ARAP EKSENLİ VE ERKEK EGEMEN BİR MEAL (30)

Hz. Osman zamanında elle yazılarak çoğaltıldığı siyer ve tarihi kaynaklarda belirtilip bildirilen Kur’an-ın Mushaf nüshaları, Emevi Halifeleri’nden 5’ncisi Mervan bin Hakem tarafından da arapça meallendirilmiştir. Meallendirilmiş diyoruz, çünkü, noktasız ve harekesiz olan Kur’an bu halife döneminde Valisi Haccac Yusuf es Sakafi başkanlığında noktalanıp, harekelenmiştir. Bu konuda daha önce bilgi verdiğimiz için bir daha tekrar etmiyeceğiz. Ancak bir noktaya değineceğiz, bu noktalama ve harekelemeyi kutsayanlar var ve bir de tartışılabilir diyenler var. Kutsayanlar revaçta ve güçlüler, güçlerini de siyasi erk ve devletlerinden almışlardır. Tartışılabilir diyenler ise pek itibar ve destek görmemişlerdir. Bu durum bütün dünyada zamanımıza kadar böyle gelmiştir. Hep ilk yapılan o mealden, mealler yapılmış, esas aslı olan noktasız ve harekesiz Kur’an olan Mushaf’tan, ondan sonra bir tek olsun meal yapan olmamıştır. O asıllar müzelerde ve tarihi kütüphanelerde ancak ziyaret edilir olmuş ve olmaktadır. Evet, o noktalama ve harekeleme suretiyle yapılan meâl, Hz. Ali’nin talebesi Ebu Esved Eddüli ve Nasf İbnü Asım ve Basralı İbnü Ma’mer olduğu rivayet ediliyor. Bunların ayrıca İbni Abbas ve İbnü Mes’ud’un talebeleri olduğu da yine rivayetler arasında  vardır. Artık gerçekler öyle mi değil mi bilmiyoruz. Yoksa, bu durumu gerçekleştirmek için mi bu yol seçilmiş oda belli değil, araştırmayı gerektirir diyoruz. Çünkü, ifade ettiğimiz o yapılan meâlde Arap ve Arabistan merkeze alınmış ve erkek egemen bir üslûp kullanılmıştır. Asım kraatı olarak elimizde olan Mushaf’ta ayet mealleri ifade ettiğimiz gibi bu anlamdadır. Bundan dolayı âlimlerimiz arasında görüş ayrılıkları ve anlaşmazlıkları oluşmaktadır. Bu noktada, Kur’an indiği zamana aittir diyen “Tarihselciler” bu iddiadadır. Ayni iddiada olmasa da Arabı ve kültürünü kutsayanlar var, bu iddiada olanlara destek veriyorlar.

Dolayısıyla Arap kültürünü din diye, Kur’an meâlleriyle insanlara empoze edenler, durumu bu hâle getirmişler ve ayni zamanda sürdürme çabasındadırlar. Hz. Muhammed Rasul olmadan ve Kur’an inmeden önce sevilen, sayılan ve itibar gören bir kişi idi. Ama, Rasul olup kendisine Kur’an inip, çevresini ve tabi Arapları Kur’an-a uymaya çağırınca hemen değiştiler ve Rasul Hz. Muhammed Aleyhisselâma karşı durdular, eziyet, hakaret ve ihanet ettiler. Hatta, öldürmeye kadar düşmanlıklarını sürdürdüler. Bu hengamede, Hz. Muhammed’e davasından vaz geçmesi için büyük vaatlerde bulundular, olmadı. Madem ki Allah’ın Elçisi olduğunu söylüyorsun deyip ondan çok büyük isteklerde bulundular oda olmadı. Bütün bunları niçin yapıyorlardı, onun Rasullüğünü hazmademedikleri ve kıskandıkları için. İkincisi, içinde yaşadıkları durumun değişmesini istemediklerinden.  Şirk içindeki hayatlarıyla orada o topluma hakim olup onlara hükmediyorlardı. Bu nedenle saltanatlarının yıkılmasını, Kur’an-ın getirdiği insanlar arasında Hakk-Adalet eşitliğini kabul etmiyor ve mâlûm hâlin devamını sürdürmekten yana idiler. O zaman mâlûm hâlde ne vardı, zenginlerin ve topluma hükmeden siyasi erklerin hükümranlığı, o hükümranlıkta kadınlar eziliyor bir insan muamelesi bile görmüyor, fakirler, kimsesizler ve köleler eziliyor, hak ve hukuklarından mahrum ediliyor. Yönetim zengin erkin elinde istedikleri gibi insanları kullanıyorlar. Dolayısıyla insanlara zûlmediliyordu. İşte Hz. Muhammed Kur’an’la bunların karşısına dikiliyor ve günden-güne de islâm olanlarla güçleniyor.

