ARAP EKSENLİ VE ERKEK EGEMEN MEAL (32)

Buraya kadar çok tekrar edildi Kur’an-ın 5. Emevi Halifesi Mervan bin Hakem zamanında noktalanıp, harekelendiği, belki bundan sonra da yine tekrarlanacak. Neden?.. Birçok nedeni varda, ben sadece şimdilik bir nedeni hakkında tek bir şey ifade etmek istiyorum. O, noktalanan ve harekelenen Arapça meal niteliğinde olan çalışmanın yanına esas-asli metnin konulmamasıdır. Bu, 1200 yıldır hiç bir zaman konulmamış ve o noktalanan ve harekelenen metin aslının yerini almıştır. Hâlen de bu durum devam ediyor. Son zaman bu konuda çalışma yapanlar yeriliyor ve dışlanmaya çalışılıyor. Sıradan bir mümin olarak bu benim garibime gidiyor ve o zihniyeti kabullenemiyorum. Onun için, bu noktayı sık dile getiriyorum, çünkü bu zihniyet başka hata ve yanlışları da bünyesinde saklıyor. Dolayısıyla bu, gerçekleri arayanlar tarafından fark ediliyor ve topluma deşifre edilmeye çalışılıyor. Bundan rahatsız olanlar da, bu noktada çalışanları çeşitli şekillerde suçluyor ve karalıyorlar. Bunu yaparken de doğruluktan ve dürüstlükten bahsediyorlar. Yani, Kur’an-ın insanlığa indirilmesindeki esas maksat üzerinde durulması gerektiği gibi durulmuyor. Önceleri, başka sanat dalları ihdas ediliyor, düşünceler ve çalışmalar onlar üzerine kaydırılıyor.

Güya, Kur’an-a böylece bir takım özellikler kazandırıyorlar, itibarını ve şöhretini arttırıyorlar! Oysa, Kur’an-ın bunlara ihtiyacı yoktur ve Kur’an bunlar için de inmemiştir. İnsanlar, ona bir şey kazandırmak, amacının dışında, şöhret sağlayacak şekilde çaba sarf etmeleri boş uğraştır. Çünkü Kur’an, insanlar onunla itibar kazanması ve onun tavsiye ve teşvik ettiği her türlü özellik ve güzellikte şöhret olması ve bütün bunlardan örnek alınması için inmiştir. Yani, Kur’an kendisine uyulması, yaşanılması ve uygulanılması için Allah’ın indinden insanlığa gönderilmiştir. İnsanlar, Kur’an-a bir şey kazandıramaz, ama kendileri Kur’an’dan çok şey kazanır. En önemli kazançta dünya ve ahiret hayatını Allah rızası için Kur’an’la inşa ederek elde etmesidir ve sonucunda da Cennet ödülüyle sevinmesidir. 

Gelelim konu başlığımıza, “Arap eksenli ve erkek egemen meal” Evet, Kur’an-ın ilk meali böyle ve zamanımıza kadar da böyle gelmiş. Bu mealde Arabın bazı örf ve âdetleri Kur’an’la özdeşleştirilmiş. Meselâ Mücadele suresinde, eşinin sırtını anasının sırtına benzetenin durumuyla ilgili bir fıkhi kural oluşturmaları. O çirkin Arap âdetini yasallaştırmaları, nikâhta boşanma hakkını erkeğe vermeleri ve kadına erkeğine itaat etmemesi halinde, kocasının ona tokat atması gibi üstünlük tanınması. Rasulûllah hayatta iken yapılan savaşlarda bazı meselelerin hakkında verilen hükümler, o zamana aitmiş anlayışını pekiştirir, ayette isim verilmediği halde savaşların isimlerini ayet metinlerinin içine konulması, Bedir, Uhut ve Huneyn gibi. Yine, bazı surelere olaylarla ilgili kişi adı eklenmesi, bazı ayet başlarında isim verilmediği hâlde isimler eklenmesi, bunların rivayetlerle ve nüzûl sebepleriyle desteklenmesi, Kur’an-ın Arap eksenli hâle gelmesinde en önemli etkenlerdir. Tabi, erkek egemen kuralı da ayni kulvarın içinde bir uygulamadır. Burada konunun yumuşak karnı, sessiz kalmanın anlamı ve bunlardan mülhem saygınlık ve kutsallık Kur’an-ın inzali ve Hz, Rasulûllahın Arapların içinden olması en büyük etkendir. Bunlara atfen o zamanın insanlarına da özellikle Hz. Rasule yakınlığı, islamda olan aktifliği ataklığı gibi özellikleri açısından onlara da bir dokunulmazlık ihdas edilmiş. Meselâ, Asrı-Saadet, (Mutluluk asrı) Aşere-i Mübeşşere (Cennetle müjdelenmiş on kişi) ve Sahabelere (Gökteki yıldızlar gibidir denmesi, hangisine uyarsanız kurtulursunuz) anlamında o zamana ait kıymet hükümleri (Bunlara tabular da diyebilisiniz). İlerde bunları biraz daha açacağız. Şimdi, Allah rızası için lütfen düşünün! Böyle bir müktesebat insanda nasıl bir kanaat, inanç ve anlayış oluşturur? Kur’an da bunların geçerliliğine dair bir delil ve bir belge bulamazsınız. Ama bunları Kur,’an-ın ayetleriyle ilişkilendirmişler. Şimdi, bu durum karşısında Kur’an tarihseldir diyene, hayır değildir diyebilir misiniz? Erkek egemenliğini yoktur demek mümkün mü? O zaman Kur’an-ın asli metnini önümüze koyacağız!..

