HAYATTAN GERÇEK BİR HİKAYE

Dünkü sayıdan devam

Ama, benim halâ moralim düzelmiş değil, Müftü müthiş bir şekilde kafamı allak-bullak etti, eskiden yaşadığım bir takım dramatik, üzücü, işkenceli olaylar aklıma geliyor ve gözlerimin önünde tecessüm ediyor, onlara takılıp kalıyorum. İşte o hengamede Aydın Müftülüğü’nde yaşadığım bir olay aklıma geldi, bir köşeye çöktüm. Gözlerim elimdeki Buyrultu da, aklım ve kalbim ise o zaman yaşadığım dehşetengiz olayların resmi geçidinde. Aydın Kur’an Kursun’da okuyorum, buna okumak deniyorsa eğer, sabah 7’de dersaneye giriyoruz, ilk dersi ben okuyorum 20 dakika sürmüyor. Hafızlık okuyor, Kur’an-ı ezberliyorum 17’ci sayfadayım üç ayım var hafızlığın bitmesine ve Kur’an-ı tamamen ezberlemeye. Başka ders yok, 27 Mayıs 1960 darbesi oldu. Bir ay geçmeden Kursun yatılı kısmı kapatıldı, sağlığa uygun değilmiş. Kurs Hocamız, hem imamlık yapıyor ve hemde bize kurs hocalığı yapıyor ve iki yerden maaş alıyormuş. Bu maaşın birini terk edeceksin demişler, oda Kur’an Kursu’ndan aldığını bırakmış. Dolayısıyla bize maaşsız olarak gelip görev yapıyormuş, yeni bir Kurs Hocası gelesiye kadar idare edecekmiş, Müftü Efendi geldi ve söyledi. İyi ama, hergün saat 7’de gelen Hoca Efendi, 9’da 10 da gelmeye başladı. Biz hafızlık yapanlarda denge bozuldu, derslerimizi vaktinde veremediğimizden dersler aksamaya başladı. Şimdiye kadar düzenli bir şekilde dersimi veriyorken, bir gün bana dersimde tekleyince ve kendisi de arada bir uyuklayınca, dersini çalışmamışsın ondan okuyamıyorsun dedi. Hocam, sizde uyukluyor ve beni şaşırtıyorsunuz deyince birden celâllendi, bana karşı mı geliyorsun dedi ve yanında bulunan delice sopasıyla kafama vurdu. İşte o anda ne olduysa oldu!..Ben oturduğum yerden fırladım, zaten moralim bozuk, canımda yanınca Hocanın üzerine sıçradım, ortalık karıştı. Gürültü, patırtıya yandaki dersanede kızları okutan Hoca geldi ve bizi ayırıp, beni dersaneden dışarı çıkardılar. Müftü geldi, beni ve kimseyi dinlemeden, beni Kurstan kovdu. Ben saygısız, terbiyesiz ve câni ilân edildim. Müftü, seni buralarda görmek istemiyoruz dedi, ama çok geçmeden o gitti, nereye gitti bilmiyorum. Gariptir, ben de yapayalnız kaldım, yatılılık kaldırılınca, yatılı olanlar yatağını-yorganını alıp köylerine ve memleketlerine gittiler.

