Kuşçubaşı Eşref Bey’in Hayatından Tablolar-5-6

KUŞÇUBAŞI EŞREF BEYİ YANILTAN DUYGULAR!..

Enver Paşa, Çanakkale’de kazandığı zaferden sonra isteseydi Müttefik devletlerle bir anlaşma yaparak, İmparatorluğun geri kalan topraklarını kurtarabilirdi. Böylece ne İzmir ve ne de İstanbul işgal edilirdi. Ne yazık ki bu anlaşmayı yaparak, savaştan çekilmedi. Sonuçta Anadolu toprakları da işgal edilmekten kurtulamadığı gibi İmparatorluk Mondros Mütarekesi gibi çok ağır koşulları olan bir antlaşmayı imzalamak zorunda kaldı. Bu antlaşmayı imzalamakla imparatorluğun idam ipi de boynuna geçirilmişti. Ortada ya teslim olmak ya da ölüm kalım savaşı vererek kurtulmak kalmıştı. İmparatorluğun yetişmiş düşünce adamları fikirde de parçalanmışlardı. Bir bölümü, Osmanlıcılığı savunurken diğer bölümü ise tam bağımsızlığı savunuyorlardı. Mustafa Kemalin başını çektiği bu grup, Fransız Devrimi etkileri altında idiler. Onların tam bağımsızlık ülküsünde Üniter Devlet Yapısı ile Vatandaşlık esasına dayanan Millet anlayışına bağlanan bir görüş vardı. Tam bağımsızlık deyiminin kapsamında Padişahlıktan, Ümmetçilikten yabancı mandasından sıyrılmış özgür bir devlet ilkesi yatıyordu. Diğer grupta ise Kurtuluşumuzun yegane garantisi Padişahlıktan, halifelikten ve Ümmetçilikten geçer diyorlardı. Ne yazık ki bu düşünceyi, Türk olmayan unsurlar savunurlarken, bu düşünceyi kökenleri Türk olmayan lar da savunuyorlardı. Gerekçeleri, Halifelik gibi adı olan ama etkileri kalmayan birlikten medet umuyorlardı. Bir de Mustafa Kemalin düşünceleri doğrultusunda aşırı Milliyetçi ve Türkçü Devlet Düzeni kurulursa, İmparatorluğun içinde varlıkları bir hayli olan Çerkezler, Arnavutlar, Kürtler, Araplar ve Lazlar ne olacaktı? Oysa Fransız Devrimi bu ayrılıkları ortadan kaldırıyor vatan birliğini esas alan vatandaşlık temeline dayanıyordu. Bu görüşte Ümmetçilik yok, millet vardı. Irkçılık yok, vatandaşlık vardı. Yasalar önünde herkes ayrım gözetilmeksizin eşitti. Özgürdü. Köle veya ikinci sınıf vatandaş değil birinci sınıf vatandaştı. Böyle bir düşünce ancak vatanın kurtuluşunda etkili olurdu. Böyle bir ideoloji ancak birlik ve beraberliği sağlar, bundan doğacak güç birliği işgal altında olan vatanı kurtarırdı. Bu görüşü savunan taraf Mustafa Kemal ve arkadaşları idi. Bu görüş İngilizler için çok tehlikeli idi. Çünkü Türkiye’nin Kurtuluşu bu yoldan geçerdi. İngiltere bu görüşten rahatsız olan İngilizler, Gayri Müslüm azınlıktan sonra Müslüman olup ta Türk olmayan insanlara bir takım vaatlerde bulunarak Mustafa Kemal ve arkadaşlarının düşüncelerini sabotaj etmeye başladılar. Önce Arapları kandırdılar. Daha sonra Çerkezleri, Arnavutları ve Kürtleri kandırmaya başladılar. Onlara şunu söylüyorlardı: Siz Çerkezsiniz. Türk değilsiniz. Mustafa Kemal ve arkadaşlarına yardım eder destek olursanız, sizin sonunuz ne olacak? Böyle olumsuz propagandalara inanan çerkez grupları çoktu. Rusya da yaşamış oldukları kötü deneyim gerçeği de vardı. İngilizlerin bu yalanlarının etkileri ile “İNGİLİZLERİN DESTEKLERİ İLE BİR ÇERKEZ KONGRESİ TOPLANDI.” Burada alınan bazı karar maddeleri Türkiye Cumhuriyeti Üniter Devlet ilkelerine ters düşüyordu. Daha sonra ayrılmalarına neden olan temel düşüncelerden bir çoğu burada alınan kararlara dayalıydı. Bu kararlara rağmen Mustafa Kemal gibi Fransız Devrimi ışığı altında yetişmiş olan ve Çerkez olan Rauf Orbay bu safsataya inanmamıştır. Çerkez harekatına katılmamıştır. Ancak Çerkez Ethem ve kardeşleri gibi kişiler, elde ettikleri çete güçleri ile savaşı kazanacaklarını sanarak yanlış bir yola da yürümeye devam ettiler. Bizde Cumhuriyete karşı olan fikren bölünmüşlüğün başlarını çekenlerin birçoğu bu hatanın kurbanı olmuş ve İngilizlerin oyunuyla tuş olmuşlardır. Şeyh Sait’i kimler yetiştirdiler? Kuşçubaşı Eşref Beyle buluşturdular? Mehmet Akif’in Arap Çöllerinde ne işi vardı? Bunların hepsi bir rastlantı mı? Yoksa Çerkez liderlerle Kürt liderler ve Arnavut liderler ne arıyorlardı? İngilizler neden sık sık bunları bir araya getiriyordu? Yap-bozun parçalarını bir araya getirdiğimizde bazı resimler kendiliğinden oluşmaktadır.

