Kıbrıs Barış Harekâtının Kırk Dokuzuncu Yıldönümü

Yıl 1974 yazı. Yeltepe Ortaokulu Müdür yardımcısıyım. Okulda yaz kursları vardı. O zamanki sistemde başarısız öğrenciler ağustos sonları ile eylül başlarına kadar süren bir aylık zaman dilimi içinde sınavlara girer, başaranlar bir üst sınıfa geçerdi. Bütünlemeye kalan öğrencileri yetiştirmek amacıyla Okul Aile Birliği ve Okul Koruma Derneği tarafından kurslar açılmıştı. Ben de bu kursların müdürlüğünü yapmak durumunda idim. Tam kursların ortasına gelmiştik ki 20 Temmuz’da Kıbrıs Barış Harekâtı oldu. Gündüzden, kahvelerdeki televizyonlardan izledim. Başarılı olmuştuk. Radyolardan ve bir iki yerde rastlanan televizyonlardan bol bol Hasan Mutlucan’ın kahramanlık türküleri yükseliyordu. Sevinçliydik, gururluyduk... Cumartesi günüydü. O zamanlar cumartesiler yarım gün mesai vardı. Gündüz böyle geçti... Bizde büyük baldız, iki kızı misafirdi. Bir de küçük baldız zaten bizimleydi. Geceleyin uykuya yeni varmışken kapının zili uzun uzun çaldı. İlk uykunun sersemliği ve bin bir türlü düşüncelerle kapıyı açtım. Kapının önünde, kaldırımda bir gece bekçisi dikeliyor...
-Hayrola bekçi kardeş?
-Yunan gelceğimiş, Söke boşaltılcek... Emir böyle...
....
İçeri döndüm. Gecenin yarısı. Bir bebek, üç çocuk... Yedi kişi... Nereye nasıl gidilir?.. Boşaltma uygulayacak adam, araç gönderir, güvenli bölgeye seyrekleştirir... Benim bildiğim, okuduğum bu... Ev halkı ayakta, çocuklar uykularından uyandırılmanın huysuzluğu içinde... Biz büyükler bir şey yapamamanın çaresizliğiyle birer arpacı kumrusu... Düşünüyorum, bu gece ben şu evimden daha sağlıklı bir sığınak bulamam ki... Duvarlar kalın taş duvar... Arka odaların güvenliği değme sığınaklarda yoktur... Ben böyle düşünürken kapı zili bu kez can alıcı gibi çalmaya başladı. Çıktım. Yine aynı bekçi...
-Daha ne duruyorsun hemşerim? Yunan Beşparmak’a gelmiş. Sabah burdaymış...
-Bizi götürecek araba nerde?..
-Ne arabası, sen kıypıttın heral...
-Boşaltma emri veren makam, bunları hesaplamak zorunda... Dört çocukla meydana çıkıp da senin Yunan’ının kurşununa hedef olamam. Git kaymakama söyle... Bir daha da bu kapının zilini çalıp içerdekilerin yüreğine indirme...
Bekçi gitti. Bizim pencerenin önünde, on on iki yaşlarında bir kız çocuğunun elinden tutmuş bir kadın, eşinin kucağında beş altı yaşlarında bir başka çocuk bekleşiyorlar. Ne yana gideceklerini kararlaştıramamış, panik yüzünden düşünme ve karar verme yetilerini yitirmiş vaziyette... Sokaktan bir aşağı bir yukarı gidip gelen insanlar... Bağrışlar çağrışlar... Ağlaşan çocuklar, “Ne yapacağız?” diye çırpınan kadınlar... Düşünceli düşünceli üç adım sağa gittikten sonra geri dönüp çocuklarını ve eşini kolları ile korumaya kalkışırmış gibi durup bekleşen erkekler...
Bekçi bizim zili bir daha çalmadı. Az sonra komşulardan biri geldi pencerede beni gördü... “Gel hoca bizim inşaattaki depoya girelim de şu bekçi rahat etsin... Senin sert çıktığını söyleyip durur... Emre itaat etmiyormuşsun.”
Çoluk çocuk toparlandık komşunun üst katını işleyerek ev hâline getirdiği, zeminde pamuk deposu yapmak üzere henüz kapısını kepengini takmadığı hangar gibi yere vardık. Tuğla, çimento torbası vb. üzerine tünemiş insanların biraz kıpırdayarak yer açmaya çalıştığı yerlere kadınları oturttuk, kucaklarına da çocukları yatırdık... Biz erkekler ayakta... Sabahı bekliyoruz... Oysa buraya bir silahlı düşman gelse otuz kişiyi birden biçer atar... Bekçi babanın emrini dinledik... 
Köşede yere çömelmiş yaşlıca bir amca küçük el radyosunu habire cızırdatıp duruyor... Kâh hışırtılar, kâh benim anlamadığım bol s’li, tıs’lı haberleri dinliyordu. Bir kere daha istasyon değiştirdi. Hışırtısız, parazitsiz bir istasyon buldu. Bir müddet dinledi... Arkasından “mere...” ile başlayan bir küfür patlattı. Ve bize, “Beşparmak, bizimki değil, Kıbrıs’taki Beşparmak’mış.” dedi, kalktı evine yöneldi. Biz de kapıya... Bekçi hepimizi ayağa kalkmış dışarı çıkarken görünce hışımla “Hemşerim nereye?..” sözünü bizim Giritli amca ağzında bıraktı. Git amirine söyle Yunan bizim Beşparmak’ta değil, Kıbrıs’ın Beşparmaklarında sıkışmış. Sıkı mı buraya gelsin!..”
Rahat nefes aldık. Sabah erkenden önce İzmir’e, oradan da Eskişehir’e çocukları, eşimi ve baldızları amcalarına götürdüm, bıraktım. Kendim âcilen döndüm. 
Sonradan öğrendim ki bütün Söke halkı Kuşadası yolunu tutmuş. Durumu gözleyen aklı başında bir amcadan şu sözü işittim:
-Alçak uçuş yapan bir Yunan uçağı bu yola dizilenleri tarayıp geçebilirdi ve Söke’nin nüfusu onda bire düşerdi.
Orman yangın gözetleme yerindeki görevli Rumca biliyormuş. Rum telsizlerini dinlerken Rumların Kıbrıs'ta Beşparmak dağlarında sıkıştığını öğrenmiş. Bunu da bir müjde olarak amirlerine aktarmış. Fakat bu Beşparmak, yanlış anlama sonucu bizim Muğla Aydın sınırları içinde yer alan Beşparmak sanılmış. Kargaşa buradan çıkmış.