Sonuçta karşılıklı savaşlar oluyor ve bu savaşlarda o mütegallibenin önde gelenleri ve yakınları olanlardan bazıları öldürülüyor ve Hz. Muhammed inananlarla bu savaşlarda galip geliyor. Neticede, o ilk islâm ve Muhammed Aleyhisselâm düşmanlarından bazıları müslüman oluyor. Olmayanlar da genelde yok oluyorlar. Nihayet iktidar ve hakimiyet Hz. Muhammed’in ve İslâmın eline geçiyor.  Ancak, o müslüman olanların bazılarının içinde eski dönemi özleyen ve içinden bir türlü atamayanlar var, öyle sinip, sinsi bir şekilde fırsat kolluyorlar. Hz. Muhammed Aleyhisselâm vefat edince, yavaş yavaş sivrilmeye ve içlerindeki düşüncelerini dışa vurmaya başlıyorlar. Bunun ilk âlâmeti Rasulûllahın vefatından sonra, Halifenin Kureyş’ten olması kuralının getirilmesidir. Bu kuralın devam ettirilmesinde palazlanan o eski dönem heveslisi kişiler, bu sefer hilâfeti ele geçirme çalışmalarına başlıyorlar. Bu çalışmaların liderliğini yapan Ümeyye oğulları Ebu Süfyan oğlu Muaviye ve tabi taraftarları da var. Hz. Osman zamanında bu iş doruğa çıkarılıyor ve zaten Osman da ayni hanedandan olduğu için iş biraz daha hızlanıyor. Sonuçta Hz. Ali ile Muaviye arasında anlaşmazlıklar baş gösterip büyük savaşlar oluyor. Meselâ, Muaviye’nin Liderliğinde, Hz. Ali’ye karşı Sıffin savaşı. Yine Hz. Ali’ye karşı, Hz. Aişe’in liderliğin de Cemel Vakası bunlar en önemlilerindendir. Hz. Ali şehit edilince, Hz. Hüseyin de Kerbelâ faciasında şehit ediliyor. Nihayet Ümeyye oğullarının önü açılıyor ve Emevi Devleti kuruluyor. Artık özlemi çekilen ihtirasların gerçekleştirilme zamanı da gelmiş oluyor. Ve işe kadercilikle başlanan arapçılık zihniyeti, Peygamber bizden, Kur’an bizim dilimizde, biz en üstün ırk ve insanlarız. Diğerleri mevalidir, bizden sonrakilerdir, bize biat etmek ve hizmet etmekle mükelleftirler. Çünkü, onlar için bu bir şereftir ve bu ayni zamanda Allah’ın taktiridir dediler. Bu nedenle bütün müslümanlar bizi örnek almak zorundadırlar politikasını, Nebi-Rasule atfettikleri hadislerle yaparlarken, Kader meselesini de Kur’an’dan bazı ayetleri bu meale uygun noktalayıp, harekeleyerek yapmışlardır. Bunu destekleyen Hz. Muhammed Aleyhisselâma atfedip, bir takım Hadis rivayetleri uydurup, Sünnilere ait “Kütübü Sitte” Altı kitap. Şiilere ait “Kütübü erba” Dört kitap tasnif edilmiş ve Hz. Rasulûllaha bu kitaplarda söyletmedikleri şey bırakmamışlar. Kader, hayır ve şerre iman, Kadını aşağılama ve erkek egemenliğinde bir islâm anlayışı türetmişler. Bu anlayışın kabulünü Kur’an ayetlerinin başına ve sonuna bir takım rivayetler ekleyip ve buna bir nüzûl sebebleri de ihdas edip Kur’an-ı Arabistana ve inzal olduğu zamana mâl edip mahkûm etmişlerdir. Kur’an-ı Hadisi şerifler olmadan anlayamazsınız kuralını getirmişler ve Arabın bazı örf ve âdetlerini Kur’an’la özdeşleştirmişler. Bazı ayetlerin başına o zaman yaşanan olayın adını koymuşlar ve o ayeti o zamana sabitlemişler. Bunu, Kur’an-ı Mübin de birçok yerde yapmışlar, tarihselciler bunlara bakarak ve Kur’an-ın aslında bunlar var mı yok mu demeyip ve hiç araştırmayarak Kur’an tarihseldir demişlerdir. Kimileri de bunlara inanıp, Kur’an da çelişkiler var demişlerdir. Eldeki bu Kur’an-ın, aslının üzerine noktalama, harekeleme ve secaventlerle bir meal yapıldığını neden kabul etmemişler anlamak mümkün değil.                          

                                  LEBİD

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nüktedan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Söke'nin en büyük sorunu nedir?