YAŞANAN GERÇEK BİR HİKÂYE

Geçen hafta Cuma’dan Devam -

Eve geldim, odamda Muhtarın sandalyesine oturdum, bu Muhtarla işimiz var dedim kendi kendime! Sonrada kalkıp elime bir ip alıp camiye geldim, pençerelerde kırılan camların çerçevelerini ölçtüm ve ipleri cebime koydum eve çıktım. Tahrayı elime alıp, çoğunu kesipte az bir kısmı kalan yol kenarlarındaki hayıtları da kesip aldım ve eve getirdim, odun olarak kullanmak için bir kenara koydum. Artık, köyün alt başından üst başına kadar yolu temizledim. En az iki üç yıl böyle idare eder. Şimdi sıra yokuş yukarı camiye doğru çıkarken, yolun içindeki koca kayaları kenarlara çekip, yolun içini kaldırım yapmayı aklıma koydum. Devrisi gün okulun hafta tatilinden çocuklarla yaptığı Bayrak Merasimi’nden sonra öğretmenle kahvede buluştuk. Öğretmen bu hafta tatilinde buradayım Aydın’a gitmeyeceğim. O geceden sonra görüşemedik ne var ne yok, neler yaptın. O gece konuşturumuz Veleybol meselesiyle ilgili bir çalışman oldu mu dedi. Ben kayda değer bir girişimim olmadı, çünkü işi kotarabileceğim kişileri göremedim, ama bu gün yarın direkler ve yerin düzenlemesini halledeceğim dedim.

Öğretmende ağ ve top meselesini bu salı günü temin etmeyi düşümüyorum. Tire Pazarına gitmeye niyetim var dedi ve gel ayakta durmayalım oturalım deyip bir sandalye bana ve birde kendisine çekti, salıncak gibi sallanan eski bir masayı karşımıza alıp oturduk. Bende bu arada başımdan geçenleri ve dünkü olayı muhtarla bacanağı arasındaki dalaşmayı anlattım ve camide pençerelerin kırılan camlarının ölçüsünü aldığımı ve nesip olursa salı günü bende Tire’ye gitmeye kaar verdiğimi söyledim. Biraz daha sohbetten sonra ikindi namazı için ayrıldık, öğretmen arkamdan, benim evde metre var alıp geleyim de camların ölçüsünü metreyle alalım , istersen biraz bekle dedi, seri ve uzun adımlarla lojmana doğru yürüdü. Öğretmen, maşallah boy bir seksenden aşağı değil ve iri yarı bir arkadaş, çok sürmedi ben sağa, sola bakarken o çarçabuk geldi birlikte camiye çıktık. Ben ezanı okuyup namazı kılarken oda kırık penere camlarının ölçüsünü almış bir kağıda yazıp bana verdi. Az daha oturup sohbet ettik, o okula bende eve çıktım, kapının önüne sandalyayı çıkardım oturdum.

Aşağı doğru köyü seyrederken bir delikanlı yemeğimi getirdi ve kendisini tanıttı. Çete ibramın torunu İbrahim olduğunu ve babasının beni beğendiğini söyledi, bende koyunlarımız var onları bakıyorum dedi. Ayaküstü bu kısa tanışma faslından sonra, gürül gürül akan çeşmeyi göterip, burada bu kavak ağaçlarının altında sohbete gelirim dedi ve gitti. Sonra öğrendim ki bekçi işi bırakmış, zaten pek gönülsüz görünüyordu. Neyse, yemek tepsisini alıp içer geçtim ve tepsiyi masanın üstüne koyup, sandalyayı da altıma çekip karnımı doyurdum. Şöyle bir kenara çekilip köye geldiğimden beri geçen günleri değerlendirdim. Görünen o ki, geldiğimden beri boş durmuyorum, çalışıyorum. Ya elimde çapa, kürek, tahra ve çekiç veya Kur’an ve kitap okuyorum. Cuma günleri okuyacak olduğum hutbeyi arapçasını ve türkçesini yanlış yapmamak, anlayarak usulüne uygun okumak için tekrar tekrar okuyorum. Hem kendim bir şeyler öğreniyor ve hem de cemaatime ve köylüye öğretmeye çalışıyorum. Pazartesi günü yol çalışmasından sonra eve giderken, Altılı’nın kahve önünde elleri arkasında dikilen Muhtar, beni gördü, yanına çağrıp, yine çalışmaktan geliyorsun belli. Yarın Tire Pazarına gideceksin, ben sana biraz daha para vereyim, bende, eh sen bilirsin kabilinden başımı önüme eğdim.  Sonra bakıyorum hiç boş durmuyorsun, camiyi, çevresini temizleyip düzene sokmuşsun.Bu yetmiyormuş gibi birde köyün içindeki yolları temizliyorsun.

