Ramazan sayfası

KIYAMET GÜNÜ SEVİNENLER VE ÜZÜLENLER  (9)   Yukarıda ifade ettiğimiz dinde lâkaydi veya inkârcılar için Rabbimiz En’am suresi 39-40 ve 41. Ayeti kerimelerde şöyle buyuruyor: Mealen “Bizim ayetlerimizi yalanlayanlar, karanlıklara gömülmüş sağır ve dilsizlerdir. Allah, sapmayı dileyeni saptırır; doğru yola girmek isteyeni de doğru yola yöneltir. De ki: ‘Ne dersiniz, size Allah’ın azabı gelse veya o kıyamet gelip çatıverse siz, Allah’tan başkasına mı yalvarırsınız? Doğru sözlü iseniz söyleyin bakalım?’ Hayır, yalnız O’na yalvarırsınız da, O dilerse, yakındığınız belâyı uzaklaştırır. Siz, ortak koştuklarınızı unutuverirsiniz.”Şimdi şöyle bir düşünelim, öyle olmuyor mu? O zaman, Allah’ın uyarıcı ayetlerine kulak verelim ve kendimizi kontrol edelim. Rabbimiz Âli-İmran suresi 25. Ayetinde ne buyuruyor, akleden kalbimizle bakıp okuyalım ve gereğine uyalım. Meali şöyle: “O hâlde geleceğinden şüphe olmayan güne tanıklık etmeleri için hepsini bir araya topladığımız, her insana yaptıklarının karşılığı tamamen ödeneceği ve kimseye haksızlık yapılmayacağı zaman onların hâli ne olacak? Evet, hiç beklemedikleri, geleceğine inanmadıkları o kıyamet günü geldiğinde, mahkeme-i kübra kurulduğunda, dünyadaki yaptıklarıyla yüzleştiklerinde, en ince ve zerre niteliğinde hayır ve şer kendilerine gösterildiğinde onların hâli gerçekten akılları durdurur. O müthiş manzara ile karşılaştıkları durumda, o kişiler bu dünyanın ince ve  hassas hesaplarıyla, oradaki hesapları mukayese edebilirler mi bir düşünmek lâzım. Burada Atomu parçalayan insan, parçaladığı-parçacıklardan da parçacıklar parçalama teknolojisiyle bir yerlere ulaşmaya çalışırken, kendisine bu özelliği verenin, onu bu hâliyle başıboş bırakacağını tahmin edebilir misiniz? Kâinat ve insan vücudu bir plan, program, kanun, nizam ve sistemle kurulmuş tıkır tıkır işleyen bir fabrika gibi, ama ustası yok, idarecisi yok, işlemesinde denetleyicisi, malzeme temin edicisi yok, birde ayni fabrikadan fabrikalar üretiliyor, üreticisi yok! Böyle bir sistemler organizasyonu içinde olan şuurlu, akıllı, iradeli insanın kendisi de tesadüfen oluşmuş ve bu hallere gelmişmiş inancında olana ne denir, o kişiye sormak lâzım!..

KIYAMET GÜNÜ KARARAN VE

AĞARAN YÜZLER (10)

Bu dünyada bir kararda duran hiçbir yaratık yoktur, hepsi mutlaka bir tarafından eksiliyor, yıpranıyor, eskiyor ve zevale doğru gidiyor. Güneş sistemi, Galaksinin içinde bir tarafa doğru gidiyor, keza galaksi de öyle ve kâinat genişliyor, bir balon gibi şiştiği söyleniyor. Zamanla nasıl daha önce Bin Beng olayı patlamasıyla oluştuysa, ilerde de farklı bir Bin Beng olayı patlamasıyla da yok olabilir. Bir Kara deliğe dönüşebilir. Veya, şimdi bilimin ulaşıp keşfedemediği başka bir olayla daha farklı bir duruma dönüşebilir! Bu konuda Allah’tan başka kim kesin bir şey söyleyebilir? Ancak, bütün bunların hâlikı, sahibi, hakimi bilir ilerde Gayb da ne olacak. Ama, üzerinde yaşadığımız yerküreyi, ve çevresinde kendisi gibi küreleri, yıldızları, ayı, güneşi ve gökyüzünü  bir sisteme bağlayan ve bu sisteme bir süre tanıyan Yüce Allah, biz insanlara bu konuda bir bilinçlenme vermiş. Bu ayrıcalıkla bize bir özellik tanımış, o özelliğin çerçevesi içinde taktir ettiği ömür süreciyle yaşamımızı sınırlamış. Son saatle bu yaşam sınırı kalkacak, kıyametle yeni bir yaşam başlayacak, işte o yaşamda insanlar farklı hâl, tavır ve durumlarda olacaklar. Böyle olmalarının sebebi de, dünyada sınavdan geçmelerinin  neticeleridir. Yüce Allah Kur’an da bu sınav sonuçlarının birçok hallerinden örnekler veriyor. İşte, Âli-İmran suresinden 2 ayet, Rabbimiz buyuruyor: 106. Ayet mealen “O gün bazı yüzler ağarır, bazı yüzlerde kararır. Yüzleri kararanlara, inanmanızdan sonra inkâr mı ettiniz? O halde inkâr etmenizin karşılığı olarak azabı tadınız denilecek.” 107. Ayet meali de şöyle: “Yüzleri ağaranlar ise Allah’ın rahmeti içindedirler. Orada uzun süreli kalacaklardır.” Yani, herkes hak ettiğinin karşılığını görecek, gerekirse cezasını veya hak ettiyse ödülünü alacaktır. Yüce Allah, ödüle lâyık olanlardan eylesin, bu konuda duamız ve dileğimiz sadece O’nadır. Çünkü  O’ndan başka sığınacak merci yoktur.   KIYAMETTE KİMSE-KİMSEYE YARDIM EDEMEZ (23:11)

