Ramazan sayfası

KIYAMETTE YER VE GÖK FARKLI OLACAK  (20:21) 

Yüce Allah bu güneş sistemimizin taktir ettiği ömrünü tamamlattıktan sonra, son saatle ölümüne hükmedecek ve bu sistem çökecektir. Bir kara delik geçişinden sonra Rabbimiz yeni bir sistem, halk tabiriyle yeni bir dünya oluşturacak. Bu yeni sistemde yeni dünya her şeyi ile bir yenilikte olacak, şeklini, şemailini taktir edip belirleyecek olan Yüce Allah, onu o hâliyle orada bize gösterecek, niceliğini ve nasıllığını o zaman görüp anlayacağız. Bu nedenle, bu duruma işaret eden ayetler çok, biz onlardan dersler çıkarmamız için İbrahim suresinden 3 ayet nakledeceğiz 48-49-50. Ayetler, mealleri şöyle: “Yerin başka bir yere, göklerin başka göklere dönüştürüleceği ve insanların bir olan ve gücüne karşı durulamaz olan Allah’ın huzuruna çıktıkları gün, işte o gün, günahkârların zincirlere vurulmuş olduğunu görürsün. Onların gömlekleri katrandandır; yüzlerini de ateş bürümektedir.” Kıyamet koptuktan sonra Rabbimizin oluşturacağı yeni sistemin bu şimdi yaşadığımız sistemden farklı olacağı bildiriliyor. Anlaşılan o ki, sistemin şimdikinden farklı bir duruma dönüşeceğinin ifade edilmesi, orada yaşanacak olan hayatında farklı olacağı anlamındadır. Cennet hayatı yaşayacak olanların, cennette karşılaşacakları nimetler, bu dünya nimetlerine benzese de aynisi olmayacak. Cehennem hayatında da azap, ızdırap, acı, işkence ve sıkıntılar da buradakilere benzese de ayni olmayacak. Tabi biz insanlarında oradaki yapımız, şeklimiz, şemalimiz bu dünyadaki duruma benzeyecek, ama aynisi olmayacak. Yani, orijinallik orada da kendisini gösterecek, Rabbimiz bir şeyi her hâli ve durumuyla aynisini yaratmayacak. O dünyanın hazzı, tadı, zevki, sevinci ve sefası bu dünyadan farklı ve o dünyaya has/özel olacaktır. Dolayısıyla sıkıntısı, azabı, çilesi ve ızdırabı da oraya özel olacaktır. Yani, orada bir dönüşüm yaşanacaktır. Rabbimizin huzuruna çıkmamızın bile  farklı bir özelliği ayeti kerimenin ifadesinden anlaşılıyor. Hele o Cehennemliklerin hâli, burada bile insan düşününce kanını donduruyor. Yüce Rabbim cümle İslâm Ümmetini o duruma düşenlerden eylemesin ve cennetiyle ödüllendirsin inşaallah.

SİSTEMİN ÇÖKÜŞÜ

GÖZ AÇIP KAPAMA ÂNINDA (22)

Kâinatın yoktan var edilmesi fizik veya metafizik anlamı olarak, bilimsel ve Kur’an-ın ifadesi yönüyle değişen bir şey yok. Yüce Rabbimiz Kur’an-da ben bir şeyin olmasını dilediğimde ona “Kün feyekûn” ol derim o şey hemen oluşuma geçip oluşur diyor. Bilimsel düşüncede ne diyor, Kâinat Big beng denilen bir büyük patlamayla birden oluştu. Aradaki bilinç farkı nedir? kap-kara ile sim-siyah, ap-ak ile bem-beyaz farkı gibi değil mi? Allahü zülcelâl insanları yaratmasına ve yok etmesine işaret eder yönlendirmeyi yapıyor, akla, bilince ve idrake havale ediyor. İçinde yaşadığımız güneş sistemini nasıl yarattığını  bildirdiği gibi, nasıl yok edip, farklı bir konuma getireceğini de bildiriyor ve bunların dönüşümlerini bir anlık zamanda “Kün feyekûn” emriyle ol deyip olduracağını da bildiriyor. Burada işin esprisi, olayın iman ve inkâr olarak ortaya konmasıdır. Nahl suresi 27. Ayette Rabbimiz şöyle buyuruyor: Mealen, “Sonra kıyamet gününde Allah onları rezil eder ve der ki, kendileri hakkında mü’minlere düşman kesildiniz, bana isnat ettiğiniz ortaklarım nerede? Kendilerine ilim verilmiş olanlar derler ki, şüphesiz bugün rezillik ve kötülük kâfirleredir.”Evet, gerçeği gördükleri halde inkâr etmeleri--Big beng-kün feyekün--ayni anlamı içerdiği ortada iken, inkâra yeltenmek ve bu konuya işaret edenlere düşman kesilmek cezayı ve rezilliği hak ettirmez mi? Bu konuda kendilerine ilim verilenler de bu durumun şahitleridir. Çünkü, gerçeğin tek olduğunu Rabbimiz şöyle ifade ediyor ayni Nahl suresinin 77. Ayetinde. Meali şöyle: Göklerin ve yerin gaybı Allah’a aittir. Son saatin, yani kıyametin kopması ise, göz açıp kapama gibi veya daha az bir zamandan ibarettir. Şüphesiz ki Allah, her şeye gücü yetendir.” Ne demişler: Anlayana sivrisinek saz anlamayana davul zurna az. 

