Erbabı Bilir...Avrupa da Yeni Bir Yaşam

Son yıllarda daha iyi çalışma ve yaşama düşüncesiyle ülkemize gelen mülteciler gibi gençlerimiz de yurt dışına gidiyorlar. Aradaki fark giden gençlerimizin iyi eğitimli

ve liyakat sahibi olmaları. Gelenlere neden geldin diye soramadığımız için gidenlere de neden gidiyorsun diyemiyoruz. Yapacağımız, onları anlamaya çalışmak ve  gençlerimizi yurdumuzda tutabilmek için onlara daha iyi çalışma ve yaşam koşulları sağlamak.

Bugünkü konuklarım Türkiye’deki işlerinden ayrılarak yeni bir hayat düşüncesiyle Almanya’nın Frankfurt şehrine yerleşmeye karar veren genç bir aile. Sorularımı her ikisine de sordum.

Sorularıma geçmeden önce bize kendinizi tanıtır mısınız?

Adım Dilara Güzel. İstanbul’da doğdum, büyüdüm. Yeditepe Üniversitesi Uluslararası Almanca İşletme Yönetimi bölümünü kazandım ve daha sonra çift diploma imkânı ile Almanya’nın Münster şehrine taşındım. Fachhochschule Münster Üniversitesinde Finans-İşletme bölümünü bitirdim. Eğitimim sonrasında yenilenebilir enerji alanında öncü olan bir Amerikan firmasında Almanya’da yaklaşık 2 sene çalışmaya başladım. O sırada Deniz’le aldığımız ortak karar doğrultusunda, hayatımızı İstanbul’da kurmak üzere Türkiye’ye döndüm ve hayatımızı planladığımız gibi İstanbul’da birleştirdik, evlendik. Dönüşümden kısa bir süre sonra da kozmetik sektöründe faaliyet gösteren bir Alman firmasının finans departmanında işe başladım. Yaklaşık 3 yıl Türkiye’de kaldık ve çalıştık. Sonrasında eşimle birlikte aldığımız karar sonucunda Almanya’ya gitme ve yerleşme çalışmalarına başladık. 2022 yılının başında Frankfurt’a geldik. Şu anda Amerika menşeili bir yatırım firmasında çalışıyorum.

Adım Deniz Ali Güzel. Söke Sıdıka İlkokulu, Söke Atatürk İlköğretim Okulu ve Söke Lisesi’nden mezun olduktan sonra Marmara Üniversitesi’nde Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü’nde okudum. Sonrasında dünyanın en büyük petrol ve enerji şirketlerinden birinin Türkiye ofisinde Müşteri İlişkileri Yönetimi bölümünde çalışmaya başladım. Bu esnada Yıldız Teknik Üniversitesi’nde İnovasyon, Girişimcilik ve Yönetim yüksek lisansı yaparken Türkiye’nin en büyük akaryakıt şirketinin önce Sivas – Tokat sonra da Trakya Bölgesi Perakende Akaryakıt Saha Satış Müdürlükleri’ni yaptım. Eşimin de söylediği gibi birlikte aldığımız bir kararla Türkiye’deki işlerimizden ayrılarak buraya geldik. Frankfurt’a taşındıktan sonra Almanca dil eğitimi aldım ve yeterlilik sınavından sonra Alman menşeili bir firmanın İş Geliştirme ve İhracat bölümlerinden sorumlu olarak çalışmaya başladım.

İnsanın yaşadığı yeri, işini, dostlarını en önemlisi ailesini bırakıp yurtdışına yerleşmek istemesi gerçekten zor bir karar. Bu kararı nasıl aldınız? Öncesinde böyle bir düşünceniz var mıydı?

D. Güzel: Yurtdışına yerleşme fikri bende birden oluşmadı. Küçüklüğümde de farklı yerleri keşfetmeyi hep severdim, kabıma sığamazdım. İlkokuldan itibaren yurtdışında yaşamak hayalim hep vardı. Lisede okul gezisiyle İspanya’ya gittim ve o zaman üniversiteyi yurt dışında okuma fikri çok cazip gelmeye başladı. Üniversite tercihlerinde Türkiye’de tercih ettiğim üniversitenin Münster Üniversitesiyle Çift Diploma anlaşmasının olduğunu ve Türkiye’de başlayıp Almanya’da devam edebileceğimi öğrenince kayıt yaptırdım. Böylece benim yurtdışı hayatım, isteğim doğrultusunda başlamış oldu.

