Hikayeler: HAYATTAN GERÇEK BİR HİKAYE

17 Yaşında terzi çıraklığına başladım, çabuk öğreniyordum ama elimden seri iş çıkmıyordu. Çalışmaya devam ediyordum, çevreyle uyum sağladım, usta ve ailesi beni seviyor, evde birlikte yemeğe çağırıyorlar ben gitmiyordum. Beni aileden biri gibi görmek istiyorlardı ama ben mesafeyi koruyordum ve hep korudum, kapıya kadar gider evin içine girmiyordum. Usta bana 15 lira haftalık veriyor ve geceleri de dükkanda yatıyordum. Çevrede herkes bana Hafız diyordu, sanırım çoğu adımı bilmiyordu. Neyse Ramazan geliyor, Usta çevredeki esnafla konuşmuş, bana bize Teravih namazı kıldırırmısın dedi. Bilmem ki hiç kıldırmadım, yapabilirmiyim dedim. Usta yaparsın, yaparsın, sana üç gün müsade kararını bana bildir deyince, ben namazı nerde kılacağız dedim. Usta yanımızdaki Şoför Kursu Binasında, ben sahibiyle konuştum, namaz kılmamıza izin verdi dedi. Ben de tamam dedim ve üç gün sonra kıldıracağımı söyledim. Usta da çevre esnafına duyurmuş, ben de Ramazan’ın ilk gecesi Yatsı ezanıyla çevreye duyurmuş oldum. Bir ay ramazan da arızasız çevre esnafına teravih namazı kıldırdım. Şimdi Hasan çavuşlar köyünde de bu ikinci teravih namazı kıldırmam oluyor ve hamdolsun iyi de gidiyor. Ama, hayatımın en önemli dönemi olan o Kur’an Kursu’ndan sokağa atılmam ve ondan sonra yaşadıklarım hiç aklımdan çıkmıyor. Nasıl çıksın ki, benim 6 yılımı yediler ve çok kötü geçirmeme de sebep oldular. Asker darbe yapmış, devleti yönetenlerden üç kişi asılarak idam edilmiş, intiharlar ve işkenceler gırla gitmiş, dine sataşılmış, birçok insan bu darbeden büyük zararlar görmüş. Bütün bunlardan haberi olmayan o insanlardan biri de ben. Kurstan atılmama sebep olan Hoca, Kütahya’dan bir hocayla yerlerini değişmişler. Bize gelen Kütahya’lı hoca idareten bizim başımızda bulunacakmış baştakiler öyle karar vermiş.    

Yasaklanmış olan yatakhanede bizimle kalacakmış. İyi, güzel de, daha ilk geceden itibaren külhanvari tavırlarıyla ortamı germeye başladı. Pehlivan kıssaları anlatıyor, kendince seçtiği üç-beş kişiyle ilâhiler okumaya başladılar. Yanında birde kendi yaşına yakın birini daha getirmiş evli-barklı imiş, oda siyasetten bahsediyor ve durmadan da İsmet İnönü’yü övüyor, Adnan Menderes’i kötülüyor. Ayrıca bir takım davranışlarıyla da bize gözdağı vermeye çalışıyor. Ben o siyasi konuşmalardan pek bir şey anlamıyordum, ama benden birkaç yaş büyükler, bunların ajan olduğunu söylüyorlar ve içimizden çıkıp gitmeleri gerekir diyorlardı. Ben zaten dışlandığım için bu yeni hocanın derslerine iştirak etmiyor, sadece gece bu yasaklı yatakhanede yatmaya geliyordum. Bir gece geldiğimde kapıyı kilitli buldum. Açmalarını söyledim, hocanın yüzüne bakıyorlar ve kapıyı açmıyorlar. Anladım ki Hoca Efendiden tenbihliler ve kapıyı açmayacaklar. Az geri çekilip kapıya yüklendim kapının camı kırıldı, kırık camdan elimi içeri sokup kapıyı açtım ve içeri girdim. İçerde ortalık biraz karıştı ama, Hoca ve arkadaşı içerde arkadaşlardan destek bulamayınca olay büyümedi ve polise de aksetmedi herkes yatağına girdi, o geceyi uyur-uyanık geçirdik. Sabah ortalık silip, süpürüldü temizlendi, kapıya cam takıldı. Ne yazık ki, artık kursun yasaklı yatakhanesinde de huzur kalmadı. Pehlivan tefrikası meraklısı ilâhici Hoca efendi o günden sonra yanımızdan ayrıldı ve bir daha da yatakhaneye gelmedi. Duydum ki görev yaptığı Bey Camii’nin Sermahfilinde yatıyormuş. Ama, anteni yanımızda kalıyor ve bizi de rahatsız etmeye devam ediyor. Bir gün Kursa yeni gelmiş bir çocuğa, içi dolu sürahiyi eline verip, git bunu şadırvandan doldur dedi. Çocuk, bu sürahi dolu deyince, git ulan! Onu dök taze su doldur gel; ben onun dolu olduğunu görmedim mi? Hadi, yürü! Yürü!.. Dedi.        