Müslüman toplumlarda İslâm adına konuşanlar ve yazanlar tarih boyu çok olmuştur, hâlende olmaktadır ve olmaya da devam edecektir. Ancak, bu konuda konuşanlar ve yazanlar dayandıkları kaynaklar açısından değerlendirilmeye alınmalıdır. Dolayısıyla bu kaynaklara da bakmak gerekir, çünkü güvenilirlik önemli bir kuraldır. Bu noktada din adına dört delilden bahsedilir, Kitap, Sünnet, İcma-i ümmet ve Kıyası fukaha. Kitap Kur’an-ı Kerim, Sünnet Hz. Peygamberin Hadis-i şerifleri, İcma-i ümmet dinde yapılan ittifaklar ve Kıyası fukaha da, din ilim adamlarının olayları kıyaslamaları olarak ifade ediliyor. Aslında bunlar çok geniş tabanlı dîni  meselelerdir, her konunun kendine özel Uzmanlarını ilgilendirir. Bu nedenle biz bu konuda detaylara girmeyeceğiz, ancak Kur’an’la ilgili delilin üzerinde biraz durmamız gerekir. Çünkü, diğer delillere de bu doğrultudan bakmanın gerekliliğine işaret etmek için. İnancımıza göre Kur’an delili, diğer delil diye ifade edilenlerin âdeta karanlığına gömülmüş, o deliller önceliği almış ve abartılarak zihinlere kazınmıştır. Mesela Hadisi şerifler o kadar çok ki, Peygamberimiz konumundan uzaklaştırılmış ve dînin ortağı yapılmış. Örneğin, bir adam çok günahlar işlemiş Cehenneme götürülüyor, tam kapıya geldi, ben filan tarikatın şeyhinin müridiyim deyince, hemen bırakılıyor ve bu saçmalık Hadislerle ilişkilendiriliyor. Bunu, internette adamın kendi ağzından duydum. Oysa  bu tür saçmalıklar için bakın Kur’an ne diyor? Bakara suresi ayet 123 mealen: “Hiç kimsenin hiçbir kimseye fayda veremeyeceği, kimseden bedel kabul edilmeyeceği, şefaatin kimseye fayda vermeyeceği ve kâfirlere yardım edilmeyeceği bir günden sakınınız.” Evet, işte o gün hesap günüdür.Yüce Allah bu kadar açık ve net olarak ifade ettiği o hesap gününün hâli pür melâlini, sulandırmaya kalkıyorlar. İşte bu zamanın menfaat şebekeleri olan din bezirgânlarına kanmamak ve kapılmamak gerektiğini bir kenara kaydedip, diğer meselelere de Kur’ani açıdan bakmak gerektiğini de unutmayalım.

DİN ADINA İSTİSMARA AÇIK KAPI BIRAKMA (12)

Sevgili müslüman kardeşlerim, İslamiyet kimsenin tekelinde ve sorumluluğunda değildir. Birine müslüman olması için birileri izin versin, yok böyle bir şey. Her insan kendisi isteyerek islamı kabul edip müslüman olmak serbesti ve sorumluluğundadır. Kimse, kimsenin yanında, izninde ve sorumluluğunda müslüman olmakla yükümlü değildir. Yani, müslüman olmak için herhangi birinin tanıklığına ve vesayetine gerek yok, her insan kendi seçimiyle müslüman olur, Allah’a kulluğunu ve itaatini kendi kabul eder, birilerinin aracılığına mürşitliğine ve hurşitliğine gerek yoktur. Hani tarikatlarda el verdi, el aldı, tövbe verdi falan filan aracı ve kurtarıcılara aldanmamak lazım. Din adına böyle şeylere kanmamak gerekir. Ancak, el verip, biat etmek devlet adına, devleti yöneten siyasi erk adına böyle bir bağlılık olabilir. Yoksa, din kisvesi altında kendisine din büyüğü ünvanı yakıştırmasıyla insanları kendine tabi kılıp din adına insanları kendine bağlamaya kalkanların İslam Dîninde yeri yoktur. Bu konuda din adına ünvanlar ve kisveler ihdas edip, insanları çevresine toplayanlar bunlar Peygamberimizin vefatından çok sonra ortaya çıkmış dinin simsarı ve insanları Allah’la aldatanlardır. Peygamber Aleyhisselam insanları dine davet ederken gelin bana tabi olun dememiş ve insanları kendisine çağırmamıştır. Allah’a ve Allah’ın dinine çağırmıştır. Bu nedenle, Kur’an-ı mutlaka anlamak için okumalıyız. Okuduğumuzu anlamalıyız ve Kur’an-ın ifadesine göre müslümanlığımızı oluşturmalıyız. Din adına istismara açık kapı bırakmamalıyız. Şunu asla ve asla  unutmamalıyız ki, herkesin dini kendine, kimse kimsenin dininden sorulmayacaktır. Herkes anladığı, inandığı yaşadığı ve uyguladığı dininden hesap verecektir. Hesaptaki sorularda Kur’an’dan olacaktır, bundan dolayı verilecek cevapları hazırlamak için Kur’an-ı iyi ve doğru okumak, okuduğunu iyi ve doğru anlamak, iyi ve doğru yaşamak gerekmektedir. MÜSLÜMAN KUR’ANI MUTLAKA ANLAMALIDIR (13)   İnsanlarımızın din adına yanıldığı çok ciddi meseleler vardır. Belkide ilk mesele insanlık için Kur’an-ı Mübinin okunup anlaşılmasıdır. Çünkü, her müslüman hatta her insan bu Kur’an bana da indi kabul ve idrakıyla, Kur’an-ı okuyupta anlamayı kendine görev edinmelidir. Özellikle müslüman bu konuda en önde olmak zorundadır. Birilerinin çıkıp Kur’an mealiyle din öğrenilmez ve yaşanılmaz demesi asla doğru değildir. Bu düşüncede olanların ortaya sürdükleri iddialar, insanları Kur’an-dan uzaklaştırmaktan başka bir işe yaramıyor. Şimdiye kadar yaramadığı gibi çok konuda insanlarımız yanlış yönlere çekilmiştir. O iddiada bulunan ve kendilerini de âlim- ulema sınıfına koyanlar Kur’an-ın anlaşılmasında neden gereken çabayı göstermemişlerdir? Yüce Allah biz Kur’an da herşeyi açıkladık diyor. Lütfen, bu ibareyi doğru anlayalım, çünkü bunuda saptırmışlar. Kur’an da ifadesini, kâinata izafe etmişler “Kur’an da! Kâinatta her şeyin bir açıklaması vardır” anlamına dönüştürmüşler. Oysa, Kur’an-ın içindeki ayetlerin bazılarının anlaşılması, başka surelerdeki ayni konuya izafe edilen ayetlerle anlaşılır hâle getirilip açıklanmaktadır anlamına işret ediliyor. Yani, Kur’an-ı-Kur’anla anlayacaksın, ayni konuya değinen ayetleri araştırıp bulacaksın. Bunu da özellikle işinin Uzmanı Akademisyenlerin yapması gerekmektedir. Kur’an’daki ayetlerin konular itibariyle birbirleriyle irtibatı olanlar sure ve ayet numaralarıyla meallerde zikredilmelidir. Dip notlarıyla da inceliklerine işaret edilmelidir. Zamanımızda bu konuda çalışma yapmış olanlar ve yapmakta olanlar var, Mustafa Çavdar Hoca ve Prof. Dr. Mehmet Okuyan gibi Akademisyenler tefsir meallerinde ve müstakil meallerde. Ancak, araştırmak ve sorup soruşturmak, internet denilen ve sosyal medya diye tarif edilen kurum bu konuda zamanımızın en önemli başvurma yoludur. Artık, dudak, kulak arası iletişim tek çare olmaktan çıktı. Bilimselliğin gereği teknolojiyle bir dokunuş yeter.