D.A. Güzel: Söke’de büyüyen bir genç olarak benim hayalim İstanbul’da yaşamaktı. Fakat İstanbul’u da yaşadıktan sonra, eşimle birlikte daha keşfedecek ve yaşanabilecek çok yer olduğunu düşünüyorduk. Evlenmeden önce de eşimi ziyaret etmek için bir kez Almanya’ya gitmiştim. Sonunda girişimlerimiz sonuç verdi ve Almanya’ya geldik.

Yurtdışı denildiğinde ilk akla gelen ülkeler genellikle Kanada, İngiltere ve kuzey Avrupa ülkeleri oluyor. Siz neden Almanya’yı tercih ettiniz? 

D. Güzel: Bizim göç etmek üzere aslında ilk tercih ettiğimiz ülke Almanya’ydı fakat pandemi döneminde iş bularak gitmek pek de kolay değildi, biz de bu sebeple Kanada’ya yüksek lisans ile göç etmenin daha kolay olacağını düşündük. Fakat pandemi sebebiyle o da çok kolay olmadı. Bana, Kanada öğrenci vizesi çıktı, eşimin vizesini bekliyorduk. Bu sırada Kanada’yı araştırdıkça aslında bize çok uygun olmadığı kanaatine varıyorduk. Başlıca Türkiye’den, Avrupa’dan çok uzak olması, soğuk olması, hayat pahalılığı gibi sebeplerdi. Amacımız yaşam standardı yüksek ve ekonomisi iyi olan bir ülkeye gitmekti. İspanya ve İtalya bizim kültürümüze daha yakın (Akdeniz kültürü) ve eğlenceli yerler olmasına rağmen buraları hiç düşünmedik. Kuzey ülkeleri de pek cazip gelmedi. Kanada vizesini beklerken Almanya’yı daha iyi tanıdığımız ve bildiğimiz için başvurularımızı Almanya üzerine yoğunlaştırdık. Yaptığım iş başvurularından biri olumlu oldu ve Almanya’ya Frankfurt’a gelmeden şu anda çalıştığım firma bünyesinde Türkiye’den uzaktan çalışmaya başlamıştım. Almanya tercihimizin doğru olduğuna inanıyorum.

D.A. Güzel: Avrupa ülkelerine yaptığımız müracaatlar içerisinde Portekiz, İrlanda, Hollanda gibi ülkeler de vardı. Fakat Almanya’yı daha çok tercih ediyorduk. Eşimin de söylediği gibi Almanya’yı biliyorduk. Almanya dünyanın 4. büyük ekonomisi ve Avrupa’nın sanayi devi bir ülke. Yıllardır uyguladığı bir göçmen politikası var ve diğer ülkelerden gelenlerin de ilk başta tercih ettikleri bir ülke olduğu için ben de Almanya tercihimizin doğru olduğuna inanıyorum. Türkiye’ye ulaşımın kolay olması da tercih sebeplerimizden birisiydi. Buradan kalkan bir uçak 3,5 saatlik sürede İstanbul veya İzmir havaalanında oluyor.

Dilara Hanım Almanya’da iş bulduğunu ve gelmeden önce Türkiye’den çalışmaya başladığını söyledi. Fakat yine de sormak istiyorum, Almanya da iş bulmak zor mu? Buraya gelen sizin gibi gençler genellikle ne tür işler tercih ediyorlar?

D. Güzel: Almanya’da hem iş bulmak zor hem de işe kabul edilmek zor. Öncelikle işverenler Almanca dil yeterliliğini çok önemsiyor. İngilizce konuşabiliyor olsalar da, iş yerinde kendi dillerini konuşmayı daha çok tercih ediyorlar. Almanya’da en çok aranan işlere gelirsek, öncelikle yetişmiş sağlık çalışanları yani doktor, hemşire, sağlık memuru gibi nitelikli eleman aranıyor. Bunun dışında mühendislik, IT, Teknoloji ve finans gibi sektörlerde de arayışları var.

