OKUMAK ÜSTÜNE

Bir dile ait yazı işaretlerini tanımak, bunlarla yazılmış metinlerin taşıdığı bildiriyi kavramak, çözmek; bir başka ifadeyle bu işaretlerin karşılığı olan sesleri çıkararak ya da sadece gözle izlemek suretiyle yazan kişiyle girişilen iletişimin beri tarafı olmak.

Bu fiilin kökü, kökeni kadim Türk savaş araçlarından olan “OK”la ilgilidir. Rivayet edilir ki her Türk boyunun kendine has bir “OK”u ve bu “ok” üzerinde özel “DAMGA”sı bulunurmuş. Bu damgalar ve ok tiplerine bakılarak -şimdiki balistik muayene yerine- kime ait olduğu bilinirmiş. Bu “OK” sadece bir savaş “muharebe” aracı değil, aynı zamanda “muhabere” aracı olarak da kullanılıyormuş. Nasıl mı? Diyelim ki Oğuz beylerinden Kam Gan-oğlu Bayındır Han, Şam işi ipek sayvanını gökyüzüne doğru yükseltmiş diğer Oğuz beylerini davet edecektir… Hemen beylerin sayısınca “OK” hazırlatıp, üzerine kendi özel “TAMGA”sını vurdurur, yine özel ulaklarla yola çıkarır. Ulaklar Oğuz beylerine ulaşıp Bayındır Han’ın “OK”unu takdim ederler. Bu “OK”u alan bey üzerindeki damgaya ve “OK”un biçimine bakarak “kimin ne için” gönderdiğini çözer. Yani Bayındır Han’ın ne demek istediğini anlarlarmış.  Dilimizdeki “okumak” sözü işte buradan gelir. Tarafımıza ulaştırılan “OK”un kimin tarafından ve ne amaçla gönderildiğini anlamak demekken, bugün daha geniş anlamlara bürünmüştür. Bundan dört asır önce bile “çağırmak, da’vet etmek” anlamında Arapça “salâ”, Farsça “âvâz dâden / kerden” ibareleri ile eşanlamlı olarak kullanımın yanında “kıra’at etmek, tilavet etmek” ve “muttâli’ olmak” gibi anlam genişlemesine uğradığını görüyoruz.

Almanlar “lesen” (lîīzın), Fransızlar “lire” , İngilizler “to read” (tu’-rîıd), İtalyanlar “lesa” (lêsâ), Yunan halkı “ανάγνωση” (annâğnissîn), Ruslar “считывание” (şîdıbannî) derlerken Azerbaycan Türkleri “ohumak”, Kazak Türkleri “okuv”, Kırgız Türkleri “okû”, Özbekistan Türkleri “okımak”, Türkmenistan Türkleri “okamak”, Uygur Türkleri “okımak” sözlerini kullanırlar.

Bir de şu yüce dinimizin kitabında geçen aynı anlamdaki kelimeye gelelim. Yaradan’ın peygamberimize bizim için ilk gönderdiği ayet / emir “İkra’!..” diye başlar. “Oku!..” demektir. Neyin okunacağını, nasıl okunacağını da hemen akabinde bildirir. Bu kelime Arapça “kare’e” kökünden gelmektedir. Ve çeşitli kullanımlarla yüce kitabımızda 88 yerde geçmektedir. Ve yine aynı kökten gelen “Kur’an” kelimesi “okunan, okuyuş, mesaj” anlamıyla 37 ayette yer alır.

Bizler hem dinimizin “Oku!..” emrine uyarak, hem de kadim Türk geleneğinin “ok”la davet etme geleneğine bağlı olarak çok okuruz, hiç durmadan okuruz; okumadan edemeyiz. O kadar çok okuruz ki…

Mesela:

Köy düğünlerimizde “okucu”lar gönderir, tanıdık, eş dost kim varsa “düğünümüze okuruz”. Mevlitli “yemeğimize (toy) okuruz”. “Nişanımıza okuruz”. Hacca giderken helalleşmeye “okuruz”. Dönüşte hediye takdimine “okuruz”. Rahmet-i Rahman’a kavuşmuş bulunan atalarımızın ruhu için yapılacak derneğe “okuruz”.

