Bu alanda yazılan kitaplar insanların boylarını aşmıştır. Hz. Rasul, bu benim sözümdür çok kıymetlidir, bir gün size lâzım olabilir diyerek bir kenara yazdırmamıştır. Ama, o söyledi diyerek dudaktan, kulağa intikal yoluyla geldiğini iddia ettikleri “Hadisi şerif”  rivayetleri, bunlar Kur’an-ın ayetleri gibidir dayatmalarıyla, Kur’an’la eşdeğer olduğunu kabul edip savunmuşlardır. Birçok ağızdan aktarımlarla ve zaman kavramlarıyla doğruluk dereceleri tartışılan sözlerin Hz. Rasulûllaha dayandırılması akıl ve mantık açısından da tartışılmaya açıktır. Elbette, Rasulûllah risaleti sürecinde konuşmuştur ve konuşacaktır, ancak o hep Kur’an-ı öncelemiş ve insanları Kur’an-a çağırmıştır. Bu konuyla ilgili eşi Hz. Aişe validemizden gelen çok meşhur bir söz vardır.

Buhari ve Müslim de de geçmektedir. Kendisine Hz. Rasulü sormaya gelenlere “Siz Kur’an okumuyor musunuz” demiştir, gelenler evet okuyoruz deyince “İşte onun hayatı Kur’an idi” demiş ve bu sözü o büyük Hadis İmamları kitaplarında zikretmişlerdir. Demek ki, Kur’an her konuda baş vurulacak temel kaynak kitaptır. Başka kitaba ve kaynağa gerek yoktur. Çünkü o, insanlığın tek ve gerçek hidayet rehberi ve kurtuluş yolunun tek kılavuzudur. Bunu böyle bilmek, böyle inanmak ve onunla hayatı yaşamak veya hayatını onunla inşa etmek her insana gereklidir. Tabi, dileyen kabul eder, dilemeyen kabul etmez, bu akleden kalbe ait bir seçimdir.                                  

                                  LEBİD

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nüktedan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Söke'nin en büyük sorunu nedir?