D.A. Güzel: Eşim Almanya’da bir üniversiteden mezun olduğu ve yeterli Almanca dil bilgisine sahip olduğu için benim kadar zorlanmadı. İngilizce bilgim yeterli olsa da Türkiye’de Türkçe konuşulan bir iş ortamında çalıştım. Buraya geldiğimde yaptığım tüm iş başvurularında karşıma çıkan ilk engel Almancaydı. Burada dil kursuna yazıldım ve dil bilgimi pratik olarak geliştirebilmek için günlük ya da haftalık geçici işlerde çalıştım. Almancam yeterli düzeye geldiğinde de başvurduğum ilk işime kabul edildim. Burada şunu belirtmek isterim; Burada iş başvurularında bizim rakiplerimiz kesinlikle Alman gençleri değil. Bizim rakiplerimiz diğer Avrupa Birliği ülkelerinden, özellikle Doğu ve Güney Avrupa’dan gelen gençler. Çünkü onlarda seyahat kısıtlaması olmadığından, defalarca buralara gelmiş ya da öncesinde kendi ülkesinde de şubesi olan bir Alman firmasında çalışmış olabilecekleri için Almancayı öğrenmiş oluyorlar. Bu durum onları bizim önümüze geçiriyor. Burada en çok aranan işlere ben de birkaç ekleme yapmak isterim. Bilişim sektörü çok aranıyor. Size garip gelecek ama sıhhi tesisatçı, elektrik teknikeri, fayans ustası, sıvacı, boyacı da oldukça aranan meslekler. Almanlar, sözden daha çok belgeye inandıkları için meslek sahiplerinin, o mesleğin uzmanı olduklarını belgelemeleri de şart oluyor. Burada tekrar belirteyim; gelecek kişilerde ilk aranılan Almanca bilmesi. 

Frankfurt’ta gezerken yanımdan Türkçe konuşarak geçenler çok oldu. Hatta bir Türk marketine girdiğimde kullanılan tek dilin Türkçe olduğunu gördüm. Almanya’da yaşayan Türkler uyum sorunu yaşıyor mu? Karşılaştıkları en büyük zorluklar neler?

D. Güzel: Önceki konuşmalarımızda en büyük sorun olarak söylediğimiz dil bilmenin dışında, sosyal yaşam, arkadaşlık ilişkileri ve katı kuralları uyum sorunu yaratabilir. Biz Türkler sıcak insanlarız ve hemen samimi olup arkadaşlık kurabiliyoruz ve bazen de acele davrandığımız için o arkadaşlığı çabucak sonlandırıyoruz. Almanlar, sizinle hemen samimi olmuyorlar, ancak sizi tanıdıktan sonra ki bu aylar, yıllar alabiliyor sizinle arkadaş oluyorlar. Bu tür geç arkadaşlıklar da ömür boyu sürüyor. Bir de Türkiye’deki gibi bir iş arkadaşlığı yok. Herkes aynı işyerinde çalışan bireyler olarak görülüyor. Mesai saati içinde ve sonunda kişisel konular pek konuşulmuyor.

D.A. Güzel: Karşılaşılan sorunlar kişiden kişiye değişse de biz her zaman “Türkiye’de Almancı, Almanya’da yabancı” olmayı sürdüreceğiz sanırım. Elbette bu inanışı kırmak yine kişinin elinde olan bir durum. Bu soruya kişisel olarak cevap vermem gerekirse ben uyum sorunu yaşamadım, çünkü gelmeden önce Alman kültürünü ve yaşam tarzını araştırmıştım. Karşınıza bildiğiniz sorunlar gelince çözüm bulmak kolay oluyor. Ama önceki yaşam tarzınızla burada yaşamak isterseniz elbette bu mümkün değil. Örneğin, yaya geçitlerinin dışında bir yerden karşıya geçemezseniz, sürücüyseniz tüm kurallara uymak zorundasınız, sözleşmenizde belirtilmediği sürece balkonda ya da her önünüze gelen ağaçlık alanda mangal yapamazsınız. Aslında en önemli konu kendinize neyi sorun edip etmediğiniz. Burada da dikkat edilmesi gereken konu net ve anlaşılır aslında. Almanya’da yani Avrupa’da yaşayacaksınız onların kurallarına uymak zorundasınız.

