Nüktedan: KUR’AN-I YÜCELTME ÇALIŞMALARI (35)

İnsanı, Kur’an’la şereflendirip yücelten veya yücelmesine yönelik nazil eden/indiren Rabbimizin bu lûtfunu idrak edemeyen insanlar vardır dünyada. Bu, Kur’an-ın inzal olduğu günden beri vardır. Bunları iki gruba ayırabiliriz. Biri, kâfirler, diğeri de, Kur’an-a inanan gafiller. Kâfirler bellidir, onlar konumuzun dışında, konumuz olanlar ise gafillerdir. Kur’an-a inanıyor/iman ediyor, ama idrak noktasında hataları vardır. Kur’an’la yücelmeleri, her konuda insanlığa örnek olmalarını, gıpta edilmelerini, cezbedici ve imrendirici özellikler taşıyıp yansıtmaları gerekirken, bunu  yapmamışlar. İşi şekilciliğe, sanat, edebiyat ve seslendirmede Kur’an-a musikî özelliği vermeye çalışmışlar. Kur’an-ın yazılı esas metni üzerinden, hayatın içine inen özelliğini yaşamın seviyesini yükseltici, ekonomik modeller, bilimsel ekoller, ileriye yönelik teknolojik ilkeler, insanın, insan kalmasını sağlayıcı sabiteler ve Kur’an-ı her daim merkezde tutacak, siyaset ve siyasilere âlet ettirmeyecek kesin çizgiler ve sınırlar koyacak çalışmalar yapmamışlar. Ama, Kur’an-ı nasıl bir şiirimsi özelliğe uygun hâle getiririz, ayet bölünmeleri yapmışlar.

Kur’an, icat ettikleri tecvit kurallarıyla, noktalı ve harekeli hâle getirilmiş, Kur’an-ı bu şekil üzerinden nasıl bir fonetikle okuruz çalışması yapılmış. Kıraat talimleri geliştirilmiş, hurufat bilgisiyle bir uyum hâline getirilmiş ve güzel seslerle, en içten duygulandırıcı makamlarla nasıl okuruz ve insanları nasıl galeyana getirir ve Kur’an-ın yüceliğini ve güzelliğini insanlara anlatır, tanıtır ve kalbi hissiyatlarına dokundururuz çalışmaları yapılmış ve hâlen de yapılmaktadır. Bu noktada müslümanlar arasında bir takım şiveler, aksanlar ve üslûplar geliştirilmiştir. Bu yolda en muteber olan, saygın ve kutsal sayılan Arap şivesi itibar görmektedir. Çünkü, Arapça, Kur’an dili kabul edildiğinden mübarektir ve cennette de o dil konuşulacaktır. O nedenle, Kur’an-ı Arap şivesiyle okumak sevaptır inancı İslam âleminde yaygındır. Bu inancın Kur’an da desteği yoktur, Rivayet yoluyla Hz. Rasule dayandırılıyor, buda tartışmaya açıktır. Allah’ın Elçisi Muhammed Aleyhisselâm Kur’an’a muhalif bir şey söylemez, yani Arabın dilini/lisanını kutsamak doğru olmasa gerektir diye düşünüyorum. Evet, insanlarımız Kur’an’la yücelmelerini esas almaları gerekirken, Kur’an-ı yüceltmeye kalkmışlar. Oysa Kur’an zaten yücedir ve Yüceler Yücesinden gelmiştir. Bu bir takım insanlara yetmiyormu ki, bu kıymete kanaat etmiyorlar da, böyle hatalı bir yola düşüyorlar. Meselâ, bir meal yazarı kitabının başına şöyle yazmış “Kur’an-ı Kerim ve Yüce Meali”. Neyse, Kur’an yüceltilmeye değil, yüceltmeye gelmiştir, kendisine iman edip uygulayanları yüceltir ve yükseltir. Kendisini idrak edip anlayabildikleri ve uygulayıp hakkıyla yaşayabildikleri nispette insanları yüceltir. Tarihte bunun örnekleri vardır, başta Allah’ın Elçisi Hz. Muhammed dönemi, dört halifeler döneminde arızalı da olsa vardır.

