RAMAZAN SAYFASI

Mustafa ULUÇAY –

TOPLUM  ADINA DİN ANLAYIŞIMIZ (1) 

İslam âlemi olarak çok okuyan bir toplum değiliz, bu nedenle birçok alanda olduğu gibi dini konuda da, okuyarak bilgi sahibi olmuyoruz. Genellikle bilgilerimizi oluşturma yolu duyduklarımız, akım kaynağımız da dudak ve kulak arasında tezahür etmektedir. Yani çok okumadığımızdan duyduklarımızla yetiniyoruz. Bu nedenle delil, ıspat söz konusu olduğunda, filan hocadan veya filan alimden duydum diyoruz. Delil, mesnet ve kanıt aslında pek aranmıyor, tartışmalar daha çok duyulanlar üzerinde oluyor. İnanıyor musun, inanmıyor musun? Sen daha çok biliyorsun! Yok, ben daha çok biliyorum! Anlamında tartışılıyor. Oysa, bunların hepsinin önünde, Allah’ın emri var Oku! Alak suresi 1. Ayet. Hemde bu biz ahirzaman insanlığı için, tabi özellikle de ben müslümanım diyenlere hitaben bir emir ve tebligattır.  Allah, Oku diyor, okumanın muhtevasını gayet geniş tutuyor. Bu Oku hitabı ona 1400 küsür yıldır durmadan tekrarlanıyor ve adeta kâinatta yankılar yapıyor. Emir niteliğinde bu sesi duymamak ve bu yankıya kulak kesilmemek, akıl alacak gibi değil. Hz. Peygamber 23 yıllık risaletine başlarken duyduğu ilk söz bu ses olmuştur. Yani vahyin ilk alfabesinin ifadesi olan Oku! Hitabı, dolayısıyla insanlığa okumanın önemini ve özelliğini vurgulatmıştır. Bu emirle gelen vahyi Yüce Allah insanların unutmaması için kayda geçirtmiş ve vahyin devamında kalem ve hokkaya işaret edip vahyi çoğaltmalarını istemiştir. Dünyada her insan toplumuna ulaşsın anlamı ve amacı öğrenilsin böylece yaşam seviyelerini yükseltip her yönde  ilerleyip yücelsinler. Bu nedenle Rabbimiz bunun için Kur’an da müstakil bir Kalem suresi vahyetmiştir. Dolayısıyla daha pek çok sure ve ayatlarde Allah, oku, yaz, düşün, araştır anlamında emir, tebliğ ve tavsiyelerde bulunmuştur. Kur’an da bütün bunları görmemek, üzerinde durmamak bir müslüman için tasvibi mümkün değil. Burada yeri gelmişken önemine binaen bir noktayı özellikle vurgulamak istiyorum. O da, Hz. Peygamber Kur’an-ı ayet-ayet yazdırmıştır. Ama, kendine ait olan hiç bir söz ve düşüncesini şu ayet ve sureyle ilgili olarak ”Buda benim görüşüdür” bunu da bir kenara kaydedin deyip yazdırmamıştır. Peygamberimizin bu özelliğini de çok iyi okumak gerekir diye düşünüyorum.

KUR’AN-I  ANLAYARAK  

OKUMAKTAN KOPUŞ  (2)