HER ŞEYİN AMACI, HESABI,

ÖDÜLÜ, CEZASI VAR (23)

Rabbimiz yaptığı hiçbir işi anlamsız, amaçsız ve hesapsız yapmadığını söylüyor, insan için yaşamının bir hesabı olacağını da ayrıca bildiriyor. Dolayısıyla, bu dünya hayatındaki sınavın ya bir Cennetlik ödülü olacaktır veya Cehennemlik bir cezası diyor. Bunu dünyada bütün insanlara bildiriyor. İşte Hud suresinden bazı ayetler, mealen 103. Ayette şöyle buyuruyor Rabbimiz. “İşte bunda, ahiret azabından korkanlar için elbette bir ders vardır. O gün bütün insanların bir araya toplanacağı bir gündür ve o gün herkesin hazır bulunduğu bir gündür. 104 “Biz o kıyamet gününü sadece sayılı bir müddete kadar bekletiriz.” 105 “Kıyamet geldiği gün, Allah’ın izni olmadan hiç kimse konuşamaz. Onlardan kimi bedbaht, kimi de mutludur. 106 “Bedbaht olanlar ateştedir, orada onların bir nefes alıp vermeleri vardır ki! 107 “Rabbinin dilediği hariç, onlar gökler ve yer durdukça o ateşte süreli kalacaklardır. Çünkü Rabbin istediğini hakkı ile yapandır. 108 “Mutlu olanlara gelince, onlarda Cennettedirler. Rabbinin dilediği hariç, gökler ve yer durdukça onlarda orada süreli kalacaklardır. Bu bitmez tükenmez bir lütuftur.” Rabbimiz, Kur’an-ı Mübininde bizlere yaşadığımız şu dünyada ahiretle ilgili bilgiler veriyor ve uyarıyor. İtaatsızlığımızla  burada işlediğimiz günahların bağışlanması için tövbe istiğfar edin diyor. Ama biz bu uyarıya kulak asmaz suçlu olarak O’nun karşısına çıkarsak, af edip etmemek benim işim diyor. Ayrıca, daha önce bazı isyankâr günahkârları bu dünyada nasıl cezalandırdığını da bize bir takım örnekleriyle gösteriyor, ibret alıp dersler çıkaralım ve yanlışlardan dönelim diye. Kıyamet günü orada herkes bu dünyadaki gibi keyfince de konuşamayacak, ancak Allah izin verirse ve birde verdiği kadar konuşabilecek. Orada insanların bir bekleme süresi de olacak, Allah’ın bildiği günler sayısınca o mahşer yerinde duracaklar. Acaba o günler de buradaki gibi mi olacak süresini bilmiyoruz. Ama, önemli olan orada da günlü ve güneşli günler olacağının bilgisinin verilmesidir.

