ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ SÖKE ŞUBESİ KATKILARIYLA ATATÜRK, DİN ve LAİKLİK (3)

Atatürkçülükteki din anlayışı, yobaz ve gericilerden arındırılmış, İslamiyet’teki temel gerçeklere dayanan bir anlayıştır. Fakat onun bu anlayışı gerçekleştirmek için yapmış olduğu uygulamalarının, birçok din tüccarını da rahatsız ettiği de bilinen bir gerçektir. Atatürk’ün çevresinde bulunanlardan Münir Hayri Egeli, başından geçen bir olayı ve o zamanki havayı şöyle anlatır: “Atatürk için dinsiz diyenler oldu. Bunu bir moda imiş gibi yayanlar vardı. Onun laiklik anlayışını dinsizlik gibi göstermekte fayda bulanlar oldu. Fakat gerçek hiç de öyle değildi. Atatürk laikti ve yobaz aleyhtarı idi. Size başımdan geçen bir olayı naklederek başlayayım: Bir gün Necip Ali ona: – efendim, Münir Hayri namaz kılar dedi. En yakın bir dostumun beni bu şekilde takdimini gören, beni sevmeyenlerin yürekleri sevinçten ağızlarına geldi. Şimdi kovulacağımı düşünerek gülüştüler. Atatürk ile aramızda şu konuşma geçti:

– Sahi mi Münir?

– Evet, paşam kılarım.

– Niçin namaz kılıyorsun?

– Hiç! Sadece namaz kılınca içimde bir huzur ve sükûn hissederim.

Atatürk biraz önce gülenlere döndü: – Bir gemide kalsanız ve batmak tehlikesinde olsanız, hiç bir ümidiniz kalmasa, ne diye haykırırsınız? Herhalde yetiş Gazi demezsiniz Allah dersiniz. Bundan doğal ne olabilir.

Sonra bana döndü ve: – Dünyadaki işlerine zarar getirmemek şartıyla namazını kıl! Heykel de yap, resim de…

Görüldüğü gibi Atatürk, hiç bir zaman ibadeti güçleştirecek davranışta bulunmamıştır. Hatta onun özünde olduğu gibi anlaşılıp, yapılmasını sağlayacak tedbirler alınmasını sağlamıştır. Boş inançların, dini üzerindeki olumsuz etkilerine de değişik zamanlardaki konuşmalarında değinen Atatürk, hiç bir zaman özelliği yozlaştırılmayan dine karşı çıkmamış, dinden çıkar sağlayan yobazlara ve bunların dini kendilerine kalkan yapmalarına karşı çıkmıştır. Türk milletinin, çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkarken, kişilere manevi destek sağlayacak olan dinin; akla, mantığa, bilime uygun olmasını öngörmüş, vicdan hürriyetine de büyük önem vermiştir.

Atatürk’ün din konusunda yaptığı gelişmelerin amacı, bir yandan devletin üzerinden dinin baskısını kaldırmak, diğer yandan da bireyin üzerinde yobaz ve bağnaz kişilerin baskı unsuru olmasını önlemektir. Yani kısaca laikliği gerçekleştirmektir.

Atatürk’ün din konusundaki düşüncelerinin uygulamaya geçirilmiş şekli laikliktir. O’nun laiklik anlayışı ve uygulamalarını başka devletlerdeki uygulamalarla kıyaslamak doğru değildir. Çünkü Türk laikliği milletimizin ihtiyaçlarından kaynaklanmıştır ve yine milletimizin ihtiyaçlarına çözüm önerileri getirmektedir.

Atatürk, laiklik ilkesiyle  İslam dinini yeni şekle sokmuş veya dince yeni kurallar getirmiş değildir. Çıkarcı kişi ve yobazların, kendi menfaatlerini kolaylaştırmak için şeriat adı altında koyduğu kuralları kaldırıp, İslami özüne döndürmüştür.

Laikliği tanımlamaya çalışırken karşımıza çıkan ilk gerçek şudur. Bir ülkenin tarihi, siyasi ve sosyal şartları, ülkede yaygın olan dinin özellikleri, o ülke için gerekli ve geçerli olan laiklik anlayışı ve uygulamasını geniş ölçüde etkiler. Ancak Atatürkçü düşünce sisteminin temel ilkelerinden biri ve Türkiye Cumhuriyetinde bir anayasa ilkesi, bir hukuk deyimi haline gelmiş olan laikliğin bazı tartışılmaz unsurları vardır.