Başka ülkeleri bilmem, ama bizim ülkemizde yapılan bir yanlış daha var, insanlarımızı Kur’an-dan uzaklaştıran. Oda bir din âliminin yazdığı dini bir esere bağlanmak ve başka âlimlerin eserlerini okumamak ve dolayısıyla Kur’an’dan uzaklaşmak. Öyle ki, bu eser bize yeter, başkalarına gerek yok demeleridir. Birde, bu saplantıyı o eseri yazan âlimin de böyle dediğini söylemeleri var ki, bu da çok yanlıştır. Bunu hiç bir âlimin söyleyeceğini sanmıyorum. Eğer söyledi ise, ona alim denmez, o art niyetli bir yobaz olabilir ancak. Ne yazık ki, toplumumuzda böyle anlayışta ve inanışta olanlar var ve içimizde yaşamaktadırlar. İşte islam âleminin Kur’an merkezli yaşamaktan kopuşunun bir yanlış yolu da budur. Tarih boyu bu ve buna benzer yanlışlardan dolayı İslâm âlemi bu günlere gelmiştir. Mesela, bu yanlışlara payanda olan büyük bir yanlışı daha var! Yaşamın merkezine Kur’an-ı alması icap ederken, Hz. Peygamberin şahsı ve hadisleri alınmış onlar kutsanmış onun üzerinden bir uydurma din oluşturulmuştur. Bunlar bu uyduruk dinciler Peygamberin Elçilik görevini az görüp, onu dinin oluşumunda ikinci ortak yapmışlardır. Bu da yetmemiş, Nuru Muhammedi diye bir ekol geliştirip bu kurguda Peygamberimize yakışmayan sıfatlar takıp gerçek özelliğini unutturmaya çalışmışlar. Bu sıfatlara dayanak bir sürü tarikatlar, mezhepler ve cemaatler oluşturulmuş ve bunların liderlerine  dıştan transfer edilmiş bir takım manevi makamlar-mevkiler ve ünvanlar verilmiş. Dolayısıyla insanları daha da Kur’an’dan uzaklaştırmışlardır. O uyduruk makam liderlerine Mürşit, Şeyh, Kutup ve Gavs tabir edilen dokunulmaz mübareklik sıfatlar ekleyip ve bir takım sırlar yükleyip çok büyük Âlim, evliya (Allah dostu) demişler. Onlara bu adları, ünvanları nerden bulup koymuşlar? Kur’an da ve Hz. Peygamberin hadislerinde olmadığına göre, demek ki birileri bir taraftan bunları transfer etmişler ve böyle bir sınıflandırma yapmışlardır. İşin garibi bunlar hiç bir ciddi sorgulamadan geçmemiştir. Bunlar Kur’an dan kopuk bir anlayışın ürünleri olduğu halde neden bu sorgulanma yapılmamıştır hayret! Öyle ki, müslümanların dini hayatına Üçler, beşler, yediler, kırklar olarak zuhur etmiş kutsal kişilerdir bunlar. Bunlar, dinsel olarak asırlardır insanlığın hayatına bir kâbus gibi çöreklenmişler. Uzun bir zamandır insanların dini duygu ve inançlarını sömürmüşler bilimsel gelişme adına teknolojik açıdan ortaya bir şey koyamamışlar ve koyulmasına da mani olmuşlar. Mesela, Kur’an da yasaklama hükmü olmayan birçok şey için, yasaklar ihdas edip hem manevi ve hem de maddi yönüyle İslam âlemini uyutmuşlardır. Özellikle bilimsel açıdan, araştırma, inceleme ve deneyler yapma, sanatta resim, heykel, musiki ve aletlerinin yapılması, satılması ve kullanılmasını, Kur’an da olmadığından, Peygamberimiz üzerinden yasaklayıp insanları bunlardan uzaklaştırmaya çalışmışlar. Kendileri teknolojik açıdan bir keşif ve buluş yapamadıkları gibi, yapıp icat edenlerin makine ve aletlerine “Gavur icadı” deyip, ilgilenmeyi ve alıp kullanmayı hakir görmüşler ve müslümanları bu alandan  uzak tutmuşlardır. Ama, artık bunların ipliği pazara çıkmış ve saltanatları sarsılmaktadır. İçlerinden bir çokları işin aslını öğrenmiş ellerinde cep telefonları, hemde en akıllılarından! Demek ki artık, gerçeklerin karşısında daha fazla dayanmak mümkün olmuyor. Belki diyeceksiniz bu noktada hazır lop bir adım atılmış, ayni zihniyet  devam ediyor. Yine yanmayan kefen, kurşun işlemeyen gömlek, Peygamberi rüyada gösterecek terlik satışı devam ediyor. Etsede gerçekler karşısında daha fazla  duramayacaklar, Allah’ın izniyle zafer Kur’an-ın olacaktır. Bunun işaretlerini toplumda görüyoruz.