Bunlar senin görevin değil, ama görüyorum ki bu işleri zevkle yapıyorsun. Senin gibi bir Hoca biz ne gördük ve ne de duyduk. Bu arada gençler içinde yararlı olmaya çalıştığını duydum dedi ve cebinden çıkarıp yüz lira para verdi. Yakında, köy bütçesi yapılacak, Köy Kâtibi ve Nahiye Müdürü gelecek, senin aylığını da konuşup bir karara bağlayacağız dedi. Muhtar bunları söylerken benimde aklımda olan şey Öğretmenle konuştuğumuz Veleybol takımı ile ilgili konuyu ona duyurmak ve iznini alıp yardımını istemekti. Hemen, konuya girdim ve durumu anlattım, ben takıma dahil olamam ama direkleri temin ederim ve seyretmeye gelirim dedi ve evden direkleri seç al ve ne gerekiyorsa yapın dedi ve kahveye yürüdü. Bende sevinçle eve yürüdüm, o geceyi heyecanla geçirdim. Sabah Köy Meydanın da Tire’ye gideceğimiz dolmuşu beklerken öğretmen geldi, ben motorsikletle gidiyorum dedi, zaten motorsikletin üzerinde idi, ayrılmadan direkler hazır dedim, o, bende seti alır yarın maça başlarız dedi bastı gaza gitti. Az sonra gürültüyle yıpranmış bir dolmuş geldi. Üç kişi bindik, sıkış, tepiş yerlerimize yerleştik, içerde müthiş bir benzin kokusu, dolduş hareket edince bir de buna sigara dumanı ve kokusu katıldı. Yetti mi; yetmedi, yollar toprak ve bozuk eski tabirle şose, toz-duman gidiyoruz. Şoför, koltuklar arasına da yocular aldı, nefes almakta zorlanır hâle geldik, Tire’ye gelesiye kadar âdeta bir işkence yaşadık.

Dolmuştan inen derin bir nefes alıyor, bende gerinerek bir nefes aldım. Tire’ye ilk gelişim bu, şöyle bir kenara çekilip sağa, sola göz gezdirdim, gitmek üzere olan şoföre akşam saat kaçta hareket ve buradan mı kalkacağız dedim. Şoför, ikindiden sonra buradan kalkacağız  dedi. Peki, teşekkür ederim deyip, Tire’yi tanımak ve pazarına girip ihtiyaçlarımı almak için, şehrin anacaddesi olduğunu tahmin ettiğim cadde de ağır ağır, yürümeye başladım. Gerçekten de anacadde imiş, yürürken çevreye bakıyorum her taraf pazar, bütün sokaklar sağlı-sollu seyyar satıcılarla çevrilmiş. Bu, türlü, çeşit satıcıları gözden geçirirken, Gazete Bayini gördüm bir Tercüman gazetesi aldım. Bayinin yanında seyyar kitapçıdan, sergiden bir iki kitap aldım. Ayrıca listelediğim ihtiyaçlarımı da aldım. Az ilerde bir “Kitap Kırtasiye” dükkanı gördüm oraya da girdim, hemen gözüme ilişen “Belgelerle Türk Tarihi Dergisi” ni aldım. Dini kitapların var mı diye sordum, içeri gel dedi. Girdim raflar kitaplarla doluydu, oradan da bir iki kitap aldım, dinlenmek için bir kahveye otorup çay içerken öğle ezanı okunmaya başladı.

Devam edecek...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Uluçay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Söke'nin en büyük sorunu nedir?