KUR’AN-I  KUR’AN’DAN ÖĞRENELİM    (14)

Kur’an veya Kur’an mealiyle din yaşanmaz diyenlere soralım, Kur’an-ın bildirdiği, hükmü ihtivasını tarif edip tamamladığı ve adını İslâm koyup bize gönderdiği dîni başka nerden öğreneceğiz? Yüce Allah bu dîni bizim Kur’an’dan öğrenmemiz gerektiğini bildirdiği hâlde, biz başka yerlere ve ellere mi gideceğiz din öğrenmeye? Böyle şey olur mu? Bize Kur’an-ı okuyup içinde dîni de anlatan ve anlayıp anlattığı gibi de yaşayan Hz. Muhammed aleyhisselamı bize Kur’an’la tanıtan ve tanıttığı Kur’an’la ona bağlatan Yüce Allah’ı dinlemeyeceğiz de, hariçten gazel çekenlere mi iltifat edip arkalarından gideceğiz? Her yıl Ramazan ayında ülkemizin camilerinde Kur’an okunur, mukabeleler yapılır, hatimler edilir. Ama, Kur’an-ın anlamı ve amacı konusunda bilgilendirilme açısından gereken bir çalışma yapıldığına rastlamıyoruz. Sadece Arapça metni okunur, bir kısım cemaatte okunan Kur’an-ı önündeki Kur’an’dan takip eder. Bu usul, üç namaz vaktine bölünüp önce, birinde sadece Arapça tilavet edilsin, ikinci namaz vaktinde  türkçe anlamı okunsun, üçüncü vakitte ise baştan başlayıp her gün bir cüzün önemi, özelliği ve değindiği meseleler dile getirilip özetlenerek bir plan ve program çerçevesinde cemaate anlatılsa daha iyi ve daha yararlı olmaz mı? Mesela, öğle namazında önce Arapça metni, İkindi namazında önce türkçe meal metni, yatsı namazından önce de bu cüzün özelliği başlıklar halinde özetlenerek anlatılması. Kur’an-ı Kerim 30 cüz olduğuna göre her gün bir cüz anlatılarak, Kur’an hakkında insanlarımız biraz daha fazla bilgi sahibi olur ve bu program Kur’an-ı anlamaya cemaatin merak sarması, ilgi duyması ve ramazandan sonra da bu konuyla alâkadar olmasına teşvik olabilir. Çünkü, şunu unutmayalım, Kur’an-ın ilk inen ayeti Oku diye başlıyor. Dolayısıyla Ramazan ayında inmeye başlayan ve bu başlangıçta Oku emriyle olduğuna göre, buna uymak ve okumaya gereken önemi vermek böyle olması gerekir diye düşünüyorum. Kur’an bizim hayat kitabımız, ayni zamanda da yaşam kılavuzumuz, onu hakkıyla bilmekte görevimizdir.

GÖKYÜZÜNE BİRDE KUR’AN’LA BAKALIM (15)