OLAYIN DEVAMI VAR: Denizli Büyükşeri Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler dairesince yayımlanan "KEFE'den SÖKE'YE" eserimden okuyabilirsiniz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yaşar Çağbayır - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

01

[email protected] - Hocam konu dışı olacak ama yazmam lazım

...

Ötüken Sözlükle ilgili:

En sevdiğim yazın türlerinin başında gelen ve alan ayırımı yapmaksızın her birine ayrı bir ilgi duyduğum -soyut ve kavramsal düşünmede etkilendiğimi düşündüğüm- sözlükler, hem 'iğneyle kuyu kazmak' deyiminin cuk oturduğu zorlu, uzun ve yoğun bir hassasiyet gerektiren nadide eserler. Bunu en iyi siz bilirsiniz! Beni en fazla heyecanlandıran, bir roman gibi okunmasa da sık sık içinde gezinmekten mutlu olduğum kitaplar. D. Mehmet Doğan'ın Büyük Türkçe Sözlük, İlhan Ayverdi'nin Misalli Büyük Türkçe Sözlük, TDK Türkçe Sözlük de (M. Kanar'ın, Ali Püsküllü'nün sözlükleri de dahil) kapsam ve teknik açıdan devasa emekler elbette. Ama sizin yıllarca emek verip hazırladığınız ve Ötüken'in yayınladığı sözlükse hem kelime sayısı, anlam, izah ve örneklendirmede kapsamı bakımından hem de teknik incelikler bakımından yazılmış en sıkı, en muhteşem sözlüklerin başında gelir. Şunları içimden gelen samimi sözler olarak kabul edin lütfen: 'Biz böyle büyük bir emeği hak edecek ne yaptık, siz nasıl güzel bir adamsınız, ne muhteşem bir öğretmensiniz, onlarca yıl akıttığınız tere, emeğe kurban olayım. O değil de o zorlu günleri-geceleri, ayları, yılları nasıl da dil için feda ettiniz, iğneyle kuyu kazmak deyimi bile hafif kalır. Gıyabınızda samimi ve ciddi bir hürmetle temenna eder, düğmelerimi ilikler, sağlık, huzur, mutluluk dolu güzel bir ömür dilerim. Bu millet, tarih ve coğrafya senin bu büyük ve müstesna emeğinize, hizmetinize çok şey borçlu!'

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 26 Aralık 17:03


Anket Bu Pazar Yerel Seçim Olsa Aydın Büyükşehir Belediye Başkanlığı'nda Hangi Adaya Oy Verirsiniz?
Tüm anketler