BİD’AT VE HURAFECİLERE 

UYULMAMALI (3)

Evet, İslam âlemi artık bu saçmalıklardan kurtulmalı ve Kur’an-a dönmelidir. Din eğitimi, Kur’an Kursu ve dinimi öğreniyorum deyince, namaz, oruç, hac, zekat ve kurbanla bu eğitim sınırlandırılmamalıdır. Kur’an-ın Arapça metnini öğrenip okumanın ibadet olduğuyla yetinilmemeli, yaşamanın ibadet olduğu idrak edilmelidir. Çünkü, Kur’an-ın iniş sebebi, okuyupta sevap kazanmak değil, okuyupta hayata-yaşama uygulamaktır. Bu konuda, Merhum Mehmet Akif’in “Safahat” adlı kitabı okullara din derslerinde ders kitabı olarak konup okunmalıdır. Yani, her genç tarafından mutlaka düşünerek okunmalıdır. Dinimizin, yukarıda ifade edilen ibadetlerle ilgili kurallardan ibaret olmadığını ifade etmiştik, ibadetler dışı yaşanılan hayatta din dışı değildir. Çünkü, İslâm Dini hayatın bütününü kuşatan bir dindir. Sadece ibadetlerle özelleştirip günün belirli zamanlarına mal edilemez. İbadetler o özel zaman çerçevesi içinde yerini alır ve uygulanırlar, onlardan sonraki zamanlarda ise tarlada, fabrikada, büroda, devlet dairesinde, laboratuvarda çalışanlar, fizik, kimya astronomi ve felsefeyle uğraşanlar gibi her hareket, davranış, iş ve uğraşlar, nefes alıp-vermekten düşünceye kadar hepsi dinin içindedir. İbadetlerde, özellikle namaz yaşamın bu yönünde hak adalet ve ahlâk adına denetleyicilik yapması lazım. Mahkeme-i Kübrada Yüce Allah, caminizin imamı, müezzini varmıydı, her vakit namazı camide cemaatle mi kıldın  diye sormayacaktır. Ama, kıldığın namaz seni kötülüklerden alıkoydu mu, gördüğün kötülüklere önleyici bir çalışman-çaban oldu mu ve insanlık adına ne iyiliklerde bulundun Kur’an’dan bunları soracaktır. Dolayısıyla, teknolojide neden bu kadar geri kaldınız ve gayri müslümler üzerinizde hükümran oldular bunlarla da ilgili hepimiz sorgulanacağız. Bu nedenle müslüman dinini hayatın bütününü içine alarak anlamak, yaşamak ve ona göre de değerlendirmek zorundadır. Ayrıca, bu bilinçten uzak kalmanın sebeplerini bulup neden kendimizi kurtarmadığımızın da hesabını vereceğiz. Rabbimiz Kur’an-ı Keriminde bildirdiği İslam dini budur. Her müslüman buna uymak ve bu dini  böyle anlamak ve yaşamakla görevlidir.

İŞE AKLI  DEVREYE

KOYMAKLA  BAŞLAMAK 

(4)