KIYAMETTE  ATEŞTE

OLANLARDAN BİR ÖRNEK (24)

Öbür dünyanın hâli ahvâli ile ilgili Rabbimiz Kur’an da çok bilgiler veriyor ama, daha bilmediğimiz kimbilir neler var. Mesela, Cennetliklerle ilgili yiyecek ve içecekten, giyim kuşama, yatıp kalktığımız mesken ve donanımıyla ilgili köşkler ve içinin tezyinatı, kap kacaktan, döşemelere kadar ve birçok da  hizmetçilerden söz ediyor Huri, Gılman ve vildan gibi, bunları bazıları şehvet adına yorumluyor. Bu eşyanın tabiatına aykırı bir değerlendirmedir. Onlar melek veya melek tabiatlı yaratıklar, insan değiller, her şeyi misliyle eşleştiren rabbimiz insanları, insanlarla eşleştireceğini apacık söylüyor. Bu nedenle meseleleri saptırmamak ve olayı yanlış yönlere çekmemek lazım. Hatta burada bu dünyada bile bir takım saptırmalar var, neymiş efendim köpek ve resim giren eve melek girmezmiş. Bazı evlerde kanatlı çocuk resimleri meleklere tahvil ediliyor ve daha çok kız çocukların adlarını Melek olarak koyuyorlar. Methedip överlerken de melek gibi! diyorlar. Bunlar yanlış inanışlar, hiçbir insan melekte olamaz ve melek gibi de olamaz. Çünkü, arada yaradılış özelliği olarak önemli bir fark vardır. İnsan topraktan yaratılmış, melek ise nurdan veya enerjiden yaratılmıştır. Ayrıca, Cehennemde de melekler var ve olacaktır cehennemliklere azap ve ceza konusuyla ilgili orada görev yapacalardır. Onun için o dünyanın hâli ve ahvâliyle ilgili Kur’an dışında söylenenlere dikkatli yaklaşmak gerekmektedir. Mesela, Hud suresinin 106. Ayetinde Rabbimiz “Bedbaht olanlar ateştedir, orada onların bir nefes alıp vermeleri vardır ki!” diyor. Artık siz düşünün nasıl bir vahim durumdur. Demek ki, çok dehşetli bir manzaraya dikkat çekiyor, ama yinede orada yaşanan olayın mahiyetini tam olarak buradan anlamamız mümkün değil. Ancak, o dünyada yüzyüze gelip gördüğümüzde anlayacağız. Nasıl bir nefes alıp verme var!.. CENNETİNDE,  CEHENNEMİNDE SÜRESİ VAR  (25) Yarattığı her şeyi bir sürece bağlayan Mevlâmız, öbür dünyada da bir zaman, zemin, nizam ve intizam tesis edecektir. İki önemli konumda bulunduracağı insanların ister Cennette olsunlar, isterse Cehemmende “Onlar, Rabbinin dilediği hariç gökler ve yer durdukça ateşte süreli kalacaklar.” Ayni şekilde Cennette olanlarda, Rabbinin dilediği hariç, gökler ve yer durdukça orada süreli kalacaklar. Evet, ayni surenin 107 ve 108. Ayetlerinde ifadesini bulduğu gibi her iki gurup ayni sisteme dahil. Bedbaht olanlar da, mutlu olanlarda o dünyanın yasalarıyla mukayyettirler. Orada da yeryüzü ve gökyüzü var ve bir takım yasalara göre hareket ediyor ve yaşamlarını sürdürüyor olacaklar. Ancak bir ayrıntı daha var, Cehennemde olanlardan da, Cennette olanlardan da bazıları orada uzun süreli tutulmaktan istisna ediliyor. Bu o dünyanın yasalarına ait bir özelliktir, mesela cehennemlik olanların bir süre sonra af edilmeleri olabilir. Ama, cennette yaşayanlardan da istisna tutulanlar olacağı ifade ediliyor. Demek ki, o uygulamalarda bir sırrı ilâhi ve orasının da kendine özel bir takım yaşam şartları var, bu nedenle oraya ait detayları gidince öğreneceğiz. Şimdi burada bilmemiz gerekenleri Rabbimiz Kur’an-ı Mübinin de bize bildiriyor. Hatta, verilen bazı bilgilerin anlamını çözmek işin uzmanları tarafından bile çok zor oluyor. Yapılan tahmini yorumlar neticesinde bile “En doğrusunu Allah bilir” deyip haddi aşmamak için edep takınılıyor. Elbette, sonsuz süresiz, evvel ve ahir Kadiri mutlak olan Allah’tır. Dolayısıyla her yaratığın da bir ilki ve bir de sonu vardır. Bunu, Rabbimiz bize Kur’an da çok yerde anlatıyor, bildiriyor ve uyarıyor. Ayrıca bazı surelerde çarpıcı örnekler de veriliyor.

