Basri Gocul Hoca

Bu sıralar hep okuduğum kitaplardaki ya bir cümleye ya da bir beyite takılıp kalıyorum. Öyle ki geçmişte o kadar güzel ve bugüne uyan tespitler yapılmış ki insan “Aha, günümüzü tanımlamışlar.” diyor. Ve yine aklıma Mehmed Âkif’in “İbret alınsaydı (tarih) tekerrür eder miydi?” dizesi geliyor. Demek ki insanoğlu geçmişte de bugün de aynı. Ancak kişiler, zaman ve yer farklı. Olaylar köşe bucak uymasa da benzer yapıda.

Asıl söz etmek istediğim şu:

Hep okullarda destanları ikiye ayırırdık: Yapma destanlar ve halk ürünü olan destanlar diye. Halk ürünü olan destanlar kadar yapma destanlar da bizim yapımıza, idealimize ve yaşayışımıza uygun olabiliyordu. Bin dokuz yüz otuzlu yıllarda doğmuş Trakyalı bir öğretmenin ömrü boyunca uğraşıp, defalarca sile yaza ancak ömrünün sonlarına doğru tamamlayabildiği, hatta destanından bazı bölümlerin TDK tarafından ödüllendirildiği ama bir türlü basımına izin verilmediği Basri GOCUL’un bir “BÜYÜK SÖZ”ü dilime dolandı:

“Kim misin?

Bir yangının alevinden kurtardığın genç kızın,

Irzını berbat etmiş insanlık düşmanısın!”

Çok anlamlı bir söz. Hangi olaya, hangi kişiye uygularsan uygula, eni-boyu, yakası-paçası, kolu-yeni tam tamına oturuyor.

***

Bin dokuz yüz doksanlı yıllardı. Millî Eğitim Bakanlığı’ndan ayrılıp Tarım Bakanlığı’na geçmiş ve Söke Ziraat Teknik Lisesi’de öğretmenliğe başlamıştım. Sınıfımda sekiz tane Özbek Türk’ü öğrencilerimiz vardı. Kendileriyle iyi anlaşmıştım. Hepsi de bizim lisansını bitirmiş gençlerimiz seviyesinde öğrenim görmüşken Türkiye Türkçesi’ni ve Latin alfabesini öğrensinler diye gönderilmişti. Zaman zaman grup hâlinde, bazen de tek tek sohbet ettiğimiz olurdu.

Bir gün Ötkir Yamankulov (Utkir Jamankulov) ile oldukça tarihî derinliklere dalmışız. Onun bildikleri ile benimkileri karşılaştırıyor, eksiklerimizi ikmal ediyorduk. Sonradan nasıl olduysa bana:

-Hocam, senin için Ülkücü diyorlar. Bana bunu anlatır mısın? Ne demek ve ne yapıyorsun?

Kendisine, sohbetin başından beri konuştuğumuz konuların bunun cevabı olmalı, diye cevap verdim. Diğer öğretmenlerden ve vatandaşlardan farkımı sordu. “Hiçbir dış gücün etkisi ve güdümü olmadan öncelikle Türkiye’nin daha sonra da aynı şartlarda siz ve diğer Türklerin özgürlüklerine kavuşup ayrı topraklarda olsak bile siyaseten birlik olup Türklüğün onurunu korumak...” babında genişçe bir açıklamada bulundum. Bu arada Ötkir’in kafasına yeni bir soru takıldı:

-Peki, biz özgür değildik. Yeni kavuştuk. Siz özgür değil misiniz?

Çok zor bir soru anlatmak mümkün değil gibi... Aklıma gençliğimizde izlediğimiz filmler geldi:

***

  Birkaç zıpçıktı delikanlı, kendi yolunda hanım hanımcık giden bir kıza sarkıntılık ederler. Sarkıntılıktan da ileri giderler. Taciz etmeye başlarlar. Kızın çığlıklarını duyan ceketi omzuna atılmış bir kabadayı peydahlanır.  Bu zıpçıktıları tekme tokat yere serer. Ve kızı onların elinden kurtarır. Üstünü başını silkeler, temizler ve koruyucu olarak yanında alır ve bir pastaneye giderler. Buraya kadar her şey yolunda. Tam insanlık örneği. Kız, kendisini kurtaran bu yiğidi hep öyle kurtarıcı sıfatıyla görür, içten içe bağlanır. Bir süre görüşme buluşma sonrası kız kendi gönlüyle iğfal ettirir. Bundan sonra işler uzar gider, evlenmeye yanaşmayan oğlanı ikna etmek için sürekli yalvaran bir kız, önceleri kendine zorla sataşanlardan kurtulmuş ama yine aynı sonuçla karşılaşmıştır. Bunu anlattıktan sonra Ötkir’e dedim ki:

-“Bak Ötkir, 70-80 yıl önce Ruslar, bizim o çapulcular gibi size saldırdı ve sizi esir etti. Biz de Rus tehlikesine karşı kurtarıcı olarak ABD’yi bulduk yanımızda ve ona sarıldık. O da bizi esir etti. Nasıl mı? Amerika’dan izinsiz bir şey yapamıyoruz. 1964’te Kıbrıs Türklerine yardım edip Rumların elinden kurtarmak istedik; fakat, uçaklarımızı ve silahlarımızı kullanmaya izin vermediler. Sizin ülkedeki Rus üsleri ve askerinin aynısı bizim topraklarımızda Amarikan askeri ve üsleri olarak mevcut. Sizin bundan on yıl önceki hâlinizle bizim şu andaki hâlimiz farksız. Bir fark var, siz zorla, biz güle güle... Aynı filmdeki kızın hikâyesi. İşte benim ve benim gibi Ülkücülerin davası budur. Geçtiğimiz yıllarda Sovyetler dağılıncaya kadar aynı tehdit bize de vardı. Bu yüzden bizim yöneticiler Amerikancılık’tan vazgeçemiyorlardı.

Ötkir derin düşüncelere daldı gitti... Şimdi Özbekistan’da kendi memleketinde çalışıyor.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yaşar Çağbayır - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sağlıklı bir yaşam için neler yaparsınız?