Kur’an ayı ramazanda birde gökyüzüne Kur’an’la bakalım dedik, son saatin ve kıyametin varlık âlemindeki yerini akleden kalbimizle tefekkür ufkumuzdan geçirelim istedik. Dünya ilim ve bilim âleminde Astronomi adıyla bir bilim dalı var. Eskiden tedrisat sistemimizde Lise sıralarında Astronomi diye bir dersimiz vardı. Felsefe gibi oda bir zaman sonra tedrisattan çıkarıldı, sonra başka derslerle birleştirildiği ve okunmaya devam edildiği ifade edilmişti. Şimdi ikisi içinde durumun ne seviyede ve muhtevada olduğunu bilmiyorum. Her neyse biz o durumu yetkililerine ve sorumlularına bırakalım, dönelim kendi konumuza. Gökyüzü hakkında süper devletler çeşitli araştırma ve bilimsel çalışma yapmaktadırlar. Yıldızlar ve güneşin çevresindeki, gezegenlerle ilgili âlem seyretmek için devasa teleskoplar geliştirip fezada, galaksilerde ve  yıldızlarda neler olup bitiyor inceleme, araştırma ve bir takım deneyler yapıyorlar. Bunlardan ayrı filim şirketleri, kurgu bilim yazarlarının eserlerini beyaz perdeye aktarıyor, animasyonlarla zenginleştirip fantastik eserler koyuyorlar ortaya. Bu hayal kurgular, bilimsel keşif ve buluşlara çığır açıp, sinyal vermiş olabilirler ve teknolojinin gelişimine de katkıları olabilir. Lakin birde astroloji diye bir saçmalık var, saf zihinleri yanıltan, yıldızlar ilmi altında insanları kandıranlar. Güya, insanların geleceğini okuyanlar ve kehanetlerde bulunanlar, bunların birde üfürükçü ve muskacı takımı var, Yıldızname bakımcılığı altında cahil müslümanların inançlarını istismar edip sömürenler. Bunların hiç birinin bilimsellikle ilgisi ve alâkası yok asılsız kurgu ve uydurmalardır. Biz, gökyüzüne Kur’an’la bakalım derken, Kur’an adına o simsarlık yapanların ipliğinin de pazara çıkmasını sağlamış oluyoruz, buna da ayrıca dikkat çekmiş olalım. Tabi, gerçeklerin peşinde olanları dikkate alarak uyarmak maksadıyla. Günlerden beri bu sayfada göklerin anlamını, amacını, son saat ve kıyametin muhtevasını Kur’an’dan Ayetlerle burada ifade etmeye çalıştık. Okurlarımıza birde astronomiyi Kur’an’dan okuyup düşünmelerini önerdik.

RAMAZANA HAZIRLANMANIN YÖNTEMİ  (24: 16)

Yüce Allah Kur’an-ı Mübininde Kadir suresinde Kur’an-ın Ramazan ayında ve Kadir gecesinde inmeye başladığını bildiriyor. Dolayısıyla o gecenin bin aydan hayırlı olduğunu ifade ediyor. O gecenin ikinci bir özelliği de, Hz. Muhammed aleyhisselama Kur’an-ın inmesi ona Risaletin de verilmesidir. Bir ay Ramazan da bu üç nokta üzerinde durulsa  bile müslümanı dini konuda bilgilendirmeye yeterli bir süreç olur. Mesela ilk 10 gün Kur’an, ikinci 10 gün Hz. Muhammed aleyhisselam, üçüncü 10 günde Kadir Gecesi hakkında konuşmalar hazırlanıp yapılsa 1 ay Ramazan hakkıyla değerlendirilmiş olur. Bu konuyu biraz daha açalım belki faydası olur. Çünkü, Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) denilen kurumun görevi aslında budur. Bu görevi en iyi, en güzel ve en doğru bir şekilde yapması gerekmektedir. Bu görevi, ifade etmeye çalıştığımız şekilde yapması için plan, program, döküman ve imkan her hâliyle kendileri için vardır ve temini mümkündür. Hatta buna bir yıl öncesinden başlamak, her İlçe Müftülüğü bu üç üniteyi, onar kişiler halinde üç gruba ayırmak suretiyle görevliler arasında  taksim etmeli ve her kişiye konusuyla ilgili çalışmasını hazırlaması için on ay vermeli, on ay sonunda çalışmalar uzman bir kurul tarafından kontrol edilip, bir ay içinde eksikler, hatalar ve yanlışlar belirlenip, çalışma yapan görevliye bir ayda tashihlerini tamamlama süresi vererek Ramazanda konuşma hazır hâle getirilmeli ve çalışmaya şimdiden başlanmalıdır diye düşünüyoruz. Görüyoruz, dünya bilimsel açıdan nasıl bir hızla ilerliyor, teknoloji hangi noktalarda seyrediyor. Bu gelişmeleri görmeyen, anlamayan, duymayan ve bilmeyen kalmamıştır. Hani derler ya, bilmem nerdeki sağır sultan bile duydu, sen duymadın mı? Hiçbir şey bu konuda bilinçlenmeye yetmese üç-beş yaşındaki çocuklar bile buna şahittir, cep telefonlarına nasıl ilgi duyup kullanıyorlar! Bu gidişle korkarım kundaktaki bebeler bile bu telefonları ele alacak bir takım uyuşuk beyinlere mesajlar gönderecek, uyanın! Uyanın diyecekler. Bu nedenle yeter artık diyelim, kendimize gelelim, dînimizi doğru ve iyi öğrenelim. RAMAZANDA KUR’AN-I ÖĞRENMEK    (17)