1. Laiklik, herkes için din, mezhep, düşünce ve vicdan hürriyeti demektir. Herkesin din ve inanışlarında her türlü baskıdan uzak olarak yaşayabilmesinin yasal teminatı demektir. Laiklik cumhuriyet düşmanlarının söylediği gibi dinsizlik değil, dinin özünü koruyan bir sistemdir.

2. Laiklik, etnik kökenleri, din ve mezhepleri ne olursa olsun, yurttaşlara eşit işlem yapılması, kanunlar önünde her bakımdan eşitlik ve adalet demektir. Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırları içinde yaşayan herkesi birinci sınıf vatandaş yapan da işte bu eşitlik anlayışıdır. Laiklik, kadın – erkek eşitliğinin de temeli ve teminatıdır.

3. Laiklik; din ve devlet işlerinin ayrılması, dinin bir vicdan işi olduğunun kabul edilmesi, devletin ve toplumun dini kurallara göre yapılandırılmaması, yönlendirilmemesi ve yönetilmemesi demektir. Laikliğin bu unsuru, devlet yönetiminin din kurallarına göre değil, toplumun ihtiyaçlarına, akla, bilime, hayatın gerçeklerine göre yürütülmesini sağlamaktır.

4. Laiklik, eğitimin laikleştirilmesi ve öğretim birliği demektir. Eğitimin çağdaş ve akılcı esaslara göre düzenlenmesi demektir. Bütün çağdaş değerleri meydana getiren ve insanın en kıymetli varlığı olan aklın, her türlü baskıdan uzak hür düşünebilmesi demektir.

5. Laiklik, devletin resmi dininin bulunmaması demektir. Laik devlet, belli bir dinin kurallarını vatandaşlarına benimsetmek ve uygulamak için kurallar koymaz. Dini, zararlı bir afyon, tehlikeli bir düşman olarak da görmez. Çünkü her türlü din ve Allah inancını reddeden, ideolojisinin gereği olarak vatandaşlarına dinsizliği telkin eden devletler laik olmadığı gibi, dine dayalı teokratik devletler de laik değildir.

Müslüman ülkeler içinde laikliği benimseyen tek devlet Türkiye’dir. Atatürk akıl dışı değer yargılarının bir toplumu içten içe nasıl çürüttüğünü bildiği için, akıl ve bilimin; özgür düşüncenin simgesi olan laikliğe dört elle sarılmıştır. Denilebilir ki, Atatürk’ün tüm yaşamı boyunca, üzerinde titrediği, hiç bir biçimde ödün vermeden uygulamaya çalıştığı devrim, laiklik devrimidir. Yeni Türk devletini, Osmanlı yönetiminden ayıran devrimler laiklik ilkesinin yürürlüğe konulmasıyla başlar. Bu nedenle laiklik, Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Atatürk devrimlerinin temelini oluşturur. Laiklik ilkesi sarsıldığı zaman, öteki devrimlerin tümü de sarsılır ve yozlaşır, temel işlevlerini yitirir, cumhuriyet kargaşa içine sürüklenir.

Laiklik hareketi Atatürkçü düşünce sistemi içerisinde aşama aşama gelişerek, devlet, hukuk, eğitim ve kültürümüz laikleşmiştir. Devletin laikleşmesi ile ilgili olarak: 1920’de T.B.M.M kurulmuş ve 1921 anayasası ile egemenlik kayıtsız şartsız millete verilmiştir. Teoratik devletin dayanağı olan saltanatın 1922’de ortadan kaldırılmasından ve onun yerine ulusal egemenlik temeline dayanan cumhuriyetin 1923’te ilan edilmesinden sonra, 1924 yılında halifelik kaldırılarak, dinin devlet üzerindeki etkisi tamamen kırılmış; 1928 yılında ise “devletin dini İslamdır” maddesi kaldırılarak anayasa laikleştirilmiştir.

Devamı Yarın Gazeteniz YeniSöke’de…

Saygılarımla…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Tuba Özturlar - Mesaj Gönder

#

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.