ASLİ GÖREV –TALİ ÇIKAR VE LAKAYDİLİK

Toplumumuzun da sorumluluk ve görev bilinci açısından genelde olmasa bile ferdi açıdan önemli oranda bir zafiyetimiz var. Onurumuza dokunsa bile bu inkar edilemez bir gerçektir. Mesela, dakikası-dakikasına göreve başlamıyor ve bırakmıyoruz. İstisnalar bir kenara, ne kadar varsa! Çoğunlukta mutlaka zaman açısından birkaç dakika işe başlarken ve bırakırken heba ederiz. Yani, işe geç başlar ve erken bırakırız. Birkaç dakikacıkla ne olur, ülke mi batar, biz onu çalışırken telafi  ediyoruz, diyenleri çok duyduk. Bu büyük bir hata ve çok önemli bir vebaldir. Bir sefer her şey ufaktan başlar, Yağmur damla-damla düşer ve bu damlalardan da seller oluşur. O sellerinde ne büyük felaketlere sebep olduğunu, zaman-zaman televizyon ekranlarından görüyoruz. Yüce Allah hayat kitabımız Kur’an-da, yarın ahrette “Zerre miktarda hayır işleyen onu görecek, zerre miktarda şer işleyen de onu görecek” diyor. Öyle ki, o zerre miktar denizin dibinde bir kayanın altında ve balığın ağzında bile olsa mutlaka kayda girmiş ve gizli kalmamıştır, unutmamak lazım! Hergün mesaiden beş-on dakika çalındığını düşünün! İnce hesap yapıp konuyu kırıklamak istemiyorum. Ama, iz’anı ve vicdanı olanın, hak ve hukuku üstün tuttuğunu söyleyenin, helal ve haramı gözetip, vebalden kaçındığını iddia eden bu aykırılıkları yapanlara sesleniyorum. Ayrıca ve özellikle birde din görevlisi kimliği taşıyıp görevlerini asanlar! Bunu nasıl izah edecekler? Din adına  insanların önüne geçip öğüt vereceksiniz, ama verdiğiniz öğütlere kendiniz uymayacaksınız. Yukarıda işaret ettiğimiz gibi istisnalar müstesna. Onlara sözümüz yok ama, en azından saygı ve sevgi ile desteğimiz vardır. Ne yazık ki, ilçemiz Söke bu alanda Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından adeta unutulmuş bir duruma geldi. Kaç yıldır vaizimiz yok, Müftü efendi bu görevi Merkez Cami imamına terk etmiş bir halde. Canı isterse ayda-âlemde kürsüye çıkar. Ramazan Bayramında bile daha önce yaptığı gibi vaazı başkalarına bırakıp izine gitmiştir. Hele bu yıl, camilerimizde Ramazan coşkusunu gerektiği gibi yaşayamadık desek sanırım hata olmaz. Çünkü, Cuma ve kandil gecelerinde okunan  salalar bile iki-üç cümle ile bitti. Yani üç dakikalık bir sala, gerçi okunan ezanların da öyle üç dakikayı geçtiği pek nadiren olmuştur. Bazen diğer vakit ezanları da, akşam ezanı gibi kısa okunmuştur. Koskoca 100 binin üstünde bir birinci sınıf İlçede Merkezden sadece Merkez cami müezzini tarafından tek kişi tek ezan okumuştur. Başka sese güzel ve farklı seslere ezan okumak için izin verilmemiştir. Ramazanda camilerde yüzünden mukabele okunmuş. Daha önceleri çarşı Merkez camiinden en az 8-10 hafız mukabeleyi ezberden okurlardı. Çünkü, bunun ayrı bir özelliği olur ve zevki yaşanırdı. Vaazlar için bile görevlilerden bir ekip kurulur ve bir program yapılır vaazlar öyle olurdu. Hiç olmazsa, Ramazanlık için olsun işinin ehli ve tecrübeli, uzman bir vaizimiz olsaydı! Bu arada bazı gayretli din görevlileri cemaatine bir şeyler vermeye çalıştı. Ama, ne yapsınlar çocuk okutmakta bir görev. Ayni zamanda önemli bir hizmettir. Yani, uzun lafın kısası Söke Mübarek Ramazan-ı şerifin şanına yakışır dolu-dolu ve coşkulu bir Ramazan geçirmediği vatandaşlarında dilinde. İnşallah gelecek Ramazanlar böyle olmaz. Söke Müftüsü Ahmet YAYLA İstanbul Kağıthane İlçesinden buraya geldi. Buradaki Müftü Mevlüt Haliloğlu da Kağıthane’ye gitti. Bu Diyanet İşleri Başkanlığının tasarrufu, ama sayın Müftü Efendi buraya geldiğinden itibaren hoşnut olmayan bir hava estirmektedir. Halk içinde görünmüyor, etkinliklere genelde katılmıyor, yüzü gülmüyor, sanki devamlı bir sıkıntı içinde imiş gibi bir tavır sergiliyor. Daha fazlasına değinmek istemiyorum. Sosyalleşmesi pek olmadığından halk tarafından pek tanınmıyor ve yanına varanlar da durumdan memnun olmadıklarını ifade ediyorlar. Görevlilerden biriyle kurduğu samimiyet çerçevesinde işi idare edip götürüyor. Camilerde namazdan önce ve sonra Cuma namazları hariç hiçbir etkinlik yok. Kur’an ve anlamı okunmuyor. İstanbul Müftülüğü seçme hadislerden derlenmiş bir kitapçık hazırlayıp ülke çapında dağıtıyormuş. Ondan olsun alıp da okuyan pek yok. Yukarıda değindik, gayretli İmamlar var ama istisna. Zaten genelde çok az kitap okuyan bir toplumuz, bir de böyle lakaydilik içine girdiğimiz de durum ne olur? Oda ayrı bir mesele! Bir enteresanlık daha gördük, bazı imamlar umre haccı için vatandaşlardan bir gurup oluşturup onlarla Ramazan umresine gidiyorlar. Asli görevi camide İmam-Hatiplik olan bir Din Görevlisinin, hemde Ramazanda en çok toplumun kendisine lazım olduğu bir dönemde tali görevle Umre Haccına gitmesi doğru mudur? Evet, düşünmek lazım, Söke gibi yoğun bir nüfusa sahip, turistik özelliği olan, kültür seviyesi bir çok ile oranla farklı olan bir İlçeye, ifade etmeye çalıştığımız bu durum reva mıdır? Yetkili ve etkililerin iz’an ve vicdanlarına durumu havale ediyor, herkese esenlikler diliyorum.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Uluçay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.



Anket Yeni sitemizden ne kadar memnunsunuz ?