HAYATTAN GERÇEK BİR HİKAYE

Geçen hafta perşembe gününden devam

Evin avlusunda gezinen İbrahim’i gördüm, avlu kapısına dikilip seslendim, Bana avlu kapısına doğru dönüp, buyur Hafız dedi, bir pense ile tornavida istiyorum. Bir dakka dedi gitti, az sonra traktör garajından alıp geldi ve bana verirken de ne yapacaksın bunlarla dedi. Caminin kırılan camlarını, Tire’den almıştım onları takacağım dedim. İyi hadi kolay gelsin dedi gitti. Ben camiye girip pençereleri açtım, cam kırıklarını güzelce bir temizleyip yenilerini taktım, macunlarını sürdüm etrafı silip, süpürüp, akşam namazını da kılıp, gaz lâmbaları için getirilen iki şişe gazın bir şişesini alıp eve geldim. Geceler uzun olduğu için genelde her gece yatsıdan sonra aşağı kahvelere iniyorum. Artık, el fenerim de var ve karanlıktan yana bir endişem yok. Köy meydanına gelmiş Altılı’nın kahveye yönelmiştim. Arkamdan Muhtarın Hafız Efendi diye seslendiğini duydum durdum. Buyur efe dedim, bi dakka dedi ve koluma girdi. Camları almışsın, tabi takmışsındır; sağol Allah razı olsun. Kahveye girelim hem çay içeriz ve hem de camların parasını veririm. Beraber köy kahvesine gittik, çaylarımızı içerken camların parasını verdi ve istediğin direkleri de hayvan damının duvarına dayadım, bak beğenirsen al götür, olmazsa başka bakarız dedi. Sonra da arkadaşlarıyla oyuna oturdular. Bende bir kenara çekildim, yanıma orta yaşlarında biri geldi, ben İbrahim’in babasıyım, sanırım tanışmışsınız bana senden bahsetti ve seni sevdiğini söyledi ve ayrıca seninle ilgilenmemi de söyledi. Gerçi, benimde aklımdan geçmedi değil, namaza da gelmek istiyorum. Nasıl köye, köylüye alışabildin mi? Geldiğinden beri hiç durmuyor çalışıyormuşsun, Köyün yollarını, camiyi çevresini temizlemiş bir düzene sokmuşsun, herkes senden övgüyle bahsediyor ve seni seviyorlar dedi sustu ve bana baktı. Bende sadece görevimi yapıyorum ve boş durmaktan da hoşlanmıyorum dedim. Bir-iki çay daha beraber konuşup sohbet ederek içtik ve görüşmek üzere deyip kahveden beraber kalktık, hayırlı geceler dileyip evlerimizin yolunu tuttuk.   

Eve gelip, gaz lâmbamı yaktım ve yatağımın içine girip, ilk sayısını aldığım “Belgelerle Türk Tarih Dergisi”ni alıp okumaya başladım. Enteresan hiç duymadığım şeyler, hatta ilkokulda okuduklarıma da ters düşen bilgiler. Dergiyi bir kenara koyup düşünmeye başladım, Biz Atatürk’ü vatanı düşman işgalinden kurtarmak için, İstanbul’dan, Samsun’a gizlice eski bir gemiyle gittiğini okumuş öğrenmiş öyle biliyorduk. Dergide ise, Padişah Vahdettin’in fermanı, bir miktar para ve yanında 7-8 de Kurmay Subay olduğu ve Bandırma Vapuru’yla Sansun’a çıktığını yazıyor ve karşısına da belgesini koymuş. Ben bu nasıl olur diye düşünürken uyumuşum. Bir ara uyanıp, lâmbayı söndürdüm yine uykuya daldım. Yemek getiren kişinin sesiyle uyandım, ki saate baktığımda kendi-kendimden utandım saat 9’u geçiyordu. Şimdiye kadar hiç böyle olmamıştı. Ama, gece saat kaçta uyuduğumu da bilmiyorum, çünkü bir ara uyandığımda bile saata bakmak aklıma gelmedi. Bu şaşkınlıkla kalkıp, teşekkür edip ve yemek tepsisini alıp içeri koydum, Abdestimi alıp, sabah namazını kıldım ve yemeğimi yiyip, yolun temizlenmesi az kalan kısmını temizleyip, bazı büyük taşları sağa-sola itip yolu biraz daha açtım çeşmenin yanına geldim. Dinlenmek için çeşmenin duvarına oturdum, bu kocaman taşların arasından yüklü eşeklerle geçenler, bu taşlara çarpıp yüklere ve eşeklere bir zarar olmasın diye vatandaşların bu taşlar arasından nasıl dikkatli ve tedbirli geçtiklerini görüyordum, merak ediyordum, neden bu yolu açmak için taşları sağa sola itmiyorlar? Buna olsun akılları ermiyor mu diye zaman zaman kendi kendime düşünüyordum. Yine de, ben burasını ileriki günlerde daha da güzel bir duruma sokar, buraya bir Arnavut Kaldırımı yaparım dedim. Saate baktım akşam ezanı yakın, eve uğradım yemeğimi yedim akşam ve yatsı namazı derken, aklıma geldi öğretmenle görüşecektik.

Öğretmenin lojmanına gittim, beni içeri aldı baktım çalışıyor, seni meşgul etmeyeyim, veleybol için direkler hazır, sende ağı ve topu aldınsa yarın hazırlık maçlarına başlayabiliz dedim. Beni tebessümle dinleyen öğretmen, tamam ağ ve topta hazır deyip önüme koydu. Bende, lafı uzatmadan topu ve ağı alıp, karşılıklı hayırlı geceler dileyip aşağı kahveye indim. Gençlerin bazıları orada idi, onlara durumu anlattım, topu ve ağıda verdim. Onlarda tamam Hocam sağ ol yarın bu işi hallederiz dediler, çaylar geldi ve kahve sohbeti başladı. Az sonra da oyuna geçtiler, beni de seyre davet ettiler, ben biraz daha oturup bir çay daha içtim ve iyi geceler deyip kalkıp Köy Odası’nın, yani evimin yolunu tuttum. Hava soğuk, şimşekler çakıyor, belli ki arkasından yağmur da gelecek, yürüyüşümü hızlandırıp yağmur bastırmadan eve geldim. Gaz lâmbamı yakıp, yatağımı yazdım ve içine girip Dergide kaldığım yerden okumaya başladım. Okudukça merakım ve hayretim artıyor ve acı acı düşünüyorum. Okul kitapları da mı yalan söylüyor, yalan söylemiyorlarsa hani kendilerinin belgeleri? Hain denilen Padişah Vahdettin, vatanı satmış ve kaçmış. Ama, adam belgelerle öyle olmadığını ortaya koyuyor. Düşünüyorum burada yalan söyleyenler kimler? Okul kitaplarında bile belgesiz ve delilsiz bilgiler verenler mi? Yoksa, Bütün o olayları belgeleriyle ortaya koyanlar mı? Devletin resmi okullarında öğretim böyle mi olmalı derken, uyumadan saate baktım 11,  lâmbayı söndürüp uykuya yattım. Devam edecek.. 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Uluçay - Mesaj Gönder

# saat, Allah

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Söke'nin en büyük sorunu nedir?