KANDİL GECELERİ VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

MUSTAFA ULUÇAY

Geçen hafta başladığımız Kandil Geceleriyle ilgili düşüncelerimizi, bu hafta kaldığımız yerden devam edeceğimizi ifade etmiştik, sözümüzü tutuyor ve devam ediyoruz. Evet, kandil geceleri diye meşhur olan ve yıllardır bir takım etkinliklerle kutlanan bu zaman dilimleri, dini anlayışa bir geceliğine bir hareketlilik getiriyor. Tabi bu bir saman alevi gibi yanıp sönüyor. Zaten, bu gecelere atfen yapılan etkinliklerde, ileriye yönelik hedefi olmayan bir hareketliliklerdir. Yani, yapılanlar kısa bir zamana ait yerinde saymadır. O geceye atfen bir saygıdır, bazı camiler dolar-taşar, sonra yine “Ayni hamam ayni tas” hikayesi devam eder-gider. Ki, bir daha gelecek kandile veya özel bir geceye kadar! Oysa, bizim dinimiz hayatın tümünü kapsıyor. Belirli zamanlara hasretmekle sorumluluktan kurtulmamız mümkün değil. Aslında, kandil gecelerinin anlamı ve amacı da böyle olmamalıdır. O geceye verilen bir özellik olduğuna göre, o özelliğin püf noktalarına dikkat etmek ve o noktadan yaşamımıza bakmak ve ona göre bir değerlendirmede bulunmak ve ileri yönelik kalıcı bir değer elde etmek olmalıdır. Mesela, geçen hafta kutladığımız Miraç kandili gecesi, bize ne mesaj verdi? Bakmamız lazım. O gecede yaşananları öncesi ve sonrasıyla iyi analiz etmemiz gerekir ki, hikmetler çıkaralım. Bize ışık tutsun, istikbalimize ufuk açsın ve bir takım sorunlarımıza çözüm bulalım ve yaşam standardımızı maddi ve manevi olarak yükseltelim. Mevlitlerle, ilahilerle bir musiki ortamı oluşturup bir meşk havası yaşamak, bence o gecelerin anlamına terstir. Çünkü, o gecenin muhtevasında öyle bir yönlendirmeye işaret bile yoktur. Tam tersi ileriye yönelik, insanlara bir takım uyarılar var ve ulaşılmasına işaret eden hedefler konulmuştur. Lakin, o gecelerde yaşananlar şimdiye kadar yukarıda ifade ettiğimiz gibi malumun ispatı olmuştur. Ha birde, çok  sevap kazanma inancı var. Ayrıca bu gecenin adına Miraç denmesinde  bir enteresanlık var, Mescid-i –Haram’dan, Mescid-i Aksa’ya gece yürüyüşü olan İsra adı ile bu gece meşhur olmuyor. Oysa bu olaya delil olan Kur’an-da İsra Suresi var ve bu suredeki ilk ayette bu olayı anlatır. Ama, bu olayı anlatan ayet üzerinde çok durulmaz. Lakin, gökyüzüne yükselişi ifade eden ve rivayetlere dayanan Miraçla ilgili o kadar çok şeyler anlatılıyor ki, başlı-başına bir kitap hacmi tutarındadır.  Hatipler anlata-anlata bitiremiyorlar. O kadar olağanüstü bilgiden, fizik ötesi boyuttan boyuta geçişler var ki akıllara seza! Peygamber Efendimizi haşa, Yüce Allah’la diz-dize konuşturmalar ve sonsuzluk ufkunda dolaştırmalar!.. Halbuki, İsra süresindeki bu olayla ilgili ilk ayette, Yüce Allah bu yolculuğu Peygamberimize bir kısım ayetlerimizi göstermek için yaptırdığını  bildiriyor. Ama, Peygamberimizin Miraca çıkışını anlatanlar, neler söylemiyorlar ki, Kur’an-la çelişmesin. Hele beş vakit namaz ilgili anlatılanlar, öyle ki o gece indiği söylenen Bakara suresinin son iki ayeti bile, o söylentilerin çoğunu yalanlıyor. Evet, bunlardan esinlenip yazılan çiltler dolusu tabakat kitaplarımız var. Bu kitaplarda, kerametleriyle meşhur kuddisu sirruh deyip sırlarını takdis ettiğimiz alim-evliya, mürşit, şeyh ve meşayihlerden bahsediliyor. Düşünüyorum da bu keramet ehli kişilerden fen ve teknolojiye yönelik hiçbir proje ürettiklerini görmedik. Oysa, bunlardan önce geçen Sahabe de dahil olmak şartıyla nice  alimlerimiz var, sırlarından bahsedilmiyor ve bunlar gibi keramet de göstermemişler. Ama, bilime, fenne, sanata ve felsefeye yön verici muhteşem projeler üretmişler. Mesela, İbni Sina, Biruni, El-Harezmi, Ebul-İz, Ömer Hayyam ve El Cabir gibi bilimde, fende ve felsefede önder şahsiyetler. Lakin ne yazık ki bunların öyle takdis edilecek sırları yok! Yine düşünüyorum da o takdis edilen sırlar Müslümanlara neler kazandırmıştır? Çünkü, bu sırlarla bu günlere geldik ve işte İslam âleminin hali-pür melali bütün vahametiyle ortada! Demek ki, o ilk alimlerimizin izi takip edilmemiş. Ama, onları takip edenler olmuş, bizim o alimlerimizin projelerinin  üzerine bir çok şeyler koymuşlar, örneğin matbaayı, ampulü, motoru, uçağı, telefonu ve çeşitli makine gibi aletleri bulmuş ve geliştirerek zamanımıza gelmişler. Bunlar şimdi dünyada teknik güçleriyle hakimiyet kurmuş gayri Müslimlerdir. Bizim, bu süre zarfında kuddise-sirruh deyip sırlarını takdis ettiğimiz, mana âleminin o büyük âlim ve evliyaları, su üstünde yürüyen, aslanlara, kaplanlara binen, bir anda birçok yerlerde görünen ve gabya ait olayları haber veren o ermiş ve uçmuşlarımız bu duruma ne derler? Bizler bu günlere onların o kerametlerini anlatarak geldik. Bize, yani İslam toplumuna o kerametlerin ne faydası varsa! Bilmiyorum, gariptir böyle eleştirince de, aman sus çarpılırsın, günaha girersin, dinden çıkarsın, uyarırlıyla da karşılaşırsınız. Halbuki, çarpılmışız, Müslümanlar olarak birbirimizi kırıyoruz, bölük-pörçük olmuşuz ve hala içimizden ayrılıkçılık mücadelesi verenler var. Bu günahlar bize yetmiyor mu? Şimdi bu halimizle dinin neresindeyiz? Ama azda olsa, bizim bu gafletten kurtulmamıza vesile olacak gerçek alimlerimiz var. Artık inşallah bundan sonra kaderimizi değişecektir. Neyse, daha fazla tahşidata gerek yok, ama yinede bu kandil geceleri, ilmi, fenni ve felsefi sıçrayışlara çığır açmalıdır diye düşünüyorum. Bu duygu ve düşüncelerle, Akleden-kalp kandillerinin, Kur’an mesajıyla yeni ufuklara yelken açmamızı Allah’tan diler, siz Cuma sohbeti müdavimi kardeşlerime ve tüm ehli-imana esenlikler temenni ederim.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Uluçay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.