Tefekkür : KUR’AN-IN NÜZÛL SEBEBİ VE SIRASI (40)

Kur’an-ın kitaplaşması ve Mushaf hâline getirilip surelerin bir sıraya göre diziminin yapılması bir müktesebat gereği olarak kabul edilmiştir. Kur’an-ın Allah’ın indinden Rasulüne/Elçisine inzali, İslâm Uleması tarafından Hitap olarak olduğu kabul edilmektedir. Yüce Allah, Kur’an-ı Elçisine Kitap olarak Melek Cebrail vasıtası ile verdiğini söylüyor. Bunu kitabında 200’ün üstünde ayetlerde tekrar ettiği hâlde, Âlimlerimiz ısrarla hitap olarak Elçinin kâlbine ilka edildiğini iddia ediyorlar. Bundan sonra da Allah Rasûlü Hz. Muhammed kâtiplerine kalbine ilka edilen ayet veya sureleri çeşitli materyallere yazdırdığını ve bu uygulamalarla Kur’an kitaplaştı diyorlar. Bu konuyla ilgili çok zengin bir muktesebat var. Rivayetler silsile-si meratibi, usulü tertibiyle hazırlanmış, Kur’an’dan bir delili ve belgesi olmadığı hâlde, İslâm literatürüne girmiştir. Bu literatürün Rasulüllah kaynaklı bir alt yapısı oluşturulmuş, Risalet gerçeği bu altyapının üstüne bina edilmiştir. Kur’an meallerinin ve Kur’an tefsirlerinin dayanak noktası bunlardır. Oysa, Kur’an bir Allah kelâmı olup, Risalelerden müteşekkil bir kitap hâlinde Levhi-mahfuzdan Allah’ın emriyle ve meleklerden Cebrail ile Hz. Muhammed’e Ramazan ayında Kadir gecesinde indirilmiştir. Bu, Allah’ın kitabıdır, herhangi birinin kitabı değil. Bu kitabın başı, ortası ve sonu yoktur, herhangi bir kitap gibi baştan bir giriş, sonra gelişme ve sonuç yoktur. Neresinden başlarsan başla, başı orasıdır, zamanla ve mekanla kayıtlanıp sabitlenemez. Zamanları ve mekânları kuşatan Allah’ın ilmi, iradesinin ayetlerle tezahürleridir. Kur’an-ı bu anlam ve amaçta anlayıp, iman etmek, Kur’an-ı Allah’a mâl etmektir. Yoksa, Kur’an-ı anlamamak ve idrak etmemektir ve yanlış yolda olmaktır. 

Hz. Muhammed’in Hira mağarasıyla başlayan Risalet yolculuğu, vahye ilk muhatap olduğu Alâk suresinin ilk ayetleriyle ve Oku! hitabıyla start almıştır. Dikkat ederseniz Yüce Allah, Kur’an-ın indiği geceyi ve ayı söylüyor. Ama, mekânını ve ilk inen sure ve ayetlerini söylemiyor. Ramazan ayının içinde ve Kadir gecesinde diyor. Şimdi, burada düşünmek, akletmek ve tefekkür etmek gerekmektedir. Bu ayda ve bu gecede Kur’an Hz. Muhammed’e indiyse, ona o gece Risalet verilmiş, Rasûl yapılmış demektir. Onun o geceyi unutması mümkün mü? Tabi, o gece Kur’an Hz. Muhammed’e inzal edildi ise! Çünkü, o ayda ve o gecede Kur’an-ın Hz. Muhammed’e indiği ifadesi yok. Sadece o ayda ve o gecede indiği ifade ediliyor, Hz. Muhammed’e indirdik denmiyor. O zaman, Kur’an da bu noktayı aydınlatacak ayetleri bulmak ve ona göre delilli ve belgeli konuşmak hakkımız olsun. Kur’an dışından şu rivayet şöyle diyor, bu rivayet böyle diyor, kulaktan dolma haberlere kapılıp gidemeyiz. Rasulûllah bu konuyla ilgili bir bilgi notu olsun yazmamış ve yazdırmamış. Kur’an dışında Rasulûllahın yazdırdığı belgeler var, Hudeybiye antlaşması, bazı devlet adamlarına dine davet mektupları gibi. Bunların gayri-müslim devletlerin müzelerinde veya tarihi kütüphanelerin olduğu söyleniyor. Nasıl ki Kur’an-ın el yazması bir takım eski nüshalar bu müzeler de varsa. Ayni şekilde bir takım ilk dönem İslâm devletleri dönemlerine ait yazılı belgeler bu müzelerde sergilenmektedir. Yani, teknolojinin son dönem gelişmişliğinin internet ve dijital ortamında artık ap-aşikâr bunlarla ilgili bilgi sahibiyiz. Ancak, bu bilgilerin zaman, mekân, ortam ve zihniyet açısından doğruluk dereceleri tartışılır. Bu nedenle, mümeyyiz aklın süzgecinden geçirilmeleri gerekmektedir.

Bu konuda Kur’an-ın merkeze alınması, Tevhid kıstası ile bir takım temel ilim ve bilimler Hak-Hukuk, adalet ve gerçeklik ilkeleri adına sabitlenmeleri icabeder. İnsanlığın yaradılışı, dünya hayatı sahnesinde sınavla yaşama başlaması ve bu yaşamın temel ilkelerinin ömür süreçleri içinde değişmez karakterleriyle yer alması, ancak Kur’an’la belirginleşebilir. Bu da, Kur’an-ın asli hüviyeti olan, Hz. Muhammed’e kitap olarak indiği şekliyle mümkündür. Kur’an-a sonradan eklenen, her ne maksatla olursa olsun nokta, hareke, secavent ve ayet bölünmeleri alınıp bir kenara konulacak, daha önce ifade ettiğimiz aslı müzelerde olan Kur’an’ın aynisinin ortaya çıkacak orijinali üzerinden bunlar yapılacaktır. Bu konuda çalışma yapanlar var, Diyanet İşleri eski Başkanlarından Sayın Tayyar Altıkulaç ve özel gayretleriyle çalışıp, çabalayarak bu orijinalliğe ulaşan bazı araştırmacılar var Sayın Ramazan Demir gibi. Ayrıca, bir takım Üniversite ortamında da bu alanda çalışmalar olduğu sosyal medyaya ve internete yansımaktadır. Elimizdeki Mushaflar üzerinden de bu çalışmalar, biraz zahmetli de olsa yapılabilir. Surelerin ve bazı ayetlerin nüzûl sebepleri, Arabın örf ve âdetleri, Rasulûllah hayatta iken yaşanan olayların kimilerinin ayetlere mesnet edilmesi ve anlaşılması için mutlaka onlara baş vurulmasının zorunluluğu şart koşulmuş. Nüzûl sebebi, rivayet eklentileri, meal ve tefsirlerde ayetlere yapılan ilâveler, muharref Tevrat ve İncil’den alınan İsrailiyat hikâyelerinin ayetlerin yorumlarında açıklayıcı olarak kullanılması, Kur’an-ın anlaşılmasında bir katiyyet ifade eder gibi okuyucuya sunulması, önemli yanlışlardır. Dolayısıyla, Kur’an adına islâmı, iman bilincini zora sokuyor. Bunlardan arınılması da öyle pek kolay değildir.  

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Uluçay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Söke'nin en büyük sorunu nedir?
Tüm anketler