KIYAMETİN ÖNEMİNİN HATIRLATILMASI   (21: 1)   İşte Kur’an’dan, âlim ve ulemaların üzerinde farklı farklı görüşler serdettikleri bir ayeti kerime! Bu ayet birçok bilimsel araştırmaya işaret ediyor, kıyamete kadar bu ayetle ilgili kimbilir daha ne görüş ve düşünceler ortaya atılacaktır. Ayrıca kıyametle ilgili tereddütleri olanlar, ufacık akıllarına bunu sığdıramayanlar ve bilimsellik adına kâinatı tanrılaştıranlar, kozmosa tapanlar eski ve yeni paganlar ve vahdeti vücutçular, ne zamanmış o kıyamet diyenler ve bizim böyle bir günden haberimiz yoktu dememeleri için, Yüce Allah Kur’an da Araf suresi Ayet 172’de şöyle buyuruyor: mealen “Hani kıyamet gününde ‘biz bundan habersizdik demeyesiniz diye Rabbin âdem oğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini çıkardı, onları kendilerine şahit tuttu ve dedi ki; “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” Onlar da, evet buna şahit olduk’ dediler.” Bu ayetle ilgili nüfessirlerimiz farklı görüşler ileri sürmüşler. Art niyetli olmayanlar şartıyla hepsine saygılıyız, herkes anladığını ifade etmeye çalışmış. Ancak acizane bizimde anladığımız, ana rahmine düşüpte insan olarak dünyaya ayak basan her aklıbaşında kişiye bu gerçek kitap ve peygamberle bildirilmiş. Yani, dünyaya gelen her insanın bundan haberi var, en  azından birilerinden mutlaka duymuştur. Asliyetine müdahale edilmiş islamdan sapma her dinde Kıyamet söz konusudur. Ne var ki, dünya insanlık camiasında Kıyamet konusunda doğru bilgi sahibi olanlar azınlıktadır. İlâhi kitap sahibi olduklarını söyleyenler bile kitaplarında yaptıkları bazı tahrifatlarından dolayı bir takım yanlışların takipçileridir. Mesela, daha dün Bir Şirince meselesi yaşandı, Tarihi kavimlerden İnkaların takvimine göre kıyamet koptuğunda dünyada iki yer emniyetli olacakmış! Bunun biri de İzmir’in İlçesi Selçuk üstünde bir dağ köyü olan Şirince imiş. Bir çok insan o tarihte Şirince’de toplanmıştı. Ama, tabi asılsız bir iddia idi ve sadece enteresan bir haber olarak kayda geçti.


KIYAMETİN VAKTİ İLE İLGİLİ BİR UYARI   (2) İnsanlık tarihinde Son Saat, Kıyamet hep merak edilmiş, zamanı ve vaktiyle ilgili bir çok teori üretilmiş, geldi-geliyor anlamında sayısız alâmetler türetilmiş, yani beklenmiş ve beklenmeye de devam edilmektedir. Son saat ve kıyametin önemli hatırlatıcısı depremler bu alanda çok dikkat çeken bir bilimsel veri olarak takip edilmektedir. Bu alanda teknolojik cihazlar üretilmiş ve daha teknikleri üretilme çabası da devam ediyor. Her ülkede bu konuyla ilgilenen bilim insanları ve bilim sistemleri var. Depremin gücü, etkin mesafesi, kapsadığı alan ve bir takım nedenleri araştırılıp ölçümleri yapılıyor. Metafizik işaretle, fizik inşa hareketlerine ne ölçüde yönelme var tartışma konusu. Bir tarafta, dini bu işe karıştırma inancını veya imanını deney alanına girerken kapının bir kenarına koy diyenler, diğer tarafta fiziği dine karıştırma, bu bir ilâhi güç onun kontrolü ve tasarrufu yapılamaz dinden çıkarsın diyenler diğer tarafta! İkisinin arasını bulup gerçeği orta yere koymak lazım. Bunu kim yapabilir? İşte bunu yapanlar bilim ahlâkını, bilim, sanat ve felsefenin inkişafını daha ileri boyutlara sıçratacak olanlardır. Bunu da biz Türk Milleti olarak neden yapmayalım? Çünkü, Allah son saati bulun, kıyameti ortaya koyun demiyor, o benim gücüm ve irademdir. Siz mevcut sisteminizdeki üzerinde yerde ve gökte araştırma ve çalışmalarınızı yapın deneylerinizi geliştirin daha ileri gitme yollarını keşfedin. Ancak, bir şeye dikkat edin bilim ahlâkına, doğayı koruyun, o sizin hizmetinize ve istifadenize verildi, tahrip edip felâketinizi hazırlayıp başınıza geçirmeyin. İşte bu hususlara dikkat çeken ve işaret eden Araf suresinden iki önemli ayet. Bu ayetlerin üzerinden sistemimize ve kendimize bakarak bilimsel düşüncelere dalmak, geçmişi ve hâli bu açıdan yorumlamak sonrada geleceğe ait bir takım plan ve projeler yapmak inanıyorum ki, en doğru bir hareket ve  çaba olacaktır.Şimdi altbaşlıkta Ayetlerin meallerini veriyorum.