Şehir içinden gelen arkadaşlarımla da görüşemiyorum. Benim yatak-yorgan kursun üstünde bir köşeye koydum orada duruyor. Kursun üstü beton ve merdiveni var, yaz gelince de zaten orada yatardık. Ama, oraya da yasak koydular, Müftülük beni şikâyet etmiş, polis gelip yatağımı aşağıya kursun yan tarafına atmış. Ben oradan aldım yine yukarı yerine koydum, birkaç sefer bu durum tekrar etti. Bir gün cami cemaatinden biri bana şikâyet et, elime bir kâğıt parçası verdi, Avukatın ismini bürosunu yazmış, bunu o Avukata ver sana yardımcı olur dedi. Ben, avukata giderken ayağıma biri bastı, dalmış olduğum geçmişin olaylarından beni uyardı. Can acısıyla başımı kaldırdım, Arap İsmail amcanın oğlu Sabri, ne o Hafız bi şey mi oldu? Bakıyorum buraya çökmüş ve başını yere eğmiş duruyorsun. Ben çöktüğüm yerden doğruldum ve yok bi şey öyle bir meseleden ötürü dalmışım, boş ver sonra anlatırım dedim. Var mı benim yapacağım bir şey dedi. Yok ağabi, sağ ol, benim çarşıya gitmem lâzım alacaklarım var. İyi, hadi hayırlı işler deyip,  Sabri ağabi aşağıya, bende yukarıya çarşıya doğru alış veriş yapmak için yürüdüm. Önce bir lokantaya girip karnımı doyurdum, sonra içimdeki sıkıntıyı dağıtmak için meşhur Tire Pazarını gezmeye başladım. Gördüğün kitap, kırtasiye dükkânlarına girdim, Türk Tarih dergisinin 2. sayısını aldım. Hayat Mecmuası’nı, Yeni İstiklâl Gazetesi’ni, Fedai Dergisi’ni ve 5 tane de kitap aldım. Bunlar bana bir Ramazan yeter deyip, diğer ihtiyaçlarımı da alıp Bakkal Ali Kocabıyık’ın dükkânına bıraktım ve geciken öğle namazını kılmaya bir camiye gittim. Malûm, Tire’de cami çok, adım başında biriyle karşılaşırsınız. Namazdan sonra dolmuşun yanına geldim, şoför kaportayı açmış motora bakıyor ve sağını solunu kurcalıyor. Selâm verip kolay gelsin dedikten sonra, ne zaman gideriz dedim, ikindiden sonra dedi. Saate baktım bir buçuk iki saat kadar bir zaman var, bu zaman zarfında biraz Tire’yi gezip görmeye çıktım. Tire tarihi bir şehir, Timur Han’ın bile bir süre burada eğlendiği rivayet ediliyor. Evet, Tire Camileri, hanları, hankâhları, hamamları, pazaryeri, konakları, türbeleri ve birde Kütüphanesi var, bütün bunlarla ün yapmış bir şehir. 32 bin nüfusu olan, 36 adet minareli tarihi camisi var ve caminin birini de Müze yapmışlar, gerçi caminin farklı bir planı ve iç yapısı var, medreseye benziyor.

Kütüphanesi, Aydın Oğulları Türbesi ve Fıkıh bilgini İbni Melek mezarı bunlar hepsi birbirine yakın, ben Paşa Camiinde ikindi namazını kılıp, Bakkal Ali Kocabıyık’ın dükkânından eşyalarımı ve bir iki kalem de ihtiyaçlarımı alıp dolmuşun yanına geldim. Şoför, hadi bakalım Boğaziçi yolcuları diye bağırıyor. Ben köyden birine sordum, şoför boğaziçinden bahsediyor, köye gitmeyecekmiyiz dedim. Köylü, ha.. hafız sen bilmiyorsun, Tire’den, Belevine kadar bu çukura Boğaziçi denir. Hadi dolmuşa binelim yerimizi alalım dedi ve eşyalarımızı şoföre verip dolmuşa girip yerimizi aldık, az sonra da dolmuş doldu ve şoför hareket etti. Dolayısıyla işkence de başladı benzin, sigara, kokusuyla ve toz da bunun cabası, lakalarda hoplaya, zıplaya köye geldik. Dolmuş durur-durmaz yolcular dışarı fırlıyor, derin bir nefes alıyor, sonrada eşyasını kapan evinin yolunu tutuyor. Bende aynen öyle yapıp ve köy odası olan evimin yolunu tuttum. Devam edecek

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Uluçay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Söke'nin en büyük sorunu nedir?