Her müslüman şunu çok iyi bilmelidir; Yüce Allah akıllı insana Kur’an-ı göndermiştir, aklı olmayan delinin ve mecnunun dini yoktur, yani, onların dini sorumluluğu ve yükümlülüğü yoktur. Önce insan dinen bu hayati temel kuralın bilincinde olacak, yaşayacak ve bunu hiçbir zaman unutmayacaktır. Neden mi?.. Çünkü, insanı Kur’an-dan koparanlar önce aklı kendilerine göre dini yaşamda devre dışı bırakmışlardır. Bu boşluğu ihdas ettikleri çeşitli akıl dışı veya aklı uzaklaştırıcı mefhumlarla doldurmuşlardır. Batıni ve kalbi ilimler, hikmetinden sual olunmaz hâller, sırlar ve kâlbi duygular inanışına kalp gözü açık ve kapalı olanların farklı makamlarda oluşları anlamında bir meçhuller dünyasında, ‘onlara göre sırrı ve hikmeti ancak belirli kişilerin bileceği’ bir düzen bir uyduruk din kurmuşlardır. İnsanları da bu dini muammanın içine kerametler, mana âleminde kâlplerin keşfi yüceliklerine erişme, Peygamber ve hatta Allah-la görüşme makamına ulaşma telkiniyle ve tavsiyesi ile müslümanlar Kur’an’dan uzaklaşmışlardır. Bu uyduruklarla müslümanlar bir zaman sonra aklı kenara koymuş, Kur’an-ı’da duvara asmıştır. Yani, tasnif edilip Mushaf haline getirilen Kur’an-ı kutsamış, abdestsiz dokunulmaz, herkes anlayıp idrak edemez deyip elden ve akıldan ırak tutmuşlardır.  Kur’an-ın anlamı ve amacının okunup öğrenilmesi, uygulanmaya konulması gerekirken, Arapça metninden tecvitli, makamlı, sesli ve melodili okunması ve sevap kazanılması yeterli görülmüştür. Sonuçta müslümanlar o noktaya geldiler ki, Kur’an-ı okumayı ibadet edindiler, yaşamayı değil. Müslümanlar bu duruma gelirken, art niyetlilerin, kibirlilerin ve bunlara yardakçılık yapan birçok din bilgininin kurbanı olmuşlardır. Kur’an-ın yazılı metni elde olduğundan ona kimse bir şey diyemiyor, ancak yorumunu saptırabiliyorlar. Lâkin, 150-200 yıl sonra İslam da ikinci bir kaynak üretildi Sünnet. Peygamberimize atfen Hadis-i şeriflerden müteşekkil boy-boy Hadis kitapları. Kur’an’dan sonra en doğrusundan! Tutun da, kutsi hadisine varasıya kadar. İşte bu Sünnet kanalına başka dinlerden mistik düşünceler aktı, kanal zenginleşti ve güçlendi. Bu kanalı esas alan sıra-sıra mezhepler, sıra sıra tarikatler türedi. Bunlardan ne alimi derya muazzam mutasavvıflar yetiştiler! Kur’an ve akıl orda dursun, sen kalbe akan vehbi ilme bak dediler! Bunlardan çok azı Kur’an’la irtibatı kesmedi ve zaman-zaman akla da müracaat ettiler. Ama, etkin ve zengin olan bir çoğu, Kur’an kutsal kitaptır orada dursun, akıl zehirli mızraktır ve çamura düşmüş eşektir, zinhar tarikatimizde kullanılmasın dediler. Dört İncil’li 3 tanrılı Hıristiyanların aklı kenara koydukları gibi yaptılar.

KUR’AN BİZİM BAŞUCU 

KİTABIMIZ OLMALI (5) O zaman, biz onlar gibi yapmayalım, Kur’an-ı önümüze koyalım ve aklımızı da başımıza alarak işe koyulalım. Bu ilim ve bilim adamlarımızın sahasıdır, çünkü, bu işin Uzmanı olan onlardır demiyelim. Elbette onlar kendi sahalarında çalışacak ve çalışsınlar, ama biz sıradan insanlarında Kur’an’dan yetenekleri nispetinde yararlanması gerekmektedir. Çünkü, Kur’an’dan bir kopuş olmuş  ve bu asırlar öncesinden başlayıp gelmiş. Sonuçta bu kopuş, ciddi manada kronikleşmiş, artık bir çekap yapmak gerekiyor. O nedenle esas din kitabımız olan Kur’an-ı Kerimi merkeze alıp, Hz. Peygamberi de bu alanda rolmodel kabul edip ve aklımızı da başımıza alıp, kendimize bir çeki-düzen vermek zorundayız. Peygamberimize adına atfedilen bir buçuk milyon Hadisi şeriflerinden “Sünnet” adıyla ihdas edilen Kur’an-a paralel dini delilleri sorgulayalım ve Kur’an mihengine vuralım. Ayrıca, Tarikat Uluları ve Mutasavvıfların düşüncelerini de Kur’an-a arz edelim. Bunların doğruluk derecelerini Kur’an-la test edelim ve hepsini güncelleyelim. Zamanımız din âlimlerimizin ittifak ettiği bu mesele artık bir vuzuha kavuşmalıdır. Teknolojinin gelişmiş verileriyle bu alanda bütün delil ve dökümanları bir araya getirmek, tetkik tahlil ve analizler yapmak, konunun uzmanlarını da buna müdahil etmek artık teknik olarak mümkündür. Akıl, bilim, teknoloji, çalışma ve temyiz için, şartlar ve imkanlar var, gerekli olan bunları harekete geçirmektir. Doğruyu bulmak, hata, kusur ve yanlışlardan arınmak, hak ve hakikat adına orta yolda buluşmak için böyle bir ıslahata ihtiyaç var. Elbette karşı çıkanlar, oyunları bozulanlar, art niyetli olanlar ve menfat şebekeleri rahatsız olacaklar ve böyle çalışmaları sabote etmek isteyenler çıkacaktır. Dünyada kötülüğü ve sahtekarlığı tümden kaldırmak mümkün değil, ama en aza indirmenin çaresi ve yolları var. Nasıl ki, dünyada herkesin müslüman olması imkansızsa, müslüman olduğu halde veya bende müslümanım dediği halde islamı gerektiği gibi yaşamayan, yanlış ve şirk içinde olanlar, hurafe ve bidatlardan arınmış gerçek dini kabul etmeyeceklerdir. Ama, bu hengamede birçok insan bilmeyerek içinde bulunduğu yanlışlardan arınacak ve doğru yolu bulacak veya seçecektir. Ortada Kur’an merkezli, her yönü ve haliyle Kur’an-la uyumlu bir İslam Dini vardır. Bunu görmek, bilmek önemlidir. Çünkü, buraya kadar ifade etmeye çalıştığımız anlamda hazırlanmış bir İslam sistemi yok. Sadece tenkitler, eleştiriler, hata ve yanlışları ortaya koymalar var. Şöyle olmalı, böyle olmalı diye öneri ve teşvikler serdediliyor. 

