ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ SÖKE ŞUBESİ KATKILARIYLA ATATÜRK, DİN ve LAİKLİK (2)

Atatürk’ün din ve laiklikle ilgili görüş ve düşüncelerini konuya daha iyi açıklık getirebilmek önce din kavramının toplumdaki yeri ve dindeki yozlaşmalar hakkında bilgi vermek gerekir. Toplumların temel kurumlarından birini ve insan hayatının bir parçasını oluşturan din, evrende oluşan madde ve hissedilen  olayların ötesindeki, ilmin sınırı ilerisindeki gerçeği insanların alması, onunla temas etmesi ona uygun olarak yaşama çabasıdır. Başta vahiye dayanan olmak üzere bütün dinlerin temel amacı, insanların kişiler olarak tek tek ulu bir varlık olan Allaha bağlanmalarını sağlamaktır. İnsanlar birer sosyal varlık olarak yaratılmıştır. Toplum içinde yaşamak zorundadır. Dinler, aynı zamanda gönderildikleri çağa ve toplumun sosyal seviyesine göre insanlar arasındaki ahlaki ilişkileri düzenleyen kurallar getirmiştir. Fakat bunun amacı, insanları ve toplumları yönetmek değil, iyi ahlak sahibi olmaya yönlendirmektir. Sosyal, siyasal, askeri, teknolojik ve eğitimle ilgili faaliyetler, dini kurumların dışındadır ve din tarafından yönlendirilip, kontrol edilemez. Bu tür faaliyetler, toplumu ve ülkeyi yönetip, geleceğe taşıyan devlete aittir. Bu konuda Hz. Muhammed’in şu sözleri dikkat çekicidir “ben dine ilişkin bir şey emredersem ona uyunuz. Dünyaya ilişkin işlerinizi siz benden daha iyi bilirsiniz. Onları bildiğiniz ve tecrübeniz üzerine yapınız.”

Gerçekte dinin, temel görevine ilişkin esasları açıklaması dışında, diğer dünyevi temel kurumların faaliyetlerine ilişkin bilimsel yöntemlerle belirlenen ve kanıtlanan konular için esasları koyması veya bunlara karşı çıkması düşünülmemelidir. Hz. Muhammed zamanından itibaren, dini olmayan sorunların akılla çözümlenmesi uygun bulunmuştur. Gerçek din bilginleri, dini kendi sahası dışına çıkarmayı düşünmemelidir. Dinin bilimsel ve teknolojik faaliyetler ve gelişmelerle uyum içinde olduğunu kabul etmek durumundadır.

İslam dini ilk ortaya çıktığında “akılcı, bilimci ve toplumcu” bir özellik taşımasına rağmen, Hz. Muhammed’in ölümünden sonra yozlaştırılıp, amacından saptırılmıştır. Bunda kendi çıkarları doğrultusunda hareket eden din adamları (yobazlar) sınıfının, İslam’ın özünde bulunan akıl ve doğa yerine rivayet ve toplama hadislere başvurmalarının büyük etkisi olmuştur. Kendilerine İslam âlemi adını veren çıkarcı din adamları, kendi kurumlarının, toplumun tüm kurumlarını kontrol etmesi için faaliyette bulunmuşlardır. Böylece din ve politika iç içe girmiştir. Eğitim, teknoloji, sosyal ve kültürel faaliyetler dini sayılan ve öyle değerlendirilen esaslara oturtulmuştur. Böylece üst yöneticiler güçlerini Allahtan aldıklarını ifade eder olmuşlardır.

Tarih boyunca pek çok siyasal lider, devlet yönetimini kolaylaştırmak ve insanları kendine itaat etmeye zorlamak amacıyla din ve inançları bir baskı unsuru olarak kullanmıştır. Bunu sonucunda tapınılan hale gelmiş hükümdarlar, kutsal kayzerler, Allahın yeryüzündeki gölgesi olan halifeler ortaya çıkmıştır. Bu durum; din ve insanları gerçek amaçlarından saptırarak, siyasi liderlerin elinde bir araç haline getirmiştir. Hükümdarların, bazı uygulamalarına karşı çıkmak, adeta dine karşı çıkmak olarak değerlendirilmiştir. Bunu yapmaya kalkışanlar dinsizi ilan edilerek en ağır cezalara çarptırılmışlardır. Böylece din ve devlet kuralları iç içe geçmiştir. Din din olmaktan, devlet devlet olmaktan çıkmıştır. Dinsel kuralların devlet mekanizmasına egemen olmaya başlaması ile akıl ve bilim göz ardı edilmiş, devlet ve toplum yapıları zihnen hasta sözde din adamlarının tekelinde boğulmuştur. Böyle bir devlet ve toplum yapısı sürekli değişen çağın koşullarına ayak uyduramama sonucunu doğurmuş ve devletin geri kalmasına sebep olmuştur.

