HAYATTAN GERÇEK BİR HİKAYE

Hava soğuk, namazdan sonra odama çekildim yatağıma girdim, bir zaman sonra yemeğimi getiren bir kadının sesiyle uyandım. Teşekkür edip yemeğimi aldım, soğuyan yemeği ısıtma imkânım olmadığı daha fazla soğumadan yedim ve aşağı kahvelere indim. Önce, gençlerin toplandığı köy kahvesine gittim, içimi ısıtacak iki tane çay içtim. Kahvede kahveci dahil beş kişi vardı, biri kimi-kimsesi olmayan Deveci Musa dedikleri gariban, soğuktan Kenevir çuvalına sarılmış, sedirde oturuyor, titrek elleriyle sigarasını sarmaya çalışıyor. Diğerlerinden biri, geçende tanıştığımız ve kendisini sevdiğim İbrahim’in babası Musa Amca. Ben onun yanına gittim, Musa Amca bana göre oturaklı, ağırbaşlı, ciddi ve saygın bir insan. Selâm verdim, selamımı alırken hafifçe ayağa kalktı, bir eliyle bana yer gösterirken diğer eliyle de ceketinin yakasını tutup, bana saygı gösterir bir tavır sergiledi. İlk defa köyde birinden böyle bir nezaket ve kibarlık gördüm. Ben de mahcup bir tavırla teşekkür ederek gösterdiği iskemleye oturdum. Bana, Merhaba deyip, halimi, hatırımı sordu ve yanına çağırmak için utandığını söyledi, geldiğim için de çok memnun olduğunu ifade etti. Bende, Estağfirullah deyip, hendisini sevip, saydığımı söyledim ve oğlu İbrahim’le iyi anlaştığımızı, ama işi olduğundan çok az görüşebildiğimi söyledim. İbrahim de seni sevdiğini ve saygın biri olduğunu söyledi. Biz köylüler cahil insanlarız hata ve kusurlarımız çok olabilir, sen okumuş ve hâlen okumaya devam eden birisisin, bizleri hoş göreceksin dedikten sonra Musa amca, bana bir şey mi söyleyecektin, kusura bakma, yerinden kalkıp yanıma gelmenden bunu hissettim dedi. Ben, evet; Emin Hoca’yı elbette biliyorsunuz, bir zamanlar köyünüzde imamlık yapmış. Benimle ilgili dikkatimi çeken sözler etmiş, onunla bir sohbet etmek istiyorum. Köyün dışında bir bahçesi varmış, iş bulamadığı zamanlar orada çalışıyormuş, yerini bana tarif ederseniz sevinirim dedim. O da, Köyün hemen üst tarafında üç-dörtyüz metre uzaklıkta çok kolay bir yerde dedi. Ben teşekkür edip ve izin isteyip, kahveden ve Musa Amcanın yanından ayrıldım ve öğretmeni görmeye gittim.