DOĞRUYU BİLİP DOĞRU HAREKET ETMEK  (3)

  Son saat ve kıyamet hakkında doğru düşünmek ve doğru stretejik hareket etmek açısından yol gösterici Araf suresinden 187, 188. Ayet mealleri şöyle: “Sana son saatin ve kıyametin ne zaman gelip çatacağını soruyorlar. De ki, onun bilgisi ancak Rabbinin katındadır. Onu zamanında açığa ancak O çıkarır. Kıyametin bilgisi göklere ve yere ağır gelir; kıyamet ansızın size gelecektir. Sanki sen onu biliyormuşsun gibi sana soruyorlar; De ki, onun ilmi Allah katındadır. Fakat insanların  çoğu bu gerçeği bilmiyorlar.” 188. Ayetin meali de şöyle: “De ki, ‘Allah dilemedikçe ben kendime bir fayda ve zarar verecek güce sahip değilim. Eğer gaybı bilseydim, elbette iyiliği arttırırdım ve bana kötülükte dokunmazdı. Ben sadece, inanan bir toplum için bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.” Eskiden beri olduğu gibi şimdide zaman zaman soranlar oluyor “Kıyamet ne zaman kopacak?” Bu soruları öğrenmek için soranlar var elbette, çünkü kıyametin kopmasına yakın küçük ve büyük kıyamet alâmetleri diye birçok olay uydurulmuş. Hatta bunların bir takımı için Peygamberimiz Hz. Muhammed Aleyhisselam da devreye sokulmuş. Mesela, şu şu şeyler olmayınca kıyamet kopmaz demiş miş peygamberimiz. Neymiş onlar? Hz. İsa gökten inecek, Mehdi gelecek, Deccal çıkacak, güneş batıdan doğacak v.s. Bunlar bir nevi kıyametin vaktini bilmek değil mi? Ama, ayette ne diyor, onun bilgisi ancak Rabbinin katındadır. Onu açığa ancak Allah çıkarır ve o size ansızın gelecektir diyor Rabbimiz. Oysa, sanki sen onu biliyormuşsun gibi sana soruyorlar. Durum böyle olduğu halde, Peygamber Efendimizi bu konu da neden zorluyorlar? Ne diyor Peygamberimiz; eğer gaybı bilseydim, elbette iyiliği arttırırdım ve bana kötülükte dokunmazdı diyor. Evet, Peygamber Efendimiz gaybı bilmiyorum diyor, Ama birileri hayır biliyordu anlamında onun üstünden kıyamet alâmetleri uydurmuşlar. Bu konuda her zaman üzerinde durup vurguladığımız gibi, Kur’an-ı merkeze alıp ona bakacağız.  Çünkü, son saatin ve kıyametin sahibi Allah’tır, bu konuda söz O’nun, hüküm O’nun ve bilgi de O’nundur. Gerisi lâfı güzaf.  

