TANZİMAT SOSYAL DEĞİŞİMİ -3-

MODA ve TOPLUM: Toplumsal yaşamı oluşturan fertler giyindikleri kıyafetle oldukları savundukları dünya görüşünü yansıtırlar. Modacılar meydana getirdikleri moda ile yeni dünya görüşleri oluşturduklarında bir gerçektir. Doğu medeniyetinde giysi, mevcut güzelliğini yabancı bakışlardan gizlemeyi gaye edinirken, Batı dünyası ise kıyafet ve güzelliğin daha belirgin hale getirilmesini hedeflemektedir. Batılılaşma hareketleriyle birlikte özellikle Fransız kültürünün etkisinde giyim- kuşamda moda, Osmanlı sosyal hayatında hâkim olmaya başlar. Tanzimat ile birlikte ve daha çok II. Meşrutiyet yıllarında özgürlüğün verdiği serbestlikle Avrupa ve daha çok Fransız moda tasarımları birçok dergide boy boy çizim ve resimlerle Osmanlı kadınına örnek teşkil etmekteydi. Yaygın olarak kıyafet anlamında kullanılmakla beraber, moda çok çeşitli sahalarda da ortaya çıkmaktadır. Ayrıca, devamlı değişiklik gösteren sosyal yaşamın her alanı modanın ilgi alanına girmektedir.

Batılılaşma sürecinde kamusal alan yeniden tanımlanmış ve özel-genel ayrımının toplumsal yapı içerisinde yeri belirlenmiştir. Toplumsal değişmeye paralel olarak kıyafette önemli değişimler yaşanmıştır. Geleneksel dönemde, sokaktaki insanın sosyal statüsü, üzerindeki kıyafeti sayesinde büyük oranda belli olurdu. Dönemin gazete ve mecmuaları ise, özellikle kadın kıyafetleri başta olmak üzere değişimi ve son modayı büyük bir hızla topluma ulaştırmaktaydı. Musavver Hale, moda transferlerinin öncülerinden sayılabilirdi. Genç kızlara mahsus son bahar modalarında sabah kıyafetleri, tüylerle süslenmiş hacimli başlıklar, ceket ve iç yelekler, pahalı manto çizimleri, uzun kuyruklu suare kıyafetleri, korseler ve daha nice yeni moda elbiseler kaliteli çizim fotoğraflarla Avrupa modasını takip eden kadın okuyuculara Meşrutiyet yıllarıyla birlikte sunulmaktaydı.

Batılı ölçüler içinde ve taklit edilerek kabul edilen yeni kıyafetler önceleri siyasi, askeri ve bürokratik yapıda uygulanmış toplumsal yapıya uymaması halinde Redingotun İstanbulin şekline dönüştürülmesi gibi bazı değişikliklerin yapılmasını gerektirmiştir. Çünkü dini inanışlara it pratiklerin yapılmasını zorlaştırmakla beraber her abdestte ıslanan ve kolası bozulan bu kıyafetin giyilmesi pratik açıdan mümkün görülmemektedir. Zamanla dindarların bu duruma olan tepkileri toplumsal alanda giderek anlamını kaybederken, sonraları normalleşmiştir. Sosyal hayatta ise buna benzer Batılı kıyafetlere “moda” olarak meşruiyet kazandırılırken, modayı takip etmek “medeni” olmanın tezahürü gibi kabul edilmektedir. Batılılaşma sürecinde değişen erkek kıyafetinde en çok göze çarpan İstanbulin, pantolon, iskarpin ve bu giysileri tamamlayan şemsiye, eldiven, şapka ve baston gibi aksesuarlardır.

Kadın kıyafetinin değişmesi dönemin en çok tartışılan konularından biri olmuştur. Batılılaşma sürecince kadının her ne kadar dış mekânda görülmesi uzun yıllar alsa da ferace ve çarşafın altından Avrupa modalarının belirlediği kıyafetler giyilmeye başlanmıştır. Kadın bu kıyafetleri Avrupa modasını gösteren model kitaplarından takip etmekte ve Beyoğlu’nda yeni açılan terzihanelerde diktirmektedir. Dönemin gazete ve dergilerinde Batılı giyim tarzını toplum hayatında yaygınlaştırmak için sürekli yayınlar yapılmakta ve bu yayınlar Avrupa modasını İstanbul’a taşımaktadırlar. Yeni moda çarşaf başlıkları ve saç modaları moda dergilerinin sayfalarını süslemekte ve toplum yönlendirilmekteydi.