    Tekrar ediyorum ne çerkezler hain, ne Kürtler hain ve ne Arnavutlar haindir. Asıl hain İngilizlerdir. Mustafa Kemal Paşanın Kurtuluş Savaşına engel olmak için Çerkez Ethem’i, Kuşçubaşı Eşref Bey’i, Şeh Sait’i ve ne yazık ki kalemim yazmak istemese de Mehmet Akif’i bu kirli oyunlarına alet etmeye kadar alçaklaşmışlardır.

     Ülkemizde bu fikren bölünmenin temellerini İngilizler atmıştır. Bugün üzerinden 100 koca yıl geçmesine rağmen bu bölünme devam etmektedir. Terör peşinde koşanlar (TC) düşmanlığı yaparken, Ümmetçiler (Millet) düşmanlığı davası güdüyorlar, Halifelik peşinde koşanlar ise (Layik) devlet düşmanlığı yapıyorlar. Bu ne kadar devam edecek? Oy uğruna bu yaraları kaşıyanlar ne yazık ki dün olduğu kadar bugün de vardır. Bunlara karşı uyanık ve duyarlı olacağız. İşte kanıtı burnumuzun dibinde komşumuz olan Suriye ve Irak” ta A.B.D.’nin ne işi var. Bugün İsrail”e Filistinde soy kırımı yaptıranları hep birlikte görmüyormuyuz!

   Kuşçu Başı Eşref Bey bir hain değil, Çerkez olmanın verdiği duygularla Fransız Devriminin ortaya koyduğu yeni devlet rejiminin getirdiği özgürlük, vatandaşlık, eşitlik ve Cumhuriyetciliğin bilmemezliğin kurbanı olmuştur. Ama ödediği bu bedel Türk ve Çerkez kardeşliği için değer. Bugün Türkiye Cumhuriyeti Devleti hem Türklerin, hem Çerkezlerin, Hem Arnavutların ve Hem Kürtlerin Kardeş kardeş yaşadıkları tek vatanlarıdır. Bugün yaşanan sıkıntıların sebebi dün olduğu gibi bugünde Batılı Emperyalist devletlerdir. Bunlara inanıp ta bölünmek isteyenlere Allah akıl ve fikir versin!

Kuşçubaşı Eşref Bey’in Hayatından Tablolar-6

Birçok kaynaklara göre bu örgütü Enver Paşa’nın Kurduğu yazılıdır. Mesai arkadaşı Binbaşı Süleyman Askari’nin yönettiği ve İttihat ve Terakki Genel Merkezi’nin Batı Trakya ile ilgili kararlarını uygulamak görevli bir örgütün büyüyüp gelişmesi ile oluşmuştur.

     Bugün ki  (MİT) (Milli İstihbarat Teşkilatı) nın  başlangıcı olarak 1913  yılında kurulmuş gizli bir örgüttür. Ancak 1911 ila 1914 arasında yoğun faaliyet gösterdiğine yönelik bilgilerde bulunmaktadır.

