TEFEKKÜR – UYARMAK VE UYARILMAK

İnsanı sarsan, irkilten, ürperten, şok eden ve korkutan şeyler, yaşanmadan sadece lafının edilmesiyle etkili olur mu? Nahif ve h

İnsanı sarsan, irkilten, ürperten, şok eden ve korkutan şeyler, yaşanmadan sadece lafının edilmesiyle etkili olur mu? Nahif ve hafif meşrep insanlarda belki! Ama, kim olursa olsun birine yakanda akrep var dediğinizde, irkilmemesi mümkün değildir. Bu nedenle olsa gerek bin nasihatten bir musibet yeğdir demişler. Demek ki, yaşamak en büyük gerçek. Dikkat ediyorum, bir takım yanlışları ihtiyat edinmiş kişilere, bu gidişle akıbetin felaket deyip uyarmanın hiçbir etkisi olmuyor. Tarihte uyarıcılıkta lider şahsiyetler var bunlar hepimizin bildiği gibi Peygamberlerdir. Onların hayatına şöyle bir baktığımızda, yaptıkları uyarıları dikkate alanlar hep azınlıkta kalmıştır. Yolda yürüyen birine, arkandan bir yılan geliyor desen, hemen arkasına döner bakar, nerde! İlk anda büyük, küçük, yakın, uzak düşünmez, o anda aklına korkudan başka hiçbir şey de gelmez. Demek ki tehlikenin en yakını korkutucu oluyor! Bundan dolayı olsa gerek, Peygamberler, zalim hükümdar ve toplumları uyarırken, daha önce zalimlerin uğradığı felaketleri onlara hatırlatıyor ve harabeye dönen yaşadıkları şehirlerden örnekler veriyor ve sizin içinde felaket kapıda diyor. Ama ortada bir şey görünmediği için, “Doğru söylüyorsan hani o vaad ettiğin nerede?” deyip alay ediyorlar. Ne dersiniz, şimdi durum onlardan farklımıdır? İslâm âlemine bakın ve birde bu âlemin başına bela olan insanlık havarisi İslam dışı devletlere bakın!.. Adama, bu derenin içine veya kenarına ev yapma deyip uyarıyorlar. Adam uyarıya kulak asmıyor, yıllar sonra birgün müthiş bir sağanak yağmur, dere kenaralarını göçüre göçüre geliyor, ama çare yok felaket evi alıp gidiyor. Bu devrin insanı, ayni felaketi televizyon ekranlarından zaman zaman seyrediyor, lâkin birgün bu banada gelir demiyor. Dikkat edin ve düşünün! Tarihte harabeler örnek veriliyordu, şimdi felaketler bizzat gözler önüne seriliyor ve göstere göstere yaşanıyor. Ne olur bu olayları sadece bir yönlü düşünmeyin, yaşamın başka alanlarına ve arka planlarına da bakın! Felaketler ve afatlar farklı farklı yaşam şartlarından oluşuyor ve geliyor. Uyarılara kıymet vermek gerekir, uyarılar hangi konularda yapılıyor, nelere dikkat çekiliyor bakmak, duymak ve görmek, tedbiri, çaresi ve çözümü nedir? Mutlaka ciddiye almak, üzerlerinde durmak ve yapılması icap edenleri geciktirmeden yapmak lâzımdır. Ülke, millet ve fert adına bakalım, değerlerimiz açısından, gerçek ilim-bilim ve fikir adamlarımızın uyarılarını dikkate alalım, iyi, doğru ve güzel değerlendirmelerle hayatımıza yön verelim ve istikbale öyle yürüyelim. Açığımızı kapatalım, eksiğimizi tamalayalım, yanlışımızı tashih edelim ve hatalarımızdan dönelim. Dünyaya biz yön verelim, bizde bu kudret, bu yetenek ve bu cesaret var. Yeter ki yaptığını bilen ve bildiğini yapan olalım. Uyarmak ve uyarılmak dedik, sözler önemli, etkili olmaları gerekir dedik buralara kadar geldik. Ama, genelde olmuyor, kimisi sana ne, sana mı düştü diyor! Kimisi ise, bende biliyorum, beni ahmak mı sandın? Deyip seni azarlıyor. Adama diyemiyorsun, yahu sen zaten ahmaksın da, bari enayilik yapma. Hani Yüce Allah Kur’a-ın da diyor ya “Onları uyarsanda uyarmasan da fark etmez” gerçekten hazin. Ama, bir gerçek daha var, ‘bırak sarhoşu yıkıldığı yere kadar gitsin’ demekte doğru değil. Çünkü, nereye yıkılacağını bilmiyorsun! Hele bu zamanda o kadar çok şey var ki, insanın aklının şirazesi kayıyor. Üç beş kişinin olduğu bir ortamdasın, senin dışında herkesin elinde telefon, görüyorsun birşeyler yapıyorlar ama ne yaptıklarını bilmiyorsun. Eskiden iki kişi başbaşa vermiş konuşuyor, biri başı önünde dinliyor, diğeri konuşuyor, ama konuşurken gözleri fal taşı gibi sağı-solu araştırıyor, yüz hatları ve başı hareket halinde, elleri de hiç durmuyor, diğeri sadece arada bir başını kaldırıyor muhatabının yüzüne bakarken bir iki söz edip başını yine yere eğiyor. Siz bunları yakın bir yerden seyrediyorsunuz, konuştuklarını tam anlamasanızda bir düşünceniz mutlaka olurdu. Şimdi karşınızda bir kişi oturmuş kendi kendine konuşuyor, bazen öfkeli, bazen sakin, bazen gülüyor ve bazen de sövüyor. Ne enteresan değil mi? Yorumu siz okurlarıma bırakıyorum. Esen kalınız efendim.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Uluçay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.