GÜNCELLEME  NEDEN

GEREKLİDİR? (6)

Din adına Kur’an-ın inmesi, kayda girmesi Hz. Peygamberin vefatıyla bu işin sonuçlanması çok önemli bir dönemdir. Hatta en önemli dönemdir; sonrası da bu dönemle endeksli bir süreçte devam etti. Ta ki, Muaviye’nin Halifeliği’ne kadar. O dönemden itibaren Kur’an-ın özünden ve Hz. Peygamberin örnek şahsiyetine uymak ve yaşamaktan bazı konularda önemli ölçüde eksen kaymaları olmaya başlıyor. Bu dalgalı dönemler birçok samimi ve gerçekçi müslümanın canına mâl oldu. Öyle ki, Hz. Peygambere olayların üstüne gelen vahiylerle sorunların çözüme kavuşturulması onun hakemliğinde  oluyor, Ayetler uygulanıyor ve sıkıntılar gideriliyordu. Ancak, Hz. Peygamber bu ortamda sadece gelen vahiyleri kaydettiriyor, çözümünde kendisiyle muhatapları arasında geçen diyalogların kaydına izin vermiyor. Kendisinden sonra gelen Halifeler de başkalarına örnek olsun diye ayni yolu takip etmişlerdir. Öyle ki, Hz. Peygamberin Medine’de 11 yıllık ömrü hayatında okumuş olduğu Cuma ve Bayram Hutbeleri var, bunlarla ilgili de bir kayıt tutulmamıştır. Keza 4 Halife de bu duruma dahildir. Ama, Hz. Peygamberin vefatından 150-200 sene sonra, peygamber adına muazzam bir Hadis Külliyatı derlenmiştir. Bu hengamede İtikatta ve Amelde Mezhepler oluşturulmuş ve ardından da Tarikatler doğmuştur. Bunların zamanın şartlarına göre bir ihtiyaç ve gereklilik hâli vardır denebilir ve doğruluk payı da yüksek olabilir. Öyle ise, onları ancak o zamanın şartlarında değerlendirmek lazım. Çünkü, şimdi bu zamanın şartları, o zamanın şartlarıyla bir aynilik arz etmediği gün gibi aşikardır ve bellidir. Çünkü, aradan asırlar geçmiş, insanların yaşam şekilleri önemli farklılıklara uğramış, ihtiyaçlarının temininde önemli değişiklikler olmuş. Ama, asırlar öncesinin fetvaları, içtihatları ve görüşleri aynen meriyette ve uygulanmaktadır. İşte bu nedenle Kur’an-ı merkeze alınmak kaydı ile o fetva, içtihat ve görüşlerin güncellenmesi gerekmektedir. Bunun dayanağı ve en önemli kanıtı da Hz. Peygamberin Kur’an-ı yazılıp kaydetmesinden başka bir kayıt tutmamasıdır. Bu da yeterli bir delildir.  