Yukarıda Ramazan hazırlığı ile ilgili konumuzda, Ramazan’ın ilk on günü Kur’an-a ayrılmalı demiştik. Evet, on günün ilk  konuşması “Hayat kitabımız ve yaşam kılavuzumuz Kur’an” anlamında bir ders olmalı. Neden hayat kitabımız ve neden yaşam kılavuzumuzdur anlatılmalı, ama eskilerin nakliyle iş geçiştirilmemelidir. Zamanımızın sorunlarına çare olmalı ve problemlerine çözümler getirici örnekler verilmelidir. Bu konuda Ayetler okunmalı ve pratik hayata yönlendirici fikirler oluşturulmalı, tabiat ayetleriyle ilişkilendirilerek keşiflere ve yeni buluşlara ufuk açıcı işaretlerle, zekalar, zihinler ve yetenekler harekete geçirilmelidir. Yani, Kur’an’dan anlamamız gerekeni anlamalı ve pratik yaşama uygulamalıyız. Yoksa, şu ayet ebced hesabına göre şuna delâlet eder, bu ayet cifir hesabına göre buna belâgat eder deyip, yanlış yollara sapıp müneccimlik yapmaya veya tarikat ve tasavvuf yoluyla atomu parçalamaya kalkmayalım. Çünkü, Kur’an bize bilimin, sanatın ve teknolojinin yolunu, yerini ve mekanını gösteriyor, bu bilimi burada şu bilimi şurada arayacaksın. Yani, gökyüzünden bahsederken astronomi alanına işaret ediyor, fezayı ve yıldızları gösteriyor araştırmanı orada yap diyor. Fiziği, kimyayı eşya ve nesneler üzerinde çalışarak geliştir, genetik ve biyolojiyi tabiattaki canlılar üzerinde araştır diyor ve diğer bilim dallarını da bunlara mukayese edebilirsiniz diyor. Evet, Kur’an-ı tabiatla, eşyalarla ve kendi üzerinde maddi ve manevi yapınla ilişkilendirerek oku diyor Yüce Rabbimiz. Yoksa, anlamını bilmediğin, amacından habersiz olduğun Kur’an’dan herhangi bir sure veya ayeti, sevap kazanacağım, birilerine yararlı olacağım diyerek, eline 99‘luk tespihi alıp boncuklarını çevirip, sayılarını çoğaltarak bir yerlere varamazsın, hedeflenen noktalara ulaşamazsın ve yerinde saymaya devam eder, yarın birde bunlardan dolayı Allah’ın huzurunda hesap verirsin, azarlanır ve en azından hoşnutluksuz yaşarsın. Kur’an okumanın da gerçek anlamının bu olmadığını anlar ve çok pişman olursun. Ama, iş-işten geçmiş olur.

RAMAZAN DA HZ. PEYGAMBERİ TANIMAK  (18)     Zamanımızda ateist ve deist diye bazı akımlar türemiş, aslında bunlar yeni değil, değişik adlarda eskiden de vardılar, hâliyle bundan sonra da olacaklar. Önemli olan bunların artması ve eksilmesidir. Artması ve eksilmesindeki nedenler ve sebeplerdir. Bu alanda Peygamberimiz Hz. Muhammed aleyhisselamı da reddedenler varmış. Olabilir, imtihan dünyası bu yadırgamamak lazım. Ancak, burada bir noktaya da dikkat çekmek gerekir, birileri var Hz. peygamberi Kur’an-ın tarifinden ve gerçek konumundan farklı yorumluyorlar, âdeta Allah’ın yardımcısı, dinde hüküm koyan ortakçısı ve vekili gibi gösteriyorlar, bu yanlıştır. Çünkü o, Allah’ın kulu ve elçisidir, Rabbimiz onu Kur’an da böyle tarif ediyor ve Kelime-i Şahadette de böyle ikrar edip iman ediyoruz. O bir insan peygamberdir, Yahudi ve Hıristiyanlar gibi onu yüceltmeye kalkıp şirke girmekten Allah’a sığınırız. Evet, bu açıdan hareketle peygamberimiz Hz. Muhammed aleyhisselamı tanımak görevimizdir. Onu gaybı bilen, sıkıştığı zaman mucizeler gösteren, Allah’ın korumasının dışında ona korumalar ihdas etmeler, onu bütün insanlığın, hatta bütün yaratılmışlığın üstünü ve sebebi hilkati göstermeler. Bunlar yetmemiş gibi, diğer peygamberlerle yarıştırmak, bunun için sayısız mucizeler mâl etmek ve insan üstü bir noktaya çıkarmak. Onun ağzından aslı olmayan bir çok hadisler uydurmak. Bütün bunları onu yüceltmek uğruna yapmak yanlıştır ve bunlar şirke davetiye çıkarmaktır. İşte bunlara sapmadan Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’yı Yüce Allah’ın tarif edip tanımladığı gibi tanıtmak olmalıdır, Hz. Muhammed aleyhissalâtü vesselamı anlatan görevlinin konuşması. Onu anlatırken sıradan bir insan olmadığı ve Allah’ın insanlar içinden seçtiği, örnek bir insan olduğu Kur’an-a ve gerçek rivayetlere dayanarak anlatmanın ve tanıtmanın Ramazan en güzel bir zaman dilimidir. Camilerde cemaatinde toplu ve duyarlı oldukları günlerdir.     KADİR GECESİ VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ (19)   Kur’an-ı Kerimin sureleri ve ayetleri hakkında insanlığın düşündükleri, müslümanların ise hem düşündükleri ve hem de anlayıp yaşama geçirdikleri için önemlidir. Kur’an bütün insanlığın kitabı ve özellikle de müslümanların iman bilinci, amel ve eylem açısından yaşam kılavuzu olduğundan daha bir önem ve ehemmiyet arz etmektedir. Mesela, müminlerin yılda bir sefer ibadet açısından Kadir Gecesi olarak Ramazan ayının içinde ve 27. gecesinde kutladıkları önemli bir zaman dilimi var. Bu gecenin anlamı, önemi ve kutsiyeti muhtevasıyla kutlamaya değer görülüyor. Yüce Allah bu geceyle ilgili bir sure indirmiş oda Kadir Suresidir ve  5 ayettir, bu surenin ilk ayetinde “Biz Kur’an-ı kadir gecesinde indirdik.” Bütün Kur’an meallerinde ve tefsirlerinde bu ifade kullanılıyor. Ayetin Arapça metninde Kur’an lafzı yok, ama Kur’an’ı kast eden ifade ve işaret var. Allah’ın, Peygamberimiz Hz. Muhammed aleyhisselam muhatabı olduğuna göre ve ona inzal olan/inen de Kur’an olduğuna göre elbette başka bir şey düşünülemez. İkinci ayette “Kadir gecesinin ne olduğunu sen nereden bileceksin?” Deniyor! Elbette öyle, Allah’ın bildirmediğini kim nereden bilecek? Ama, Yüce Allah bu gecenin ne olduğunu, neyi ifade ettiğini, ne olduğu ve ne ifade ettiğiyle bilinmesinin insana ne kazanım sağladığını düşünmemiz gerekiyor. Üstelik Rabbimiz soruyor, ben bildirmesem, sen nereden bileceksin diyor. Ve üçüncü ayette gecenin önemini ve değerini bildiriyor “Kadir gecesi bin aydan daha değerlidir” diyor. Şimdi bu kadir, kıymet ve değer meselesi nasıl anlaşılmalıdır? Dördüncü ve beşinci ayetlerde bildirilen özellikler dolayısıyla mı anlamamız gerekiyor? Yoksa bunlarla ilgili o gecenin önemine binaen bizim yapmamız gereken bir takım görevler mi var? O ayetlerde Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Melekler ve Ruh/Cebrail, o gece Rablerinin izniyle her türlü iş için iner dururlar.” Evet, “O gece, tan yerinin ağarmasına kadar bir selamdır, yani esenliktir.” deniyor. Bu gece için Rabbimizin biz kullarına açık ve net olarak bir emri, bir tavsiyesi ve bir tembihi yok, şöyle yapın böyle edin, ibadet ve taatte bulunun demiyor. Bu konuda Hz. Peygambere atfedilen Hadisler var bu gecenin değerlendirilmesi hakkında, o hususta da ne demeli bilmiyorum.