     Birçok hem yurt içi ve hem yurt dışı devam eden eylemler böylece ülke adına önemli istihbaratlar ve pek çok eylem bu dönem çevresinde gerçekleşmiştir. 1918 tarihinde İttihat ve Terakki hükümetinin iktidardan düşmesi ile beraber teşkilat ortadan kalkar. Ancak bu döneme kadar çok önemli faaliyetler sürdürdüğünü eklemek mümkün.

     Teşkilat-ı Mahsusa başkanı olan Süleyman Askari Kuşçubaşı Eşref’in en yakın mesai arkadaşı idi. Askari’nin kız kardeşi, Mustafa Kemalin en yakın arkadaşı olan Nuri Conker’in eşi idi. Süleyman Askari’nin Teşkilatın Başkanlığını yaptığı yıllar 27 Kasım 1913- 14 Nisan 1915 tarihleri arasındadır.

     Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Anadolu’ da Oluşturulan KUVAY- I MİLLİYE ve Müdafaa- i hukuk groplarının önde gelen liderlerinin hemen hemen hepsi Teşkilat-ı Mahsusalı olduğu bilinen kişilerdir.

    Teşkilat-ı Mahsusa’nın üyesi olduğu bilinen kişilerdir.  Teşkilat-ı Mahsusa’nın kurucusu olan bu kişilerin kafalarında hep soru işareti olarak kalmıştır. Birinci Teşkilat-ı Mahsusa’nın kurucusu olan bu kişinin kimliğinin gizlenmesi, kafalarda hep soru işareti olarak kalmıştır. Birinci Dünya Savaşında İngilizlerin Basra’yı ele geçirmesi üzerine,  Teşkilat-ı Mahsusa Liderlerinden Süleyman Askari Kürt ve Arap aşiretlerinden derleyip kurduğu bir çete ile İngilizlere karşı (Vur-Kaç!)  saldırıları düzenlemiş, Abadandaki Petrol Tesislerini yakmıştır. Buna tepki olarak harekata geçen İngilizler 12-14 Nisan 1915 tarihinde Türk Ordusuna Şuaybe’de ağır bir yenilgiye uğrattılar. Süleyman Askari yenilgi üzerine 14 Nisan 1915 tarihinde tabancayla intihar etti.

    14 Kasım-23 Kasım 2005 tarihleri arasında Yeni Şafak Gazetesi’nde Abdullah Muratoğlu tarafından Teşkilat-ı Mahsusa’ da görev yapmış ünlü kişilerden bazıları şunlardır: (Enver Paşa, Kaymakam Süleyman Askari, Eşref Sencer Kuşçubaşı, Zenci Musa, Yakup Cemil, Dr. Bahaddin Şakir, Mithat Şükrü Blade, Ohrili Eyüp Sabri, Fuat Balkan, Teğmen Hilmi Müsellimli, İsmil Can Bolat, Piyade Subayı Rasuhi Bey, Filibeli Hilmi Bey, Şerif Burguba, Arabistan’da İbnür Reşit, Halil Kut Paşa, Nuri Killigil, Ali Fethi Okyar, Hacı Selim Sami, Ali Çetinkaya, Sadık Bey, Çerkez Reşit Bey, Ahmet Fuat Bulca, Nuri Conker ve Rauf Orbay Teşkilat-ı Mahsusa’da görev yapmış ünlülerdendir.

    Teşkilat-ı Mahsusanın İlk Başkanı Süleyman Askari: 27 Kasım1993- 14 Nisan 1915 arasındadır.

    Birinci Dünya Savaşından sonra, Anadolu’da oluşturulan Kuvay-i Milliye ve Müdafaa-i Hukuk gruplarının önde gelen liderlerinin hemen hemen hepsi Teşkilat-ı Mahsusa üyesi olduğu bilinen kişilerdir.

     Teşkilat-ı Mahsusa’nın kurcusu olan bu kişinin kimliğinin gizlenmesi, hep kafalarda soru işareti olarak kalmıştır. Birinci Dünya savaşında Basra’yı ele geçirmesi üzerine Teşkilat-ı Mahsusa liderlerinden Süleyman Askari Kürt ve Arap Aşiretlerinden derlediği bir çete ile İngilizlere karşı Gerilla saldırıları yapmış Abadan’da bulunan Petrol tesislerini yakmıştır. Türk tarihinde hala aydınlanmamış konular var. Şu Koca Dünya Harbi ne kadar çok büyükmüş ki siz kovaladıkça biz  yakalamaya ne kadar çok çalışsakta o bizden daha çok uzaklara kaçıyor.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ensar Turgut Tekin - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sağlıklı bir yaşam için neler yaparsınız?