Bu durum karşısında ortalık iyice gerildi, herkes birbirine bakıyor ve bakışlar dönüp bende odaklanıyordu. Çevresine korkuyla bakan çocukta bakışlarını bana çevirdi, bende başımla gitmesini işaret ettim, çocuk bir daha gidip sürahiyi doldurdu geldi. Bizim efe, çocuğun kucağından çekip aldığı sürahiyi ağzına dikti, ama dikip indirmesi bir oldu. Onu korkuyla seyreden çocuğa, sert bir bakışla, ulan bu suyu sen nereden doldurdun? Ulan kokuyor bu! Git bunu çeşmeden doldur deyip, sürahiyi çocuğun göğsüne doğru uzatıp itti. Ben dur oğlum Hüdaverdi dedim. Aslında çocuğun adı Hüdayi idi, ama sevimli, hareketli, çalışkan, şen-şakrak bir çocuk olduğundan ben ona Hüdaverdi diyordum, son zaman bu gergin ortamda masum hâliyle bize ilerisi için ümit ve cesaret veriyordu. Neyse, ben dur oğlum Hüdaverdi deyince Hüdayi durdu, durdu ama bir bana bakıyor birde bizim Kütahyalı efeye, bende kapının arkasında darbe dolayısıyla görevi sona ermiş olan Karavana sopasına bakıyorum. Sopayı aldım, hiç böyle bir şey beklemeyen efeye bakmaya başladım. İçeridekiler birer-ikişer dışarı çıkmaya başladılar. İçerde benim arkadaşlar bir efe kaldı, ama durumun ciddiyetini anladı. Efe bize göre iri-yarı kalıplı biri, her ihtimale karşı az geri çekildim, sopayı kaldırdım, indirmeye kalmadan efe hemen diz çöktü ve yalvarmaya başladı bende vurmadım. Dışarı çıkıp elimdeki sopayı fırıncının odunlarının içine attım ve karşıda Kitapçı Mustafa amcanın yanına gittim, oradan yatakhaneyi gözetlemeye başladım. Bazı arkadaşlar yanıma geldiler, efenin eşyalarını toplamaya başladığını söylediler, az sonrada bizin efe eşyalarıyla göründü. Yatağı, yorganı simit yapmış sırtında, bavulu da elinde yatakhaneden çıkıp, caminin avlusundan da çıkarak aşağı Bey Camii’ne doğru gitti. Takip eden arkadaşlar bir zaman sonra geldiler. Camide İmam arkadaşıyla buluşup, karşı kahvede oturup sohbete daldıklarını bana haber verdiler. Ben yine her ihtimale karşı gece geç vakte kadar yatakhaneye gitmedim.        

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Uluçay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Söke'nin en büyük sorunu nedir?
Tüm anketler