Bütün bu gelişmeler ve moda, Batılılaşma sürecinde kadının kıyafetindeki değişim daha çok iç ortamlarda ve varlıklı aileler arasında gerçekleşmiştir.

Geleneksel Osmanlı dönemi tek tip giysi tercihi, erkek kıyafetlerinde gittikçe artan ve Batı’dan yana gelişen bir moda çizgisine bırakırken, kadın kıyafetlerindeki Batılı çizgilerdeki değişim de pek geri kalmamıştı. Avrupa modalarına uygun modeller ve patronlar koyan birçok kadın dergisi, kadınlara Batı modalarını takip etmede yok gösterici olmuşlardır. Kıyafette yaşanan değişimler erkekler üzerinde mecburi bir değişiklik getirdiği halde, kadın kıyafetleri üzerinde doğrudan bir müdahale söz konusu olmamıştır. Buna rağmen kadın kıyafetlerindeki değişim erkekten daha hızlı gerçekleşmiştir. Zamanla kadının güzellik anlayışı ve tarifi de değişmiştir.

Modaya ve Avrupai tarz yaşama getirilen eleştirilerin temelinde kıyafetlerin geleneksel yaşama dine ve ahlaka uygun olmayışı ve aşırı gösterişin ekonomik açıdan cemiyeti zor duruma sokması olarak açıklanabilir. Moda ile birlikte değişen kıyafet, ahlak ve davranışlar üzerinde de değişime sebep olabiliyordu. Bu bakımdan moda, aynı tarz ve çizgide kıyafetleri topluma benimsetirken insan tipinin oluşması ve cemiyetin yönlendirilmesi vazifesini de görüyordu. Batı tarz ve modalarının benimsenmesinde önemli etkisi olan dönemin gazetelerinde de Avrupa kaynaklı modalar ve yeni model çizimleri, terzilik dersleri adı altında kadın sütunlarında yayınlanıyordu.

Yeni bir tarzın moda olabilmesi için değişimin olması şarttır. 19. yüzyılın ortalarına kadar bir giyim tarzının değişmesi için uzun yıllar gerekirken, giyim sanayisinin dünyada güçlenmesiyle moda giderek daha kısa zaman dilimlerinde değişmeye başlamıştır.

Moda zaman içerisinde kendi içinde bazı dönüşümler yaşar, moda kendi dönemi içerisinde kabul gören gelişen göreceli bir kavram olarak gelişir. Büyük modalar çoğu zaman toplum tabakalarını yukarıdan aşağı yansıtır ve yepyeni bir biçimde tekrar ortaya çıkmak üzere kaybolurlar. Örneğin eski dönem Avrupa’da moda olan perukları ve paçası dizinden bağlanan pantolonlar, 19. yüzyıl uşaklarının üniforması haline gelmiş, 19. yüzyılın frakları 20. yüzyılda garsonlar tarafından kullanılmaya başlanmıştı. Modayla yaygınlaşan kıyafetler her zaman için kullanışlı ve sağlıklı olmamıştır. Hatta dar pantolonlar, sivri yüksek topuklu ayakkabılar, ağır küpeler, bilezikler, cilde zararlı kozmetik ürünler düşünüldüğünde; modanın insan sağlığına uygun hareket ettiğini söylemek oldukça zordur.

İstanbul’da yaşayan gayrimüslim kadınların kıyafetlerinin Müslüman kadınlarla büyük oranda benzeştiği, farklı olarak ince tülbentten başörtüsü örttükleri görülmüştür. Zaman içerisinde Batı’nın da etkisiyle, İstanbul kadınlarının Avrupalı kadınlara benzeme düşüncesi, yeldirme yerine manto giymek, saçlarını Avrupa modasına uydurmak, ufacık adımlar atmak suretiyle yürüme moda olarak kendini göstermiştir.

Batı tarzı giyim ve modaya karşı olanlar, başlangıçta gayrimüslim kıyafetlerinin giyilmesinin dini açıdan uygun olmayacağı fikrinin gücünü kaybetmesi üzerine, moda kıyafetlerin hızla yayıldığı Meşrutiyet yıllarından sonra Batı tarz modaya karşı çıkış şekli daha çok Avrupa’dan ithal edilen kıyafetlerin milli ekonomiye zarar verdiği konusu üzerinde toplanmıştır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Harika Durna - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.