KUR’AN KADİR GECESİ VE HZ. MUHAMMED (20)

Ramazanla Kur’an özdeşleşmiş gibi, Ramazan ayı dendi mi hemen akla Kur’an geliyor. Aslında normal bir düşünce, çünkü, Kur’an Ramazan ayında Peygamberimize inzal olmaya başlıyor. Ama, Ramazan ayında Kur’anı hatırlıyoruz da bu hatırlamanın gereğini yerine getiriyoruz mu? Lafzıyla ilgili tilavetini yapıyoruz, okuyoruz. Lakin, anlamı ve amacıyla ilgili bir çalışma, araştırma  yapmıyoruz. Yani, zamanımızın sorunları ve problemleri hakkında çareler ve çözümler üretme çalışması ve çabası göstermiyoruz. Ama, ölmüşlerimize bol bol Kur’an okuyoruz, hatimler ediyoruz, Hz. peygamber ve ashabı böyle mi yapıyordu acaba deyip bir araştırmaya da girmiyoruz. Ne zaman çıktıysa bu geleneği aynen uyguluyoruz. Son zaman ihdas olan birde her Ramazan da güzel Kur’an tilavet etme yarışması yapıyoruz. Birde Kadir gecesi olarak Ramazan’ın 27. gecesini kutamak için camilere koşuyor bazılarımız sabahlara kadar namaz kılıp, Kur’an okuyor ve dua ediyor. Kınıyormuyuz asla! Ama, sadece o gecenin ekstra ibadet ve ubudiyetle geçirilmesi enteresan. Çünkü sonrası için yaşamımızın hiç bir karesine etkin olmuyor. Bu gecenin bin aydan hayırlı olmasının anlamı sadece bir geceye mi hastır acaba? Diğer günler için hayatın kontrolünü sağlayacak bir mesaj verilmiyor mu? O gece inmeye başlayan Kur’an, o gecenin kutsiyetini ve değerini yükseltmek için mi inmiştir. Herşey o gecede odaklanıp kalmışmıdır, bunu neden düşünmüyoruz. Hz. Muhammed Aleyhisselam o gece dünyanın en önemli ve en özel kişisi olma ünvanı olan Peygamberlik rütbesini almıştır. O, bin aylık ödülün en şanslısı, bu konuda ümmetine Kur’an-ın tebliğcisi olarak ne demiştir. Sözleri üzerinde ciddi bir araştırma yapanlar olmuşmudur? Bunların hepsinin hesabını yapıp, nuhasebesine geçmek ve üzerlerinde tefekküre dalmak zamanıdır Şehri-Ramazan diyoruz. Bilmem anlatabiliyor muyuz?

ZÜMER SURESİ VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ  (25: 21)

Bu Ramazanı Kur’an’la değerlendirmemizin sonunu Zümer suresiyle tamamlamak istiyoruz. Çünkü, konumuza  uygun bir anlam muhtevası var. Surenin sondan beş ayeti Kıyametten sonra Mahşer halini tasvir ediyor. Ancak, biz oraya gelmeden Zümer suresi hakkında kısa ve özlü bir değerlendirme yapmaya çalışacağız. Kardeşlerimizin bu sureyi bütünüyle zamanımıza çözüm ve çareler oluşturan, ciddi ve samimi bir mealli Kur’an’dan okumalarını ve üzerinde düşünmelerini tavsiye ediyorum. Mesela, kendisini Kur’an hizmetine tahsis etmiş ve âdeta bir bu yola adanmışlık haliyle çalışan Muhterem Mustafa Çavdar Kardeşimin mealinden yararlanabilirler. Evet, gelelim Zümer suresine Mekke’de nazil olmuş/inmiş, Kur’an-ın Mushaf sıralamasına göre 39. suredir ve 75 Ayettir. Yüce Allah, sureye her şeye gücü yeten ve hükmü doğru olan katından Kuran-ı indirdiğini bildiriyor. Bunda bir amacı olduğunu ve dini Allah’a kılarak kulluk etmemizi istiyor. Araya ermiş-evliyalar, şeyh ve mürşitler gibi, bizi Allah’a yaklaştırsın amacıyla birilerini koymamamızı bildiriyor. Her yarattığının gökte ve yerde ne varsa hepsinin bir amacı olduğunu ve ilâhi yasalarına göre hareket ettiğini ifade edip, insanın yaradılışına dikkat çekerek Allah’tan başka ilâh olmadığını, Kur’an’dan uzaklaşmamamızı tenbih ediyor. Allah’a nankör olmayarak, kulluk etmemiz gerektiğini bildiriyor. Hiç kimse başkasının günahını yüklenip çekmeyecek, sonuçta herkes Allah’ın huzuruna gelecek ve hesap verecek. Allah halisane kulluk yapanlarla yapmayanları bilir ve onları bir tutmaz. Bilenlerle, bilmeyenler bir değil der ve kendisine güvenen kullarına güzel işler yaptıklarında ödüllendireceğini söylüyor. Peygamberimizi bize her şeyde örnek gösteriyor, dini onun yaşadığı gibi yaşayın, yoksa sonunuz felâket olur diyor. İtaat edene Cenneti, etmeyeni Cehennemi hatırlatıyor. Bu durumu unutmamamızı  tembih ediyor.