ALLAH’IN KATINDA VAZGEÇİLMEZ DEĞİLİZ  (4)

Biz insanların hiç unutmaması gereken bir kural vardır, oda Allah’ın yarattığı bir kul olmamızdır. Yüce Allah bizi yarattığı gibi istediği zaman yok etme irade ve kudretine de sahiptir. Bu O’nun için ol ve öl demek kadar kolay, hatta bu kelimeleri kullanması bile söz konusu değil, bu bizim anlamamız içindir. Yani, biz yaratılmışız/yaratığız, yok edilebiliriz, vazgeçilmez değiliz ve böyle bir imtiyazımız yok. Madde ve mana yapımızın özellikleri belli toprak ve ruh, bunların oluşumuyla insan olarak şekillenmişiz. Düşünün! Hani sizden önce yaşayanlar? Öldüler, madde toprağa karıştı, ruh, ruhlar âlemine gitti. Kıyamette bir araya gelip dirilecekler, iyi ama şimdi yoklar, insan olarak hayal ve resim olarak bir suret ve hatıralarda bilgi ve duygu olarak varlar, o kadar. Ama kendileri yoklar. Bu bütün insanlık için böyle, ne göklerin yükseklerinde ve ne de yerlerin derinliklerinde bekleyen insanlar vardır. Bizi yaratan ve bir takım özelliklerle donatan Rabbimiz, Kur’an-ı Mübininde bu oluşumumuzu bize anlatıyor. Filân kişileri sakladım, onları ileri bir zamanda ortaya çıkaracağım diye bir vaadi ve sözü yoktur. Bütün insanların yaratılış maddesi ortaktır diyor, ama Allah’ın sözünün üstüne söz koyanlar var ve buna meşruiyet kazandırmak için Hz. Muhammed aleyhisselamı öne sürenler var. Önce onu kutsallaştırıyorlar ve insanlığından tur atlatıyorlar, güya Rabbimiz demiş ki, “Sen olmasaydın! Sen olmasaydın, ben kâinatı yaratmazdım! Kâinatı senin nurundan yarattım. Ben gizli bir hazineydim, bilinmekliğimi istedim insanı (Seni)  yarattım.” Oysa Kur’an *Biz seni şahit, müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik. Fetih suresi 8. Ayet. *Sizin arkadaşınız Muhammed kesinlikle deli değildir. Tekvir suresi 21. Ayet.” Böyle olduğu için  Peygamber Efendimize insan muamelesi reva görmek, Allah’ın açıklamasına uyuyor, ama birilerini rahatsız ediyor. O zaman, Hucurat suresinin 16. Ayetini hatırlayalım “De ki, dininizi Allah’a-mı öğretiyorsunuz?” Ne yazık ki, hem öğretenler var ve hem de yardım edip ortaklığa yeltenenler var.

HADDİNİ AŞANLAR ŞİRKE BULAŞANLAR VAR  (5) 

Kur’an-ı Mübinde Peygamber kıssaları vardır, ibret alıp dersler çıkarmamız için, bu kıssaların içinde helâk olan kavimler ve helâk olmalarının sebepleri açıklananlar vardır. Yani haddi aşanlar, zulümde rekor kıranlar, şirke girenler ve şirkte küfrün bayrağını inatla dalgalandıranlar. Bunlar bu aşırılıklarının cezalarının bir kısmını burada başlarına gelen dehşetli azapla çekmişler, birde yarın ahiret gününde kesin hesabın tam görüldüğünde çekecekleri cezaları vardır. İşte bunlar, bu  dünyada diğer insanlara birer ibrettir, derstir. Öyle bir derstir ki, Yüce Allah bakıp görüyorsunuz onların helak oldukları harabelikleri! Onlarda sizin gibi insanlardı, kendilerinin helak olacaklarına inanmıyorlardı, belki kendilerinin vazgeçilmez olduğuna inanıyorlardı. Ama ne oldu, kimisi depremle yerin dibini boyladı, kimisi bir ses, bir çığlık veya bir rüzgârla yere serilip yok olup gittiler. Rabbbimiz onların yerine başkalarını getirdi ve oralara onları iskan etti. Şunu asla unutmamak lazım, Yüce Allah yarattığı hiçbir varlığı  kendisiyle yarıştırmaz, yarışmaya kalkanları da, yarıştığı şeylerle helak eder. Onun için, kendisine eş koşulmasını, herhangi bir sıfatını, kendisine mâl edip tanrılık taslayanı veya böyle bir iddianın savunucusu olanı, kendisinden af dileyip bağışlanmasını bu dünyada istemez, tövbe etmezse onu asla öbür dünyada affetmiyeceğini Kur’an-ın da bildiriyor. Yani en büyük günah şirktir, bu ifade etmeye çalıştıklarımız çeşitli şekillerde olabilir. Yüce Allah’ın insana vermiş olduğu değerden, daha fazla bir değer kendine biçenlerde buna dahildir. Hele ben firavunum demesi bile gerekmez, firavun yardımcılığı ve firavun özentiliği de olabilir. Küfrün ve şirkin çeşit çeşit yolları vardır, bunlardan korunmanın çareleri de vardır. Oda, Kur’an’ı anlayarak okumak ve doğruları öğrenmek, öğrendiği o doğrularla da Allah’a itaat edip kulluk yapmaktır. Hz. Muhammed’i örnek almaktır.