Dinin yozlaştırılıp amacından saptırılmasındaki diğer bir etken ise, İslam’ın doğuşundan sonraki 4-5 asır içinde birbirinden az iyi, çok farklı uygulaması olan mezhep ve tarikatların ortaya çıkmasıdır. Bunun sonucu kuran dininde asla bulunmayan engizisyon, sömürü ve dinden çıkarılma, Müslüman kitlelerin yakasına yapıştı. Kuran, sadece mezarlıklarda ölülere cennet vizesi vermek için okunan bir ilahiler kitabı durumuna düşürüldü. Bilgisizlik, uyuşukluk, birbirini acımasızca cehennemlik ilan etme ve din adına kanlı eylemlerde bulunan örgütler kurma, İslam dünyasının adeta kaderi haline geldi.

İslam dünyasının geri kalmasında önemli rol oynayan tüm bu gelişmelere ilave olarak, Türklerin Arap kültürünün etkisi altında kalmalarından dolayı günümüzde dinle ilgili sorunların devam ettiği de bir gerçektir. Bu sorunların başlıcalar ise;

Din adamalarının Arap kültürü ile yetiştirilmelerinin zorunluluk haline getirilmesi, Milleyetin İslam olması gerektiği ve bunu kabul etmeyenlerin kafir olacağının telkin edilmesi, Çocuklara Arapça kökenli isimlerin verilmesi, İslam’ın resmi dilinin Arapça olduğu düşüncesinin yaygınlaştırılmaya çalışılması, İslamiyet ile laikliğin bir arada bulunamayacağı (devlet laik olur, ancak kişiler olamaz), İslami kıyafet adı altında özellikle kadın kıyafetlerinin kısıtlanması, Hurafe ve batıl inançların yaygınlaştırılmaya çalışılması, Dinin bir çıkar unsuru olarak çeşitli kişi, grup ve siyasal partiler tarafından kullanılmasıdır.

Gerçek amacından saptırılmış olan dinin, siyasetçiler ve cahiller tarafından devlet hayatında çıkar unsuru olarak kullanılmasının sakıncalarını çok iyi gören Atatürk, bu duruma son vermek amacıyla dinin özüne yönelmiş ve onu ortaya koymaya çalışmıştır. Kişi ve toplum açısından dinin gerekliliğini kabul eden Atatürkçülük dinin kendi görev alanı dışındaki diğer kurumları kontrol etmesini önlemek, devletten ayrılmasını sağlamak için, temeli bilgisizlik ve çıkar unsuru olan dini taassupla mücadeleyi, çıkar ve sömürü unsuru olarak devam eden dini kurumları yok ederek, sağlıklı din adamı yetiştirip, dini eğitimi kontrol ederek gerçekleştirmeyi öngörmektedir. Bu konuda: “Bizi yanlış yola sevk eden kötü yaradılışlar, bilirsiniz ki, çoğu zaman din perdesine bürünmüşler, saf ve temiz halkımızı hep dini kural sözleriyle aldata gelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz… Görürsünüz ki milleti mahveden, esir eden, harap eden kötülükler, hep din perdesi arkasındaki dinsizlik ve kötülükten gelmiştir. Onlar, her türlü hareketi dinle karıştırdılar.” Diyerek taassubun ve din dışı uygulamaların bilgisizliğe dayandığını açıklayan Atatürk, her konuda olduğu gibi, dini konulardaki bilgisizlik ve yobazlığı önleyip, cahillerle mücadele etmekten devleti sorumlu tutmuştur.

Devamı Yarın Gazeteniz YeniSöke’de…

Saygılarımla…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Tuba Özturlar - Mesaj Gönder

#

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.