***

Bu tür okumanın, yani “çağırmanın, davet etme”nin dışında bakınız ne kadar çok okuruz:

Bir kere okuma işimiz adımızın söylenmesinden önce başlar. Yeni doğan bebeğimizin bir kulağına kamet getirir, diğerine “ezan okuruz”.

Beğendiğimiz bir davranış sergileyen kişiye “âferin okuruz”.

Haddini bildirmek istediğimiz birinin “canına okuruz”; üstüne üstlük bir de “canına ezan okuruz”.

Yoklama yapmak için listedekilerin “adlarını okuruz”, “isim isim okuruz”.

Herkesin takdir ettiği ama bizim kıskandığımız birinin açıklarını aramak için “afişini okuruz.”

Birinin neler düşündüğünü, ne yapmak istediğini, ya da gizlediği bir konunun aslını öğrenmek için ağzını yoklar “niyetini okuruz.”

Bir toplantıda uzakta bulunan iki kişinin aralarında ne konuştuklarını anlamak için “dudak okuruz”.

Karşımızdakinin hakkımızda ne düşündüğünü hemen anlarız çünkü “aklından geçeni okuruz”.

En çok da paranın üstündeki rakamları üstelik çok çok daha iyi “okuruz”.

Hoşumuza gitmeyen kalabalığın “alayına okuruz”.

Yine aynı türden kişilerin veya nesnelerin “köküne bereket okuruz”.

Hakkından gelemediğimiz kişi için Allah’ı yardıma çağırır “bela okuruz”.

Bize iyiliği dokunan kim olursa olsun saatlerce iyiliğinden bahseder “kocakarı duası okuruz”.

Çoğunlukla allâme kesilir “deryalar okuruz”.

Aşka gelir, kafayı çeker “gazel okuruz”.

Üzerimize vazife olmadığı hâlde “hariçten gazel okuruz”.

Kahve içer telvesinden “geleceğimizi okuruz”.

Bayramlık ağzımızı açar “yedi ceddine okuruz”.

Beceriksiz çıkar “bina okuruz, döner döner yine okuruz.”

Öğütlere aldırmadan “bildiğimizi okuruz.”

Çalakalem yazar, “bir çırpıda okuruz”.

Ağız dalaşı eder, ağza alınmaz sözlerle “dikiş okuması yaparız”.

Canına kast ettiğimiz birinin öncelikle “duasını, sâlâsını okuruz”.

Birini aldatmak, oyalamak için “masal okuruz, maval okuruz”.

Kumar masasında rakibimizin elindeki kâğıtları “tersinden okuruz” hatta “suratından okuruz”.

Evlerde, camilerde, mescitlerde toplanır “mukabele okuruz”.

Her türlü naneyi yer, “estağfurullah okuruz”.

Fala bakar, “niyet okuruz”.

Elifi görünce “mertek diye okuruz”.

Yemeğini yediğimiz kişinin “eline sağlık, kesesine bereket okuruz”.

Kendisini hatırlar, sözünü eder “esamisini okuruz”.

Karşımızdakinin düşüncelerini “gözlerinden okuruz”.

Çok güzel şeyin bazen “içine okuruz”.

Çok iyi tanıdığımız birinin “içini okuruz”.

İstavrozundan başlar “silsilesine okuruz”.

Kendimizden başkasına lâyık görmeyiz “Rabbenâ, hep bana okuruz”

Yazarın dediğine, doğrudan yazdığına bakmaz acaba ne demek istedi diye “satır aralarını okuruz”.

Adamın kalbini bilir “yüreğinden geçeni okuruz”.

“Babam sağ olsun!”, “Çalış senin de olur, kıskanma!” “Bekle döneceğim.” “Ömür biter yol bitmez!” gibi oldukça gelişmiş bulunan “ kamyon edebiyatı okuruz”

“Vitrin yazılarını okuruz”.

Yabancı dille yazılmış “işyeri adlarını okuruz”.

Market alışverişlerinde “son tüketim tarihlerini okuruz”.

Yiyecek maddelerinde “domuz eti, yağı veya jelâtini bulunup bulunmadığını okuruz”.