20 aydır burada yaşadığınızı belirttiniz. Bize günlük yaşamınızdan söz eder misiniz? Hafta içi hafta sonu neler yapıyorsunuz?

D. Güzel: Hafta içi çalışmakla geçtiği için sosyal aktivitemiz kısıtlı oluyor. Sabah erken kalkıyoruz, birlikte kahvaltı yapıyor ve sonra işe gidiyoruz. Bir iş yemeği söz konusu değilse, öğle araları yarım saat olduğundan dışarıda yemek imkânı olmuyor, onun için yemeğimizi de evden götürüyoruz nitekim çok da sağlıklı oluyor. Akşam döndüğümüzde yorgun olduğumuzdan bazen kısa bir yürüyüş yapıyoruz, daha çok Cuma akşamlarına aktivite planlamayı tercih ediyoruz. Cumartesi günü sabah erken saatte alışveriş ve temizlik işlerini bitiriyoruz çünkü pazar günü tüm marketler kapalı ve o gün kimse iş, dolayısıyla gürültü yapmıyor, Cumartesi öğleden sonra şehrin sunduğu keyifli aktivitelere katılabiliyoruz. Pazar günü sessizlik günü. Ya bir ormana ya da nehir kenarına gidip yürüyüş yapıyoruz ya da günü birlik gidebileceğimiz tarihi ve doğal güzelliği olan yerlere gidiyoruz.

D.A. Güzel: İş hayatım dışında tüm yaşantımı eşimle paylaştığım için eşimin söylediklerinin tümü benim için de geçerli. Sadece şunu ekleyeyim. Pazar günleri marketlerle birlikte birçok akaryakıt istasyonu da kapalı oluyor. Bir yere gitmek isterseniz cumartesiden deponuzu doldurmanız gerekiyor.

Özellikle son yıllarda Türkiye’den Almanya’ya gelenler genellikle üniversite mezunu olanlar. Öğrenimine Almanya’da devam etmek isteyenler için zorluk var mı?

D. Güzel: Eğer aldığınız Lisans diplomasında sorun yoksa buradaki üniversitelere Yüksek Lisans için başvurabilirsiniz. Bunun için çalışkan olmanız ve öğreniminize zaman ayırmanız gerekiyor. Burada not paylaşımı yok çünkü bütün öğrenciler birbirini rakip görüyor. Her öğrenci tüm derslere giriyor ve kendi notunu tutuyor. Dönem sonlarında vize yok, tek sınav hakkınız var. Veremezseniz o dönem ikinci bir şansınız yok. Hocayla görüşeyim, notumu arttırayım düşüncesi maalesef burada işlemeyen kurallardan birisi. Derslerde yoklama alınmıyor. Eğer derse gelmediyseniz o konuyu bilmediğiniz için kalabilirsiniz. Bir dersten iki dönem üst üste kalırsanız o eyalette, o bölümde okuma hakkını kaybediyorsunuz. Anlayacağınız sözün özü burada yüksek lisans yapmanızın kolay olup olmadığı tümüyle size bağlı. Bir ekleme daha yapayım. Almanya’da özel üniversite yok. Tüm üniversiteler devlete bağlı ve ücretsiz. Üniversitede aldığınız tüm hizmetler devlet tarafından size ücretsiz veriliyor.

D.A. Güzel: Sistemi araştırmadığım için bilgim de olmayacağından bu soruya bir cevabım yok.

Türkiye’yi hatırladığınızda en çok neyi özlüyorsunuz?

D. Güzel: Hamile olduğum için bol ve değişik gıdalarla beslenmem gerekiyor bu açıdan ben en çok yemeklerini özledim. Almanya’nın kendine has bir yemek kültürü yok. Onun dışında ailemi, arkadaş ortamlarını ve sıcak, samimi sohbetleri özledim.

