ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ SÖKE ŞUBESİ KATKILARIYLA ATATÜRK, DİN ve LAİKLİK (4)

Devletin kanun koyarken dini kurallara uyma zorunluluğunun da olmaması anlamına gelen hukukun laikleştirilmesi; şeriye vekâletinin kaldırılması ile başlamış, 1924’te dini içerikli hukuk kitabı olan mecelle kaldırılmış ve şeriye mahkemeleri kapatılmıştır. 1926’da kabul edilen medeni kanunla kadın haklarının yasal düzenlemesi gerçekleştirilmiş, bunu borçlar, ticaret ve ceza kanunlarının kabul edilmesi izlemiştir. 1931 ve 1934 yıllarında kabul edilen ve kadınlarımıza seçme – seçilme haklarının verilmesiyle hukuk alanındaki laikleşme tamamlanmıştır.

Eğitim sistemindeki laikleşme Atatürk’e göre, din etkisinden tamamen arındırılmış okullarla ve eğitim programlarının çağdaşlaştırılmasıyla gerçekleştirilebilirdi. Bu nedenle; medrese ve mahalle mektepleri kaldırılarak, 1924’te Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile eğitim birleştirilmiştir.

Kültürel laikleşme için en büyük adım harf inkılâbı ile gerçekleştirilmiş ve Arap yazısının 1.000 yıllık egemenliğine son verilmiştir. Bunu, milletimizin dinini daha iyi anlayabilmesi için; ezan ve hutbelerin Türkçe okunması ve Kuran’ın Türkçeye çevrilmesi izlemiştir. Devletin varlığını tehlikeye düşüren ve modernleşme hareketini köstekleyen, gerici zihniyetin yuvaları olan tekke, zaviye ve tarikatlar kapatılmış, şeyh, seyit, dede unvanları kaldırılmıştır. Kılık – kıyafet devrimi yapılmış, takvim, ölçüler, resmi tatil ve bayramlarla ilgili yeni düzenlemeler getirilmiştir. Dil devrimi yapılarak, Türk kültürünün her alanda benliğini bulması için çaba sarf edilmiştir.

Nihayet, 1937’de laiklik ilkesi anayasaya dahil edilerek, din tamamen siyasetin dışına çıkarılmış ve insanların vicdanlarındaki kutsal yerine oturmuştur. Çünkü insanların vicdanlarında kalan dinin, topluma huzur ve dirlik sağladığını, devleti ele geçiren dinlerin ise; ilerlemeye engel teşkil ettiğini, tarihteki acı tecrübeler göstermiştir.

Görüldüğü gibi laikliğin benimsetilmesi ve anayasada yer alması, uzun ve sabırlı bir çalışmayı gerektirmiştir. O dönemdeki hükümetler, bu düzenlemeler sırasında çeşitli engellerle karşı karşıya gelmiştir. Özellikle dinden yararlanan, bunu geçim aracı olarak kullanan bir takım tutucu çevreler, halkın bilgisizliğinden yararlanarak tepki göstermişler, zaman zaman kendilerine yandaş da bulmuşlardır. T.B.M.M çıkardığı Takrir-i Sükûn kanunu ile bunlara karşı amansız bir savaşa girmek zorunda kalmıştır. Bu yasanın kesin ve sert uygulamasıyla, gerici tepkilerin etkisi azalmıştır.

Çağdaş uygarlık seviyesinin üzerine çıkmak parolası ile yola çıkan cumhuriyet Türkiye’sinde, özellikle Türk Devriminin temel taşı olan laiklikle ilgili gerçekleştirilen atılımlar, çok partili döneme geçildiği yıllarda tartışılmaya, 1950’li yıllardan itibaren ise geri adımlar atılmaya başlanmıştır.

Başlangıçta önemsiz gibi görünen bu ödünler, birbirini izleyerek zaman geçtikçe yerleşmeye başlamış ve günümüzde daha da yaygın ve kaygı verici bir hal almıştır.

Saygılarımla…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Tuba Özturlar - Mesaj Gönder

#

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.