Kasaplık hayvanın “İslâmi usullerle kesilip kesilmediğini okuruz”.

“Helâl gıda damgasını okuruz”.

Etiketlerdeki “fiyatları okuruz”.

Yine çok gelişmiş ilân-ı aşk ifadeleri bulunan “duvar yazılarını okuruz”.

Veciz bir şekilde, üst düzey eğitimle kazanılmış ağza alınmaz sözlerin yer aldığı “kenef edebiyatını okuruz”.

Nazara karşı “okuruz, üfleriz”.

“İçimizden okuruz”.

“Dışımızdan okuruz”.

“Ezberden okuruz”.

“Su gibi okuruz”.

Çok nadir de olsa geçmişlerimize “hayır dua okuruz”, ama yine de “okuruz”.

Ceddimizin mezarına uğrar “Fatiha okurduk”. Şimdilerde yeni bir adet çıkardılar: “mezar taşı okuruz”.

***

Okuruz evet okuruz. Sadece okur muyuz? Aynı zamanda okuturuz da…

“Çocuk okuturuz”.

“Hasta okuturuz”.

“Mektup okuturuz”.

“Canına okuturuz”.

“Bahtını okuturuz”.

Hekimlik iş değil diye gider “hocaya okuturuz.”

Delilerimizi akıllansın diye “pabucu büyüğe okuturuz”.

Düzenbazlıkta o kadar ileri gitmişizdir ki zaman zaman “şeytana

tecvit okuturuz”.

Elimizde kalmış, modası geçmiş bir malı “kurtlu baklanın alıcısı” misali “birine okuturuz”.

Karakolda, nüfus dairesinde “parmak ucu okuturuz”.

Hastanelerde sözümüze, kimliğimize inanmazlar; “avuç okuturuz”.

Banka kartımızı, kredi kartımızı AVM’lerde “pos makinesine okuturuz”.

Havaalanlarında, giriş-çıkışlarda “suratımızı kameralara okuturuz”.

***

Sadece sen-ben veya siz-biz değil başkaları da okur:

Müezzin “ezan okur”, cemaat ne kadar kalabalık olursa olsun “imam bildiğini okur”.

Kalın kafalıya dert anlatamazsın o yine “bildiğini okur”.

Hile, oyun öğrettiğimiz adam sonra döner bize “lololo okur”.

Bir dünya güzeli görsek “gözlerimiz felfecr okur”.

***

Eskiden okuma yazmanın kıt olduğu söylenir; yabandan, askerden gelen mektuplar “okumuş biri”ne “okutulur”muş. Şimdilerde okuma-yazma düzeyimiz yükseldi, tavan yaptı “mektup okutma” tarihe karıştı. Sade mektup okutma mı?

Eskiden kızlar, oğlanlar birbirlerine kibrit kutusu içine koydukları mektuplarını sevdiklerine ulaştırmak için  ağaç diplerini, çalı içlerini, duvar kovuklarını kurye olarak kullanırdı. Bu yüzden de kız çocukları “oğlanlara mektup yazar” korkusuyla “okutulmaz”dı. Çok şükür okuma düzeyimizin yükselmesiyle birlikte kızlarımız da okur yazar oldu. Duvar kovukları, ağaç dipleri tarihe karıştı. Herkes elindeki telefonla hemen her şeyi “okuyor”, arkadaşından gelen mailleri ulu orta, otobüste, trende, durakta, sokakta, sınıfta rahatça “okuyabiliyor”.

***

Okuduklarımız sadece bu sıraladıklarımla sınırlı değil. Hele uçkur altı öyle okumalarımız var ki… Söylemek şöyle dursun, saymakla tükenmez.

Gördüğünüz gibi işte böyle, biz bu kadar çok “okuruz / okuturuz”.

Bir topluluk, bu kadar çok okuyorsa artık onda takat kalmamış, yorgunluktan bitap düşmüş ve “okumaktan bıkmış” demektir. Üstelik hiç vakti de yoktur. Bu yüzden, bir de siz siz olun, “kitap okuma”yı  çıkarmayın Allah aşkına. El-insaf.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yaşar Çağbayır - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.