ALLAH’IN İNSANA KOYDUĞU

DEĞER ÖNEMLİ (22: 6)

İnsan, kimsenin övgüsüne ve methu senasına kapılmamalı, bugün övenler, yarın herhangi ufacık birşeyden zarar görenler sövmeye kalkabilir. İnsan kendisi de başkalarını överken ölçülü olmalı, yüzüne karşı da hiç kimseyi övmemelidir. Çünkü övgü sadece ve sadece Allah’a masustur, hertürlü övgü saddece gerçek manasıyla O’na aittir. Bunun delili ve gerekliliği de Fatiha suresi birinci ayetinde bildirilmiştir “Elhamdülillâhi rabbil âlemîn” *Övgü sadece âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.* Evet bu gerçekten yola çıkarak diyoruz ki, insan Allah’ın verdiği değere sahip çıkacak ve o çerçevede hayatını südürecek, huzur ve mutluluk istiyorsa böyle yapacak. Verilen bu değerin dışında, yani kimsenin kendisine Kur’an-ın biçtiği kıymet dışında biçilen kıymeti kabul etmeyecek. Yoksa, kendisini tanrı yerine koyanların bir sözü vardır, Humanizm; tanrının yerine insanı koyup hüküm ve karar icra edenler, bunlara kapılıp gitmemek lazım. Biz kendi göbeğimizi kendimiz keseriz, kimseye ihtiyacımız yok, kanunumuzu da kendimiz yapar, kuralımızı da kendimiz koyarız iddiacı isyankârlara itibar etmeyeceğiz. Yüce Allah bu konuda Enam suresi 133 ve 134. Ayetlerinde şöyle buyuruyor: “Kendi kendine yeterli olan ve sınırsız merhamet sahibi yalnızca Rabbindir. O dilerse sizin varlığınıza son verir ve daha sonra dilediğini sizin yerinize geçirir, tıpkı sizi daha başkalarının soyundan var ettiği gibi! Size vaat edilen mutlaka gelecektir. Siz bunu önleyemezsiniz.” Evet, kâinatta kendi kendine yeterli olan sadece ve sadece Allah’tır. Her yaratık O’na muhtaçtır, O ise kimseye ve hiçbir şeye muhtaç değildir. Bunun idrakinde olan biz mü’minler ne diyor ve ne yapıyoruz yine Fatiha suresinde beyan edildiği gibi “İyyake nağbüdü ve iyyake nestaîn” *Yalnız sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz* diyoruz. Bunu her hâl ve davranışımızda ortaya koyuyoruz. O sınırsız merhamet sahibidir, O’ndan ümidimizi asla kesmeyiz. O bizim tek ilticagâhımızdır.   

BİZE İNSAN RÜTBESİNİ VEREN ALLAH’TIR  (7)