UYDURMA HADİSLERİ  AYIKLAMA (7) Şimdi, bundan asırlar öncesinin dini görüş ve düşüncesiyle inanç ve eylem planları yapmak ve yaşama geçirmek ne kadar gerçekçi olur? Şöyle bir bakalım, gayp noktasına ait alanda iman esaslarıyla ilgili anlayış ve tanımlamalar nasıl? Şehadet noktasında yaşam alanımızı planlayan anlayışlar, fetvalar ve içtihatlar nasıl? Sorunlarımıza çare, problemlerimize çözüm oluyor mu? O zamandan bu zamana sosyal hayatımıza önemli ölçüde etkin olan teknoloji ve bu teknoloji durmadan da gelişmekte olduğu halde, asırlar öncesinin birçok görüş ve içtihadıyla bağdaşıyor  mu? İşin birde ilginç yanı bu görüş ve düşüncelerin dayanak noktaları genellikle Hz. Peygambere atfen söylenmiş Hadis’lerden oluşmaktadır. Ki, bu hadislerin Hz. Peygamberle ilişkilendirilmesi rivayet kültürüne dayanmaktadır. Çünkü, Hz. Peygamber şu mesele şu ayetle ilgilidir, bunu bir kenara yazın deyip böyle bir belge bıraktığı varit değildir. Ancak, şunu da önemine binaen özellikle vurgulayalım, elbette peygamberimizin Kur’an-a mümasil sözleri ve görüşleri olmuştur. Nevar ki, ifade ettiğimiz gibi onun yazdırdığı bir kayıt bırakmamasıdır. Bu nedenle, Hz. Peygamberin Kur’an-a ters düşen bir söz ve iş yapamayacağından ötürü, ona atfedilenleri Kur’an-a götürmek gerekir. İşte bu gerçeğin ışığından hareketle o asırlar öncesinin görüş, düşünce, içtihat ve fetvalar güncellenmelidir diyoruz. Bu konuda tek güvenilir kaynak ve başvuru noktası Kur’an-ı Kerimdir. İster inanç-iman konusunda olsun isterse amel-eylem konusunda olsun, Kur’an-ın onayından geçmeyen hiçbir şeyin güvenilirlik yönü yoktur. 

GAYB İMANIN–ŞEHADET 

İLMİN GEREĞİ (8)

Evet, her müslümanın öncelikle öğrenip bileceği ve gönül rahatlığı ile uygulayıp yaşayacağı hayat kitabı olan Kur’an-ı Kerimdir. Onu anlayıp idrak etmesi, dışarıdan Hz. Peygamberin örnek hayatı ve içtende aklın ve vicdanın işler ve çalışır halde olmasıdır. Kendi aklını mutlaka devreye sokacak, kendi iradesiyle hareket edecek, her şeyde kendi olacak, hassasiyetini aklı ölçecek, vicdanı da hakkaniyetini denetleyecektir. Aklını kimseye kiraya vermeyecek, iradesini de asla başkalarına teslim etmeyecektir. Müslüman bir birey olmanın ciddiyetini, vakarını ve öngörüsünü kendi yaşayacaktır. Yüce Allah herkese tek-tek kimlik vermekte ve hesap günü de herkesi tek-tek hesaba çekmekte olacağını bildirmektedir. Kur’an-da bütün bunları ey akıl sahipleri deyip hatırlatmaktadır. Kim ki, dini yaşamakta aklı devreden çıkarmak istiyorsa bunlara kanmayalım. Bunlar, kim olurlarsa olsunlar, isterse birçok kehanetlerde bulunsunlar, Kur’an-a ters düştükleri için hiçbir önemi ve kıymeti harbiyeleri yoktur. Yüce Allah insanı beşerden, insana tekamül ettirirken ruh üfleyip, akıl, irade, vicdan, bilinç-beyan vermiştir. Onu bunlarla beşerden, insana yükseltmiştir. Bunların birine müdahale, o kişinin insanlığına müdahaledir. Bu müdahaleyi ne ulvi ve kutsi anlamlar içeren kelimelerle yapmaya kalkarsa-kalksın ve ne sır ve batıni mana derinliklerinden bahsederse etsin hiç birisi ciddiye alınmamalı ve kabule yakın bir ifade bile kullanılmamalıdır. Evet, Kur’an merkeze alınmalı ve onun onayından her görüş, düşünce, içtihatlar ve fetvalar güncellenmelidir. Bu, Son saate kadar bütün zamanların hayat kitabı olan Kur’an-ın muhteviyatıyla dikkat çektiği bir uyarıdır. Kur’an-ı düşünerek ve anlayarak okuyanlar bunu idrak ederler. Bu konuda hüküm ve hikmet ehli de işin uzmanlarıdır.