Kur’an-ın yazısının ve dilinin arapça olduğu üzerinde bazı tartışmalar oluyor. Ancak, o coğrafyada Arap dili üzerinde lehçeleri itibariyle çok farklılıklar olduğu ifade ediliyor. Öyle ise, Kur’an hangi Arapçanın lehçesi üzerine inmiştir. Bunu da yine kendilerine mal ederek Kureyş Lehçesi üzerine diyorlar. Ama, Kur’an-ı o coğrafyada herkes anlıyor, çevre de Yemen, Şam, Yesrip (Medine) Basra ve Habeşistan, Yahudi ve Hıristiyanlar anlıyor. Yani, Süheyl Rumi, Selmanı Farisi, Bilâli Habeşi anlıyor. Çünkü, hiç biri biz bu Kur’an-ı anlamıyoruz, ne diyorsa onu bize anlat demiyorlar. Dedikleri biz o Kitaba inanmıyoruz, ve ona uymayacağız. Ama, o kitabı (Kur’an-ı) noktalayıp harekeleyenler, biz onu Kureyş lehçesi üzerinden harekeleyip noktaladık dediler. Ve bu şekilde zamanımıza ulaştığı iddiasındalar. Bu konuda işin daha derinlerine inenler, İncil’in ve Tevrat’ın da ayni şekilde Allah’ın indinden inzal olduğunu söylüyorlar. Hatta, nokta ve harekelemeyi yapanlar bu usulü, Yahudilerden öğrendiğini ifade ediyor. Dünyada bazı kütüphane ve müzelerde çok eskilere dayanan bir takım işaretli, Kur’an-a benzer yazılı metinler olduğunu söylüyorlar. Ayrıca, arkeolojik kazılarda bulunan bazı yazılı tabletler olduğunu, ancak onların gizlendiğini söyleyenler de var. Yani, Kur’an’ın dili Rabca ve Allah’ca diyenlerinde olduğunu biliyoruz. Kur’an da geçen bazı lâfızların “Arabiyyun ve Âğrabiyyun” gibi. Farklı anlamlara geldiği zikredilirken verilen mealler çok enteresan. Birde “Âğcemiyyun” lâfzı var. Ona da Hasan Demir ‘noktasız ve harekesiz’ demektir diyor. Neyse, Yüce Allah, yarattığı insanı hiç başıboş bırakmamıştır. O Kur’an dışı konuşanların saçmalıklarına kulak vermeye değmez. Bakara suresi 213’ncü ayette şöyle buyuruyor: “İnsanlar tek bir ümmetti, Allah müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak Nebileri göndermiştir. Anlaşmazlığa düştükleri konularda insanlar arasında hükmü vermesi için Kitabı bir amaç doğrultusunda indirmiştir. Ancak kitap verilenler, kendilerine apaçık deliller geldikten sonra, aralarındaki kıskançlık nedeniyle (dinde) anlaşmazlığa düşmüşlerdi. (Bunun üzerine) Allah iman edenlere, üzerinde çelişkiye düştükleri gerçeği, buyruğu ile göstermiştir. Allah dileyeni doğru yola ulaştırır.”

LEBİD

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nüktedan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Söke'nin en büyük sorunu nedir?