Okul, kahvenin yakınında ve hemen elli metre üstünde, biraz seri adımlarla okula doğru yürürken, Öğretmeni okul bahçesinde çocuklarla gezinirlerken gördüm, ben yaklaşınca öğretmen de gördü ve bana doğru yöneldi. Okulun bahçe duvarına oturdum, yanıma geldi; buyur Hocam! Buraya kadar zahmet etmeseydin, bir haber uçursan ben gelirdim, mesele nedir? Son zaman tadı kaçan ve arada bir oynadığımız Voleybol maçlarımızın kumara dönüştürüldüğünü söyledim. Haberim var, hatta bir-iki sefer beni de hislerine dahil ettiler, kendilerine söyledim Hafız duyarsa bu iş son bulur dedim. Nerden duyacak biz aramızda hallederiz dediler. Demek ki, senin de haberin oldu, ne dersin, ne yapalım dedi. Öğretmene ben direkleri sökerim, top sende, ağı da sana veririm. Zaten Ramazan da geldi, artık Bayramdan sonra bakalım zaman ne gösterecek? Nasip olursa o günlerde bakar, duruma göre hareket ederiz dedim. Öğretmen derse girdi, ben de camiye doğru yürüdüm. Top oynama meselesi sona erdi. Oysa, çok iyi gidiyordu, Köyden seyircilerimiz geliyor, kadın-erkek, kendi aralarında taraf tutarak, tezahurat bile yapıyor, bizi alkışlıyorlardı. Kahvede, köyler arası maçlar yaparız, oyunu çevreye yayar heyecanlı ve karşılıklı müsabakalarımız da olur sohbetleri bile yapılmaya başlanmıştı. Ama, daha şimdiden işi kumara çevirmişler, bizde öğretmenle bu işe başladığımız gibi bitirdik. Zaten bugün akşam inşallah teravih başlıyor ve yarın oruç bir diyecek. Benim de heyecanla beklediğim mübarek günler geldi, çünkü burada Ramazan Hocalığı yapıyorum. Muhtarla ve köylülerle böyle anlaştık ve hazırlıklarımı yaptım, yatsıdan yarım saat önce sela okudum ve Mihrabın içine oturup biraz ezberden Kur’an okudum. Cemaat de birer-ikişer gelmeye başladı, çoğaldıklarını görünce sevincimden yerimde duramıyordum. O heyecanla ve coşkuyla ezanı okudum.

Ezanı okurken yaşadığım hâleti ruhiyeyi anlatmam mümkün değil, bütün hücrelerimle âdeta duygularım kükreyerek ve gözlerimden yaşlar yağmur gibi dökülerek bir ruhaniyet içinde ezanı tamamladım. Camiye bilmem ama, cennete böyle girilecek, müthiş bir sevinç ve kendimden geçmiş olarak girdim. İçeride camiyi aydınlatan bir tane gaz lâmbası, 25 kişi var-yok bir cemaat, alsa-alsa on-onbeş kişi alır. Bilemiyorum, on yıla yakın camide namaz kılınmamış, düşünüp değerlendirmeyi her müslümanın vicdanına bırakıyorum. Kahvelerinde gazla yanan pompalı lüksler var, kahvenin ortasına asılır ve bütün kahveyi gündüz gibi aydınlatıyor. Camide bir tane gaz lambası imamın yanında, Mihrabın kenarında duvarda bir çivide asılı. Evet, Yatsının sünnetinden sonra orta yaşlı biri kalktı yarım-yamalak kamet getirdi ve yatsının farzını kıldık, sonra da son sünnetin ve Teravihe başladık. Her dört rekatta bir selamdan sonra salâvatları da ben okuyorum, bir iki ses çıkıyor ama kopuk-mopuk, ritim yok, aheng yok. Teravihi bitirdik, kameti okuyan eksik-noksan euzü besmele ile bir ayet okudu ellerimizi duaya kaldırmak için, evlere şenlik! Vema arsalnake rahmetekellil alemin dedi. Gülermisin! Ağlarmısın!.. Gayri ihtiyari aklıma İhtilâlin ikinci yılı olsa gerek 1961 Ramazanın da Aydın Şoför Kursunda bir ay Teravih namazı kıldırmıştım. Aydın, Zafer Âbidesi altında Belediye parkının ortasından aşağı doğru bir sokak iniyordu, sonra burası Menderes Bulvarı oldu. Orada Mehmet Tokgöz adında bir terzinin yanında çırak olarak çalışıyordum. Kur’an kursundan dışlanıp sokağa atıldığım zaman bir arkadaş bana bu işi bulmuştu. 17 yaşında idim ve terzi çıraklığı yapıyorum!.. Usta Mehmet amca beni çıraklığa yakıştıramıyor ve yahu sen koskoca bir delikanlısın, ben-sana, hadi oğlum git bize üç çay söyle, şu etrafı sil, süpür, ütüyü yak, makineyi yağla nasıl derim dedi. Usta, dedin dedin işte bir daha bunları söyleyip hatırlatmana gerek yok dedim ve ben işe başlıyorum dedim.   

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Uluçay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Söke'nin en büyük sorunu nedir?
Tüm anketler