Ayrıca, Emeviler zamanın da Ömer bir Abdülaziz dönemi ve Abbasiler döneminde kısmen, oğulları Me’mun ve Mutasım dönemleri Selçuklular, Osmanlılar gibi birçok dönemde çok çok iyi olmasa da iyi ve iyiye yakın dönemler olmuştur. Ancak, Kur’an-ın dünya nizamı muhtevası ve bütün insanlığı kuşatan özelliği, inananlar tarafından hayata pratik uygulanması gerektiği manada tahakkuk ettirilememiştir. İtiraf edelim ki, bu alanda öyle çok ciddi çalışmalar da yapılmamıştır. Meselâ, Kur’an-ın yazılış şekilleri üzerinde çok çalışmalar olmuş, Hat sanatı diye bir dal geliştirilmiş, on küsur yazı şekli oluşturulmuş, küfi, rika, sülüs ve celi gibi yazı şekilleri vardır. Bunlarla ilgili çok çalışmalar yapılmış, başta mescitler, camiler, din muhtevalı kurumlar, önemliliklerine göre bu yazı çeşitleriyle süslenmiş, anlamlı, güzel ifadeler yansıtır sözler nakşedilmiş. Yazı şekilleri, görenlerin hoşuna giderken, anlamları da okuyanları meftun etmiş ve halen ayni duyguları yaşayanlar bu durumu ifade etmektedirler. Hatta, yeri gelmişken zikredelim, demişler ki, “Kur’an, Mekke’de indi, Kahire’de okundu ve İstanbul’da yazıldı. Güzel ve anlamlı bir ibare değil mi? Anlamlılığı üzerinde bence gerçekten ciddi bir şekilde durulması ve düşünülmesi gerekmektedir. Kur’an-ı Kerimin Mekke-Medine’de indi ve tamamlandı, bu kesin; bunun üzerinde, bu konuda aksine söylenecek hiç bir şey yok. Ama, Kahire’de okundu deyince orada bir durmak gerekir, çünkü burada okuma kelimesi farklı bir anlamda kullanılıyor. Sebebine gelince, bir okumak var anlamak içindir. Okunan ne diyor, ne anlatmak istiyor, neyi anlatıyor, onun için okuyoruz. Birde, seslendirerek okuyoruz, buna tilâvet de diyorlar, gerçi tilâvetin de anlamı farklı, bizim okumadan anladığımızla karşılaştırdığımız zaman. Bizim o ibarede anladığımız okuma, aslında seslendirmedir. Sesin güzelliği, tonu, fonotik yapısının makamla buluştuğundaki özelliği ve melodinin verdiği çeşni, bu okumada önemlidir.

Bu okumayı, Kahire’deki şekliyle dinleyip gördüğümüzde, pek hoş olmayan bir tavır, ses tonu belirliyorsa, ben o okuyuş şeklini bir çokları gibi beğenmediğimi ifade etmek istiyorum. Elini, kulağına koyup sesi çıktığı kadar bağırarak, bir sayfayı bir solukta okuması taktire şayansa, oda bana yine bazıları gibi pek hoş gelmiyor. Ve tabi bu şekilde Kur’an-ın anlam ve amacına da uygun olmadığı inancındayım. Gelelim, İstanbul’da yazılmasına, yukarıda ifa ettiğimiz gibi, yazı şekil çeşitleri İstanbul’da çoğaltılmış ve çeşitlerin üstünde bir hat sanatı bölümü, Medreselerin dışında geliştirilmiş, sonra medreselerin bazılarında son bir bölüm olarak ilâve edilmiş. Bu alanda da çok mahir Hat ustaları yetişmiştir. Birçok cami ve türbelerin süslemelerinde bu hat ustalarının maharetleri  sergilenmiştir. Ayrıca, levhalar hâlinde de teşhir edilmiş, birçok zenginlerin hanelerinde duvarlarında salon ve odaların ziynetleri olarak yerlerini almışlardır. Kur’an bu şekilde dünyanın her yerine ulaşmış ve bazı tablolar antik değer olarak müzayedelerde satılır, alınır olmuş, sanat dünyasında da böylece kıymet ifade eder olmuştur. Bu nadide eserleri elbette taktir ediyor ve bir değer olarak kabul ediyoruz. Bunlarda birer emek mahsulü çalışmalar, muhteşem göz kamaştırıcı ve gönül okşayıcı eserlerdir. Ancak, bunlara verildiği emek kadar Kur’an-ın asli hüviyetine ve sonraki üzerinde yapılan bir takım tasarruflara en az bunlar kadar emek verilmesini arzu ederdik!!        LEBİD

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nüktedan - Mesaj Gönder

# Allah

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Söke'nin en büyük sorunu nedir?