Enam suresi 133. Ayette çok önemli bir nokta var, uyarıcı nitelikte akleden kalbimize sunulan ve idrakimize hitap eden *O dilerse sizin varlığınıza son verir ve daha sonra dilediğini sizin yerinize geçirir. Tıpkı! Sizi daha başkalarının soyundan var ettiği gibi!* Şimdiye kadar kimbilir ne yarattıklarının ister bizim gibi insan olsun, isterse başka özelliklerde bizden üstün veya bizden daha aşağı yaratıklar olsun, neleri yok etmiştir ancak kendisi bilir. Bize Kitabı Mübininde bildirdiklerini biliyoruz. Peygamberler gönderdiği hâlde ıslah olmayan ne kavimleri helak ettiğini. Hatta, birde biz insanoğlunu dünyaya halife nasbettiği zaman dünyada fesat çıkarıcı ve kan dökücü bir toplum vardı Bakara suresi 30. Ayette geçiyor. İnsan dünyaya halife olduğu zaman onlar ne oldular? Bu konuda Kur’an da bir bilgi yok verilmiyor. Ama, Yüce Allah’ın Kur’an da dünyada yaratılışa nasıl başlamış gezin araştırın tavsiyesine uyan bir takım bilim insanları bazı enteresan yaratıkların olduğundan bahsediyorlar. Bakalım daha ileri doğru neler öğreneceğiz. Evet, O dilerse sizin varlığınıza son verir, nitekim tarihte son verdiği çok olmuş, o nedenle bizimde bir garantimiz yoktur. Bizim için ne vaat edilmişse o mutlaka gelecektir. Onun önleyicisi olmaz, çünkü başka bir İlâh yok. Mekân, varlık, zaman ve sürat hepsi izafidir, sonradan olma yaratılma ve hepsi bir ömürle kayıtlanmıştır. Ancak, her yaratığın ömrü farklı sürece bağlıdır. Son saat belki Allah’ın dilediklerinin dışında hepsi içindir. Kıyametin kapsamını ve muhteviyatını tamamiyle bilmiyoruz. Farklı bir Big Benk olayının tersi de olamaz mı? Büyük bir patlama değil de, büyük bir toplanma neden olmasın? O büyük patlamayı yapan, büyük toplanmayı da yapar, çünkü O’nun gücü sınırsız, ilmi ve iradesi de emsalsizdir ve dilediğini dilediği gibi yapmak ilmi kudretine sahiptir. Sözün özü, en doğrusunu o bilir demek en doğrusudur.

KIYAMET TOPLANMA GÜNÜDÜR  (8)            

   Bu dünyanın devamı olan ahiret, yani kıyamet günü, ayni zamanda hasat zamanı, ürünlerin toplanıp rekolte ve kalite kontrollerinin yapılacağı ve neticelerinin ilân edilip sahibine ücretlerinin ödeneceği gündür. O nedenle, her insan kıyamet günü Yüce Allah’ın taktir ettiği ve arasat meydanı olarak tabir edildiği o alanda toplanılacak. Bunu Kur’an-ı Kerim Nisa suresi 87. Ayette şöyle açıklıyor. Mealen “Elbette sizi kıyamet günü toplayacak olan Allah’tan başka hiç bir tanrı yoktur ve bundan asla şüphe yoktur. Kimin sözü Allah’ın sözünden daha doğru olabilir.?” Evet bu müthiş ve muazzam günden Kur’an da bahsi geçen çok ayetler vardır. Burada önemli olan yarın Allah’ın huzurunda hesap vermek için toplanacağımızın şimdiden haber verilmesidir. Bu, bu dünyalık olmadığımız, herşeyin burada olup bitmeyeceği hatırlatılmasıdır. Hani inancı çok zayıf olanlar veya o toplanma gününe inanmayanlar varya, hak hukuk tanımayan, kul hakkına gerektiği gibi itina göstermeyenler, dalga olsun diye “Sen bana burada bulgur ver, ben sana yarın orada pirinç veririm” diyenler, buraya gelmek nasıl kendi ellerinde değilse, yarın orada toplanmamakta onların elinde değil. İşte bu nedenle olsun hiç olmazsa düşünmek lâzımdır, beni bu dünyaya getiren yarın kıyamet gününde orada toplayacaktır demesi gerekir. Çünkü, şimdi o ileri geri konuşan dalga geçip alay eden için Rabbimiz ne diyor: “Kimin sözü Allah’ın sözünden daha doğru olabilir?” Ölümü durdurmak, kabrin kapısını kapamak, hatta onlara varmadan, ihtiyarlığı ortadan kaldırmak mümkün değilken, o saçmalıklarda bulunan ukalâ ve düşüncesizleri kâle almak doğru değildir ve onların söylediklerini dinlememek en doğrusudur. Yüce Allah Kur’an-ın da böylelerine itibar etmeyin ve onların yanında oturmayın, onları yalnız bırakın diyor.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Uluçay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.