CUMA SOHBETİ – KUR’AN AYI RAMAZAN HOŞ GELDİN

MUSTAFA ULUÇAY – Aziz sohbetdaşlarım, Ramazan ayının Kur’an ayı olduğunu sanırım hepimiz biliyoruz. Amma velâkin bildiklerimiz de yanlışlarımız var, esas bilmemiz gereken ve bildiğimiz yönde bu ayı gerektiği gibi değerlendiremiyoruz. Neden? Büyüklerimizden böyle gördük ve onlara uyduk, kendimiz hiçbir araştırma yapmadan onları taklit ediyoruz. Meselâ, Ramazan geldi mi biz Kur’an adına ne anlıyoruz? Ölmüşlerimize Kur’an okutmak, Hatim indirmek ve okumasını biliyorsak Arapça aslından sevap kazanmak için bol bol Kur’an okumak. Sevgili Nebimiz Hz. Muhammed Aleyhisselam ve onun güzide Ashabı böyle mi yaptı acaba? Bilmiyoruz. Neden? Okuyup araştırmadık. Biz bu yaptıklarımızı nerden ve kimlerden öğrendik, bu işlerin ilk mucitleri! Kimler acaba? Onları da bilmiyoruz. Nebimiz Hz. Muhammed ömrünün sonuna doğru ramazan son on günün de Mescit’te itikafa giriyormuş. Orada o güne kadar inen ayetleri Hatim mi ediyormuş? Bilmiyoruz. Ama, biz böyle gördük büyüklerimizden atalarımızdan! Bu konuda büyüklerimizin, atalarımızın bu yaptıkları doğru mu? Eeee Hocalarımız böyle yapıyor, biz hatimlerimizi bile onlara okutuyoruz. Doğrudur, öyle yapıyorlar ve öyle yaptık yıllarca, ama doğru mu yanlış mı araştırmadık. Dinimizin temel kitabı Kur’an-ı Kerim de, var mı bunları doğrulayıcı bir Ayeti Kerime? Hadisi Şerifler var, var da Kur’an da karşılığı yok. Hz. Muhammed Nebimiz Kur’an-a aykırı bir şey söyler mi? Söylemez. O zaman bu hadisler ne oluyor? Bu hadisler Hz. Nebimiz üzerinden ona atfen söylenmiş sözlerdir. Evet, şöyle bir düşünelim! Hz. Nebi Aleyhisselâmın vefatından sonra Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali ve daha pekçok Sahabi Ölmüşlerine Kur’an-ı hatim ettiklerine dair bir delil, var mı? Hz. Muhammed Aleyhisselâmın damadı eşi Hz. Fatıma için kaç hatim yapmış? Var mı bunları ıspatlayacak delilleri olanlar? Hodri meydan!.. O zaman, Kur’an ayı olan şu mübarek Ramazan da Kur’an-ı, Kur’an la hemhâl olan Allah’ın Resulü, Nebimiz Hz. Muhammed Aleyhisselâmdan ve Ashabı Kiramından öğrenerek okuyalım. Bizim dinde önderlerimiz, rehberlerimiz ve rol modellerimiz onlar, onlar adına bizi onların yolundan saptıranlar değil. “Mürşitin elinde mürit, gassalın elinde meyyit gibi olmalıdır” diyenlere daha ne zamana kadar uyup, uyumağa devam edeceğiz? İslâm da kurtuluş kitlesel değil bireyseldir gerçeğini idrak edelim. Ne demiş: İmamı Azam Muhammed Hanefi? “Tenzilin inkârı söz konusu olmadığı müddetçe, te’vilin inkârı küfrü gerekmez” Bu ne demektir, Kur’an inkar edilmedikten sonra, yapılan te’viller kişiyi kâfir yapmaz. Aziz sohbetdaşlarım, Kur’an okuyalım, ama okuduğumuzu anlayarak okuyalım, okuduğumuzu anlamaya çalışalım. Kur’an o bazılarının dediği gibi anlaşılmaz bir kitap değildir, Çünkü yüce Allah biz onu anlaşılır kıldık diyor. Allah’a hamdolsun bu konuda işin Uzmanları tarafından yazılmış bir çok Kur’an Mealleri ve tefsirler var, alalım ve okuyalım. Dinimizi kaynağından öğrenelim ve ona göre yaşayalım.

Kur’an bir hayat kitabıdır, hayatın içinde her şey olduğuna göre, Kur’an-a bu perspektiften bakıp anlamalıyız. Yoksa, bir çoğunun yaptığı yanlışa düşeriz. Oda dinimiz İslam olduğunun odak noktasının Kur’an’la tescillenmemesidir. Bu da yaşadığımız dinle belgelidir. Ne yazık ki bu hazin bir yaşayıştır, kökü tarihin derinliklerine dayanır. Oysa dinin tek kaynağı Kur’an’dır, adı İslâm’dır, mercii ve sahibi Allah’tır. Allah’ın dinde hiçbir ortağı ve yardımcısı yoktur. Hz. Muhammed dîni islâmın tebliğcisidir, dinde hüküm koyanın ikincisi değildir. Bunu iyi, doğru ve güzel anlamamız gerekir. Kur’an-ın dışında her şey eleştiriye açıktır. Kişileri, nesneleri ve mekanları kutsallaştırmak, yaratılanları tekleştirmek, yaratanı çoklaştırmak şirktir. Yüce Allah’ın bu dünyada af dileyip tövbe etmeden ölenlerin bağışlanmayacağı tek günah şirktir. Birileri bana kul hakkıyla gelmeyin ifadesiyle bunu gölgelemiştir. Şirki unutturup, küfür karanlığına gömüp, yerine kul hakkını monte etmişler. Yoksa bunu yapanlar, kendilerini kutsanmışlık ve ermişlik tahtına oturtamazlardı? Çünkü, insanın-insanla ilişkileri vazgeçilmez tabii ve hayati gerçeklerdir, elbette aralarında hak-hukuk olacak, hayatın bunlarsız gitmesi imkansızdır. Ama bu tövbe etmeyin demek değildir, bunuda unutmamalıyız. Evet, din dünyadır, dünya dindir, ama sadece günah, sevap ve ibadetin özelliği üzerine din bina edilmemiştir. Dünyada ve ahirette güzellikler istiyoruz, yaşamak için elbette isteyeceğiz ve yaşayacağız. Bunu bize Rabbimiz tavsiye ediyor, ama hepsinin yerini bileceğiz, yerinde yaşamak için merciinden isteyeceğiz. Ne mutlu Hakkı hak bilip hakka tabi olanlara ve batılı da batıl bilip batıldan uzak duranlara. Korona virüssüz günler dileğiyle hoşça kalınız ve evde kalınız efendim.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Uluçay - Mesaj Gönder

#

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.