ROMANLAR VERDİNGKİNDER OLMASIN

TUBA ÖZTURLAR

Burdur Gençlik Konseyi Başkanı

[email protected]

Verdingkinder…

Bu kelimeyi daha önce birçok kişinin duymadığını düşünüyorum. “Sözleşmeli Çocuklar” olarak vurgularsak şuan da sizde de bir anlam uyandırdığından emin olabilirim.

Verdingkinderler, tarihine indikçe yaşayan kişilerin o dönemi hatırlamak dahi istemediği, Peynir, çikolata ve Alp dağlarıyla ünlü olan özgür ve zengin İsviçre de yaşanan bir olay.

18. yy sonlarına doğru çocuk emeğinin sömürüsüne az rastlanan bir ülke oldu İsviçre. Dezavantajlı ailelerin; yani boşanmış, cezaevine giren, fakir ailelerin ardında bıraktıkları masum çocuklar; İsviçre’nin kalkınmasında büyük emeği geçen çiftliklerin asıl mimarları bu çocuklar oldu. Bunu söylemek dahi insanın içini sızlatıyor. Bu dönemde bahsi geçen ailelerin çocukları, papazların eşliğinde çiftliklere kiraya verilir ya da çocuk pazarlarında el kadar çocukların bile çiftliklerde çalışması için satışa çıkarılırdı. Bu çocuklar küçücük ellerindeki, boyundan büyük çantalarıyla, ayağına iki numara dahi küçük gelen ayakkabılarıyla, yırtık elbiseleriyle kölelik sistemini oluşturan; bu toplumun gözünde de suç işleyen, boşanan, fakir ailelerinden kurtarıp, özgürlüğe ulaştırılan çocuklardı…

Verdingkinder olarak yaşayan, bu acımasız hayatı tüm dünyaya anlatmak isteyen yazarlar, ressamlar, yönetmenler oldu. Şuan 2016 yılına uzatılmış bir sergi söz konusu. Serginin gizemi tablolardaki çocukların hepsinin çıplak ayaklı oluşudur. Dayak yediği ile kalmayıp, evin işlerini bitirdikten sonra evin oğlu tarafından tecavüze uğrayan bir kız çocuğu kanatıyor içimizi. Köle kız hamile kalır ve sahibi de çocuğu düşürmek için eziyetlerin ardı arkası gelmez. Kız çocuğunun kanaması olur. Doktor dahi aranmaz. Sonra da İsviçre’nin yeşilliklerinin içinden bir tabut görünür.

Erkek çocuğu altı yaşındayken yine evin ağır ve yorucu işleriyle mücadele ederken, yıllardır dişlerini fırçalayamazken, sabaha karşı kalkıp ot biçerken, bir kuru somon ekmek yerken; sahibi tarafından yoğun tecavüz edilerek ölüme terkedilir…

Evrensel Kültür Dergisi’nin Şubat ayında Sevim Akyürek’in yazdığı “Heidi’nin ayakları neden çıplaktı?” yazısı sizde bir merak uyandırdı mı? Sevim Akyürek İsviçre’nin utanç tarihinin sırrını çözdü aslında. “ Heidi; o çıplak ayaklı, tatlı gülüşlü, yardımsever minik kızı kim unutabilir ki? Fakat niye çıplak ayaklıydı?Büyükbabası olarak izlediğimiz yaşlı çiftçiyle arkadaşı Peter’in ayakkabıları varken Heidi; keskin doğanın üstünde, karda kışta hep çıplak ayakla koşar keçilerin peşinden. Yazarı küçük kahramanı aracılığıyla çocuk kölelerin mazlum dünyalarına dikkat çekmek istemiş. Heidi, İsviçre’nin toplumsal tarihinde hatırlanmak istenmeyen bir gerçeğin simgesi.

Heidi, çıplak ayaklıydı; çünkü çıplak ayaklar, erkek ya da kız “köle çocukları” diğer çocuklardan ayıran simgeydi.

Yalnız İsviçre değil, Uçurtma Avcısı’nda da çocuk istismarı Orta Asya’daydı. Bir Suudi prensesinin anılarını anlatan “Sultana” kitabında seks işçisi olarak pazarlanan erkek çocukları hatırlayın. İngiltere’de baca temizleyen çocukları… Uzağa gitmeyelim daha fazla Samsun’un Bafra ilçesindeki çocuk işçi pazarının kurulduğunu bilirsiniz.