AKIL- DİN – FELSEFE VE BU

KONUDA GÖRÜŞÜMÜZ (9) Yüce Allah insanı yaratıyor, ona akıl veriyor, din gönderiyor, fesefe de sonra insan hafzalasından doğuyor. Bu silsile-i meratip unutulmamalıdır. İnsan dine muhatap hale gelmesi için doğumundan sonra uzun bir süre geçmesi gerekir. Akılda rüşdüne ersin, sorumluluk yüklenecek bir noktaya gelsin. Buna ne denir, akîl-baliğ olmak; işte beşerden insan haline dönüşmede böyle bir süreç olsa gerektir. İnsan suresi 1. Ayette rabbimiz ne diyor? “İnsanın var edilip üzerinden henüz, kendisinin anılan bir şey olmadığı uzun bir süre geçmedi mi?” Evet, adem iken, beşer olduğu sürede, eşrefi mahlûkat olup Âdem’liğe adım atıp insanlıkla varlık sahnesinde görünmesi uzun bir zaman almıştır. Bu zaman süreci içinde olsa gerek, bir âdemoğlunu eşiyle özel bir bahçede özel bir sınava tabi tutuyor. Allah onu, o ilk insanlığın başına bir Lider yapmak için hazırlıyor. Orada o yaşamın içinde Rabbimiz kendisine itaati, helallarla-haramın, nefsin ve şeytanın gösterilmesi, irade ve akılla yolunu belirlemesini ona öğretmiştir. İlerde bir ömür boyu hayat süreceği dünyaya hazırlamış, Cennetin müthiş hazzını aklının dimağına bir sır gibi koyup onu dünyaya göndermiştir. İnsan Suresinin 2. Ayetinde buna işaret var, mealen şöyle: “Doğrusu biz, insanı imtihan etmek için, döllenmiş yumurtadan yarattık ve onu işiten ve gören bir varlık yaptık.” Yani, insanın yaratılıp Dünyaya Halife yapılması bir sınavdan geçirilmek için. 3. Ayet bu konuda son noktayı koyuyor. “Şüphesiz biz ona doğru yolu gösterdik. İster inanır, ister inkar ader.” Çünkü, Yüce Allah Hz. Âdemi o ilk insan toplumunun başına Peygamber olarak görevlendirdi ve ona ilâhi mesajlarını gönderdi. Bu mesajların muhtevası da bir din çerçevesi içinde idi ve adı da İslam Dini’ydi. İnsanlıkla bu süreç devam etti ve ediyor.