KUR’AN-A UYUN PEYGAMBERİ ÖRNEK ALIN (22) Yüce Allah, Peygamberimize kurtuluşun bana inanıp güvenmekte olduğunu ilân et diyor. Kendini de örnek olarak göster. Müslümanların öncüsü olduğunu, sadece Allah’a ibadet edileceğini, yoksa sonucun hüsran olduğunu söyle. Şer odaklarından uzak durmayı, her türlü sözü dinleyip en güzeline  uymayı ve sadece Rablerine itaat emeyi, çünkü sonucun Cennetle netileneceğini söyle diyor. Dünyada yaşamdan örnekler veriyor, Kur’an-ın uyarısı karşısında kalpleri katı olanlar olduğu gibi, azap ayetleri karşısında tenleri ürperenler var, Allah’ın sonsuz rahmeti anılınca da huzur bulanlar olduğunu söylüyor. Yüce Allah  Kur’an da insanlar için her türlü misali verdik diyor. Peygamberimize sen öleceksin onlar da ölecekler, kıyamet gününde huzurumda toplanacaksınız. Sonuçta siz kendinize yakışanı yapın, bende kendime yakışanı yapacağım, yakında anlayacaksınız. Allah’ın peşi sıra bir takım şefaatçiler edinenlere Rabbimiz, onlar hiçbir şeye sahip değiller diyor ve peygamberimize de sende onların vekili değilsin diyor. Ve iyi bilin ki, şefaat tamamiyle ve sadace Allah’a aittir. Allah anıldığı zaman ahirete inanmayanların kalpleri tiksinti ve nefretle çarpar diyor Rabbimiz. Ama, Kıyamet gününde yeryüzünün bütün hazinelerine, hatta bunun bir misline daha sahip olsalar, azaptan kurtulmak için fidye olarak verirlerdi. Çünkü, dünyada iken kazandıkları kötülükler gözlerinin önüne serilecektir. Yüce Allah, ey elçi benim adıma deki: Ey günah işleyerek kendilerini harcayıp yazık eden kullarım, sakın Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Çünkü Allah, bütün günahları bağışlar. Zira O, eşsiz bir bağışlayıcı ve sonsuz rahmet kaynağıdır. Şimdi azap/ölüm gelip sizi bulmadan önce  tövbe ile Rabbinize yönelin ve O’na yürekten teslim olun aksi halde hiç kimseden yardım göremezsiniz. Allah her şeyin yaratıcısıdır her şeyin vekili ve tek otoritedir. Kurtuluş O’ndadır ve O’na kul olmaktadır.

SON PİŞMANLIK FAYDA VERMEYECEK    (23) Bu dünyada fırsatı elden kaçıranlar, yarın ahirette çok pişman olacaklardır. Öyle ki, Yüce Allah Zümer suresinde bunlardan da bahsediyor ve şöyle diyeceklerini bildiriyor. “Keşke Allah zorda olsa beni doğru yola iletseydi de bende O’na karşı gelmekten sakınanlardan olsaydım. Azabı görünce, keşke bana birkere daha dünyaya dönme fırsatı verilse de bende iyi ve güzel işler yapanlardan olsam.”Tabi bu durum mümkün olmaz, vakit geçti, kendilerine bu imkan serbsetçe verildiğinde, gururlandılar, alay ettiler ve bu güne inanmadılar. Ama, günahtan sakınanlara korku yok, onlara azap dokunmayacak ve üzülmeyeceklerdir. Yüce Allah, Peygamberimize şöyle buyuruyor: “Sen onlara de ki: Ey cahiller topluluğu siz benim Allah’tan başkasına kulluk etmemi mi emrediyorsunuz?  Yüce Allah, oysa sana ve senden öncekilere şöyle vahyedilmişti. Eğer Allah’a ortak koşacak olursan  iyi bil ki yaptığın bütün ameller boşa gider ve kesinlikle kaybedenlerden olursun. Bu uyarı Peygamberimizle beraber bütün insanlığa yapılıyor. Yani, bir gün gelecek ki, Yüce Allah bu güneş sistemimizi  bozup dağıtacak, olduğu gibi çökertecek ve ondan sonra ayni maddi varlıkları yeni bir oluşumdan geçirip yeni bir sistem kuracak, burada yeni bir diriliş ve doğuşla daha önce yaşanan hayatın hesabı sorulacaktır. İşte bu durumla ilgili Yüce Allah diyor ki; “O gün Sur’a üflenmiş, Allah’ın diledikleri dışında yerde ve gökte kim varsa hepsi düşüp ölmüştür. Sonra ikinci Sur’a üflendiğinde bir de bakmışsın ki hepsi ayağa kalkmış yargılanmayı bekliyorlar. İşte o gün mahşer yeri Rabbinin nuruyla aydınlanmış ve herkesin amel defteri önüne konmuş olacak. Nebiler ve şahitler huzura getirilecek herkes hakkında adaletle hükmedilecek ve hiç kimse haksızlığa uğratılmayacaktır. Zira herkese, tüm yaptıklarının karşılığı eksiksiz verilecek. Çünkü Allah, onların neler yapıp ettiğini çok iyi bilmektedir.”