Romanlar, Türkiye’nin ne yazık ki dışlanmış kesimi. Propagandalar da hiçbir siyasi parti, kampanyalarında hiçbir Sivil Toplum Kuruluşu “ayrımcılık” yapmadığını yakından izlersiniz. Fakat romanları her zaman renkli hayatlarıyla içine kapanmış bir kesim olmaya mahkum ederler. Roman mahallerine girdiğiniz anda –ki özellikler makam sahibi biriyseniz, uyarmaya başlarlar. “ Dikkat edin. Güven olmaz. Onların yemeğinden yenmez, suyundan içilmez.”

Ekonomik ve sosyal yaşamın Romanların hayatına nasıl etki ettiğini de görüyoruz. Düzensiz ve sigortasız nasıl ev geçindirmeye çalıştıklarını da görüyoruz.

Mahallelerdeki yoksulluk inanın devlet okullarına da yansıyor. Aileler düzenli bir iş sahibi olmadıkları içinde toplum içinde hatta kendi çocuklarının yüzlerine bakarken bir tedirginlik yaşıyor. Çocuğunu okula gönderirken cebine 3-5 kuruş harçlık vermeyi geçin; kalemini, defterini alamadığı durumlar oluyor. Romanlar, belediye hizmetlerinin gitmediği, ulaşım sorunlarının çözülmediği, parkı bahçesi olmayan mahallelerde yaşıyor. Seçimler de oy istemeye dahi gitmiyorlar. Ötekileştiriyorlar. “Nankördür onlar” deyip geçiyorlar.

Romanların Türkiye’de ki sesi Özcan Purçu’yu iyi tanıyın, halkın vekilini sahiplenin isterim. Kendisi Sökeli. Hemşehrim. Şuan da CHP’den İzmir milletvekili. İnsanların, romanların üzerindeki olumsuz düşüncelerini çekip alan halkın vekili. Özcan Purçu kendisi anlatıyor. Roman açılımından sorumlu Faruk Çelik’in yanına Türkiye’nin her yerinden gelen temsilcilerle gittiklerinde, Devlet Bakanı Faruk Çelik hiç umursamadan önündeki evrakları imzalamaya devam ediyor. Oradan biri “ Sayın başkanım, aramızdan birini AKP’den aday yapamaz mıyız? Böylece açılım askıda kalmamış olur.” diyor. Sn. Çelik yüzüne bile bakmadan “Yahu dün bir, bugün iki, önce bir muhtar seçilin, sonra teşkilata girin, meclis üyesi, belediye başkanı olun. Ondan sonra aday gösterilirsiniz.” deyip kestirip atıyor.

Özcan Purçu Türkiye’nin ilk Roman Milletvekili, Dünya’nın 3. Roman Vekili. Ağır koşullarda sesini duyurabileceği yerlere geldi. Doğduğunda içecek sütü bulamadı. Okula giderken sabah kahvaltısı yapamadı. Naylon çadırda kaldığı için elektriği, suyu olmadı. Sokak lambasının altında ders çalıştı. Açlıktan bayıldığı oldu belki de. Aile ekonomisine katkı sağlamak için sepet ördü. Polis tarafından suçsuz yere, Roman olduğu için ezildiği zamanlar oldu. Ama Purçu yılmadı. Türkiye’de ki Romanları temsilen birçok platformda bulundu. Ezilen kesimin hakkını savunmak için 250 Roman Derneği’nin içinde mücadele veren isimlerden biriydi. 2010 yılında Başbakanın Romanlardan özür dilemesi spontane gelişen bir olay değildi. Tarihe yazılan bir başarıydı.

Özcan Purçu’nun sözleriyle yazımızı kapatmak istiyorum.  “Roman sorunu herkesin kapısına vurabilir bir gün. Çünkü artık patlama noktasına gelindi. İş, aş, bark yok. Bu nereye kadar dayanır? Bu sosyal bir risktir.

Sadece 600 Roman üniversite öğrencisi var. Daha okuma-yazma bilmeyen bir sürü Roman var. Bunu kim önleyecek.

Sorun ve çözümleri bir hayli açık. Milletvekili olmak için süslü cümlelere, maddiyata çok da ihtiyaç yok. İşte ben Özcan Purçu’ya halkın gerçek vekili diyorum.

Son olarak “Romanlar Verdingkinker Olmasın”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Tuba Özturlar - Mesaj Gönder

#

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.