İLİM–BİLİM VE KEŞİFLER   (10)   İnsanlar çoğaldı, imtihan sırrının gereği olsa gerek aralarında anlaşmazlıklar zuhur etti, doğru yoldan sapanlar, Allah’a eş koşanlar ve isyan edenler oldu. Bu, duruma ve şartlara göre insanları doğru yola çağırıcı, Rabbimiz yine o insanların içinden Peygamberler seçip ve onlara ilâhi mesajlar verip görevlendirmeler yapmıştır. Bu durum böyle Ahirzaman Peygamber Hz. Muhammed Aleyhisselâm’a, yani zamanımıza kadar gelmiştir. İnsanlığın bu süreci içinde hak dinden sapmalar ve şirke düşmeler olmuş, dolayısıyla insanlar kendilerine göre kendileri dinler uydurmuşlar. Yine bu insanlık tarihi süreci içinde insan bilgisini, görgüsünü ve tecrübesini geliştirmiş, aletler yapmış, dünyada keşiflerde bulunmuştur. Aklı, bilgisi, tehayyül ve tasavvuru ile tefekküre dalıp, fikirler oluşturmuş, çeşitli dallarda bilgi edinip bu bilgilerle, kâinata, dünyaya, ve kendisine bakarak, bilgilerinde ve fikirlerinde gelişmeler kaydetmiştir. Sonra birde bu bilgilerini soruşturur, araştırır ve eleştirir olmuş, dolayısıyla felsefe doğmuş, eşyanın hakikatini ve gerekçesini aramaya koyulmuş. Bu düşünce ve görüş ufku insanlığın hangi tarihinde doğmuş kesin bir kayıt yok. Herhangi bir Peygamberle bir filazof karşı-karşıya gelmişler mi böyle de bir belge yok. Filozoflar için, Hz. İsa’nın doğumu esas alınıp Milât merkez yapılmış, öncesi ve sonrası Filozofları olarak ikiye ayrılmışlardır. Ama, ne Hz. İsa ile ve nede Hz. İsa’dan önceki Peygamberlerle herhangi bir filozofun karşılıklı konuşmaları olmamıştır ve böyle bir kayıt da yoktur. Ancak, felsefenin babaları olan filozoflar Milâdi 1800’lerden sonra meşhur olmaya başlamıştır. Fransız İhtilâli de bu akımın bence Milâdı’dır. Yani, onların daha önce şimdiki gibi bir saygınlığı yoktu. FELSEFE SORGULAMAK DEMEKTİR (11)

Filozofların itibar kazanmasıyla felsefe de gündeme girdi ve itibarlı bir yer aldı. Felsefe bence enaniyet kökenli bir araştırma, soruşturma, tenkit ve eleştirel bir akımdır. Ben merkezli bir fikrin başkalarını alt etmek için verilen mücadele ve başarısını farklı bir düşünceyle ıspatlama çabasıdır. Felsefe zararlıdır diyemem, lâkin meşgul olanların ihtisas kazanmadan bırakmaları veya atalete düşüp yeter artık demeleri, doğru  yoldan sapmalarına sebep olabilir. Felsefesiz bir bilim, estetiksiz bir bina gibidir. Herşeyin bir ölçüsü olduğu gibi felsefenin de bir ölçüsü olmalı, bir filozofu taklit etmek felsefe yapmak değildir. Felsefe laf cambazlığı, kelime oyunlarıyla muhatabını alt etme kurnazlığı da değildir. Felsefe Yunanca bir kelime, sözlük anlamı da madde ve hayatı derinden derine inceleyen zınni çalışma. Yani, bence açıkçası şüphe, tereddüt, kuşkular ve zanlarla savaşmak. Felsefeye bir hayat tarzı ve bir yaşam şeklide diyebilirsiniz. Neyse, fazla uzattık, galiba bizde felsefe yaptık. Toplumlar felsefesiz, mitolojisiz ve efsanesiz olamazlar, ama gerçeklerle yaşarlar. Ancak, hayatta mutlu olanlar gerçeklere yalan, entrika ve hurafe karıştırmayan, imanını, güvenden mahrum bırakmayanlardır. Mesela, hiçbir peygamber kendisinden önceki peygamberi inkar etmemiş, kardeşim demiş ve saygı göstermiştir. Hiçbir filozof diğer filozofu kendine yakın görmemiş, dost bellememiş ve rekabet etmiştir. Diğerlerinden farklı bir çizgi çizmiş ve çizgisinin doğruluğuna inanmış ve dünyada bundan doğru çizgi yok deyip, zatına münhasır bir yol izlemiş. Bu ifade ettiklerimden farklı düşünenler olabilir, oda onların felsefesidir diyor daha fazla tahşidata gerek görmüyorum. Çünkü, hayat bunlara fazla zaman harcıyacak kadar çok uzun değil. Göz açıp-kapayasıya kadar geçip gittiği söylenir! 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Uluçay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.