CEHENNEME GİDECEKLERİN SEVKİYATI  (24)   Zümer suresinin ismi ile müsemma anlamının tezahürü dünya hayatına kendilerini kaptıranlara çok önemli bir uyarıdır. Adını bu uyarıdan alan surenin son beş ayeti, bu dünyanın sonunu, öbür dünyanın da başını bütün insanlığa hatırlatıyor. Özellikle de müslüman olduğunu söyleyip hayatını gaflet içinde geçirenlere âdeta son ikazı yapıyor. O dehşetli mahşer günü, dünyaya ne kadar insan gelip geçti ise hepsi yeni bir dünyada dirilmiş ayakta dikiliyorlar. Tabir yerinde ise aval aval çevreye bakınıyorlar, bazıları için hiç beklemedikleri, inanmadıklarından dolayı dehşet içinde, tarifi imkansız bir korku, telaş ve şaşkınlıkla ne olacaklarını merak ediyorlar. O güne inananlar ve orada karşılaşacakları bu durumdan haberdar olanlar, onlarda ne yapacaklarını bilememenin şaşkınlığında verilen hareket emriyle, hesaba çekilme mahalline doğru yürüyüşe geçiliyor. İnsanlar zümre-zümre, grup-grup, topluluklar oluşturup gidiyorlar. Bilâ mecburi kaçış yok, durmak yok, Yüce Allah’ın belirlediği doğrultuda gidiliyor. Rabbimiz bu sevkiyatta önce kâfirlerin güzergâhındaki toplulukların karşılaşacağı son durakla ilgili bilgi veriyor. Surenin 71. Ayetin de meali şöyle: “O gün gerçekleri örtbas eden kâfirler guruplar halinde cehenneme sevk edilirler. (Önceden sorgu-sualleri yapılmış ve hesapları kesilmiş olduğundan) Nihayet oraya varınca cehennemin kapıları açılır ve oranın görevlileri onlara: --Size aranızdan Rabbinizin ayetlerini ileten ve sizi bu dehşetli günle karşılaşacağınıza dair uyaran elçiler gelmedi mi diye soracaklar, onlar da: --Evet, geldi, diyecekler. Fakat artık bu kâfirler için azap hükmü çoktan kesinleşmiş olacak. Ayet 72’de; “Onlara denilir ki: --Haydi, içinde kalmak üzere girin cehennem kapılarından! Küstahça böbürlenenler için ne berbat bir yerdir orası!” Keyfince yaşadıkları bu dünyada, Allah’a karşı şımarıkça ve isyankârça durumlarından dolayı hak ettikleri cehennem hayatını görecek, yaşayacak ve akıbetlerinin ne olacağını ancak Allah bilecek. Ama, çok uzun bir süre cehennemde kalacakları kesin. Rabbim bu duruma düşenlerden eylemesin.

CENNETE  GİDECEKLERİN  SEVKİYATI   (25) Mahşer yerinin o dehşeti içinde bir guruplaşma daha var, onlarda buluşup zümreler, topluluklar halinde önce hesap mahalline uğrayıp sorgu-sualden sonra sevkiyatları cennete olanlar içinde, Yüce Allah onların durumunu da şöyle açıklıyor. 73. Ayette “Rablerine karşı gelmekten korunanlar da gurup gurup cennete sevk edilirler. Nihayet kapıları zaten açık olan cennete vardıkların da oranın görevlileri onlara; --Selamün Aleyküm ne mutlu size, haydi şimdi sonsuza dek kalmak üzere buyurun cennete! Denilecek.” 74. Ayet “Onlarda şöyle karşılık verecekler; --Tüm övgüler, bize verdiği sözü yerine getiren ve dilediğimiz yere yerleşebileceğimiz bu cenneti bize bahşeden Allah’a aittir! Ne güzeldir çalışıp çabalayanların ödülü.” Ayet 75 “O gün sen meleklerin arşın etrafını çevrelemiş bir halde övgü ile Rabbinin sonsuz yüceliğini dillendirdiğini görürsün. Ki o gün insanlar arasında adâletle hükmedilir ve meleklerin şu nidaları yankılanır: --Tüm övgüler âlemlerin Rabbi/sahibi olan Allah’a mahsustur!” Evet, Yüce Allah azameti, şanına, sonsuz kudret ve hükümranlığına ait tasarrufuyla kâinatta irade-i külliyesinin, ilmi, hikmetini göstermiş bir sistem değişimi, yenilenmesi yapmış ve yaratmıştır. Melekler, cinler, insanlar ve canlı-cansız yaratıklarından oluşturduğu güneş sistemini taktir ettiği ve donattığı çeşitli özelliklerle ve güzelliklerle insanın hizmetine ve istifadesine tahsis etmişti. Üzerinde yaşadığı dünyaya insanı Halife yapmış imarına memur etmiş, koruyup kollamasını emretmişti. Ama, insan ve cinler bu emre gerektiği gibi uymadılar, dünyanın doğal yapısını, güneş sistemi özel yapısı olan gezegenler arası nizamı, zevkleri, hırsları ve özel ihtirasları uğruna harcadılar. Sonuçta son saat geldi ve o sistem çöktü, halk deyimiyle kıyamet koptu. Yüce Allah o varlıklar âlemini yeni bir ıslahtan geçirdi (Kara delikten) ve yeni bir sistem oluşturdu. İşte o sistemde Rabbimiz cennette olanlardan eylesin dua ve niyazımızla. Bu konudaki değerlendirmemizi noktalıyoruz. İnşallah okuyup düşünen kardeşlerimize yardımcı olmuşuzdur. Amacımız budur, her şeyin en doğrusunu Allah bilir, bizde doğruları yansıtmaya çalıştığımızın inancındayız, inşallah çalışmamız amacına uluşmıştır.       SON...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Uluçay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.