D.A. Güzel: Açıkçası ben en çok ailemi özlüyorum. Karşılıklı konuşmanın yerini tutmasa da fırsat buldukça görüntülü konuşuyoruz. Yurt dışında, Almanya’da olmamız aslında hem bizim için hem de ailelerimiz için bir şans. İstediğimizde Almanya’daki evimizden hava alanına gidiş, uçak yolculuğu ve Türkiye’deki hava alanından ailemizin evine gidiş dâhil 5-6 saatlik bir yolculukla ailelerimizin yanında olabiliriz. Onun dışında hayatı Söke ve İstanbul’da geçen bir genç olarak denizi özlüyorum. Bulunduğumuz yerde denizin olmaması bizim için çok üzücü. Burada denize gitmek için daha güneye Fransa, İspanya ya da İtalya sahillerine inmemiz gerekiyor. Bu da uzun mesafeler ve zaman demek. Oysa Söke’deyken yarım saat içerisinde evden denize gidiyor, kumsalda havlumu serebiliyordum. Üstelik hiçbir yer Kuşadası ve Güzelçamlı sahillerinin yerini tutamaz diye düşünüyorum.

Frankfurt içerisinde gezerken Çin, Tayvan, İtalyan ve değişik ülkelerin lokantalarına rastladım. Dikkatimi çeken hiç Alman lokantası olmamasıydı. Almanya’da dışarı çıktığınızda neler yiyorsunuz? Burasının yemeklerine alışabildiniz mi?

D. Güzel: Sizin de özetlediğiniz gibi burada her ülkenin mutfağını bulma imkânınız var. Farklı mutfakları keşfetmek ne kadar güzel olsa da bizim sulu yemek olarak adlandırdığımız türde bir lokanta yok. Bu sebeple her çıktığımızda İtalyan veya Asya mutfağından yemektense gözümüz sulu yemekleri, zeytinyağlıları arıyor.

D.A. Güzel: Almanya’nın kendisine has bir mutfağı bizim yaşadığımız bölgede yok. Izgara et, sosis ve patatesle yaptıkları yemekler de bize hitap eden türden değil. Uzakdoğu veya Güney Amerika mutfağı da çok bana göre değil. Geriye sadece Akdeniz mutfağı kalıyor ki onların da kullandığı yağlar ve baharatların bir kısmı bizim zevkimize göre değil. Bazen İtalyan lokantalarına sadece pizza yemeye gidiyoruz. O da ayda bir ancak oluyor. Türkiye’de en çok neyi özlediniz sorunuzda da söylediğimiz gibi ülkemizin yemeklerini, annelerimizin yemeklerini çok özledik. Söke’ye geldiğimizde inanıyorum ki çok kilo alacağız. Az önce eşim de bahsetti, iş yerlerinde yemek çıkmadığı için en alt seviyeden en üst seviyeye kadar herkes yemeğini evden götürüyor. Bu kimse tarafından yadırganmıyor ve doğal karşılanıyor. Eğer yemeğinizi götürmezseniz aç kalırsınız. Bu arada yemek yapmak için aldığımız ürünler kaliteli, sağlıklı ama lezzetli değil. Eşim çok güzel hatta harika yemek yapar ama malzeme uygun olmayınca o yemekten de arzu ettiğiniz lezzeti alamıyorsunuz.

Eklemek istediğiniz bir şeyler var mı?

D. Güzel: Türkiye’den en çok neyi özlediğiniz sorusuna bir ekleme yapmak istiyorum. Elbette en çok ailemizi özlüyoruz. Biz buralara çabalarımızla geldik ama onların desteklerini her zaman yanımızda hissettik. Ailelerimizi çok seviyor ve buradan onlara sevgilerimizi gönderiyoruz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Sabih Güzel - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Bu Pazar Yerel Seçim Olsa Aydın Büyükşehir Belediye Başkanlığı'nda Hangi Adaya Oy Verirsiniz?
Tüm anketler