Geçmişimden Kırık Dökük (2)

Devam...

Formüllü Cevaplarım Doğru Sayılmamış

O zamanlar itiraz yoktu. Sonuçlar ilan edilince gidip kendisiyle görüştüm. Problemleri nasıl yaptığımı bir bir anlattım. Cevabı, “Ben sana öyle mi öğrettim?” oldu. Gençliğin verdiği taşkınlıkla “Hocam eylülde görün beni o zaman... Eğer bu fizikten deliksiz 10’dan aşağı not alırsam ben bu okuldan diploma almam.” diyerek ayrıldım. Şehir ve okul kütüphanesinde ne kadar fizik kitabı varsa, öğretmen kitapları da dahil -en meşhurları Hausman’ın kitapları idi- hepsini aldım. Köyüme döndüm. Yaz boyu davar peşinde fizik çalıştım. Sınavda bütün soruları en ince ayrıntılarına kadar kompozisyon yazar gibi yaptım. Yanılmıyorsam 10 soru için 12 tane kâğıt kullanmıştım. Ve dediğim gibi deliksiz 10 almıştım. Fizik öğretmenim işte bunun üzerine Eğitim Enstitüsünün Fen Bölümüne gitmemi arzu etmişti.   

Edebiyat Kompozisyon Macerası

Bursa Eğitim Enstitüsü sınavları ile ilgili kısma geçmeden Denizli Lisesindeki Edebiyat-Kompozisyon derslerindeki durumuma dönmek istiyorum. Acıpayam ortaokulunda okuduğumuz yıllarda zannedersen ikinci ve üçüncü sınıfta Türkçe öğretmenimiz olmadığı için bu dersimiz sene içinde boş geçmişti. Yıl sonunda 15 günlük bir kurstan sonra yapılan sınavda başarı göstererek sınıf geçmiştim. Denizli lisesine geldiğimde anlatıma dayalı derslerde başarı gösteremiyordum. Anlatım denen şeyin ne olduğunu bilmiyor ve beceremiyordum. Bu yüzden anlatıma dayalı Edebiyat, Kompozisyon, Tarih, Coğrafya ve Biyoloji gibi derslerden hep zayıf alıyordum. Böyle olunca birinci dönem karnemin yarısına yakın yeri çok düşük notlarla doluydu. Bu işten nasıl kurtulacağımı bilemiyor, bir çıkış yolu bulamıyordum.

Çoban Olmak İstiyorum

İkinci dönemin ortalarında kompozisyon yazılı sınavında öğretmen “İstikbalde ne olmak istiyorsunuz? Açıklayınız...” diye bir kompozisyon konusu verdi. Düşünüp taşındım. Ben ne olmak istiyorumdan ziyade ne olabilirimle işe giriştim. Olamayacağım şeyin rüyasını görmek istemedim. O zamana kadar öğretmenin açıklamak için verdiği özsözleri istenilen biçimde açıklayan kompozisyon yazamıyordum. Bu konu bana yakın geldi. Yazmaya başlamadan önce düşündüm. Ne olabilirim? Ne yapabilirim? Kendi kendime dedim ki “Liseyi ikişer yıl okuyarak bitirsem eder altı yıl... Farz edelim ki tıp fakültesini kazandım en az altı yıl da orası... On iki yıl... Böyle bir gelecek bana imkânsız göründü. En iyisi, okul bitiminde Söke ovasına çapaya gideyim, pamuk toplamaya kalayım. Kazandığım para ile iki veya üç koyun alayım. Besleyip büyüteyim, çoğaltayım... Ne olsa hayvan bakımını iyi biliyorum... Ve oturup hesapladım. İki koyundan 12 yıl sonra birkaç yüz koyunum oldu. Ve başlığı attım. “Ben Çoban Olmak İstiyorum” Yukarıda anlattığım düşüncelerimi yazıya döktüm. İki sayfalık bir kompozisyon yazdım. O güne kadar yazdığım en uzun yazı idi. Notlar okundu. İyi bir not almıştım.

Beni Edebiyat Öğretmenim Kurtardı

Ders çıkışında öğretmen kompozisyonda yazdıklarımın düşündüklerimle aynı olup olmadığını sordu. Ben “Evet!” dedim. Sebebini de yazdığım gibi tekrar anlattım. Başarısızlığımın niçinine gelince “Biz ortaokulda iken Türkçe dersi öğretmenimiz yoktu, derslerimiz boş geçti. Yıl sonunda 15 günlük kurslarla geçtik ve ortaokulu bitirdik.” dedim. Ve bana eğer “Başarmam için yol göstericilik” yaparsa, çoban olma fikrinden vaz geçip geçmeyeceğimi sordu. Ben hemen “Neden olmasın, ben bu yola okumak için çıktım, babam-annem bunun için gönderdiler. Ama ben çıkış yolu bulamıyorum... “ dedim. Ertesi ders bana ince, elli altmış sayfalık bir kitap getirdi. “Bu kitabı oku, sonundaki sorunun cevabını bir kâğıda yaz, bir hafta sonra getir.” dedi. Kitabı okudum. Sorunun cevabını bir türlü kitapta bulamadım. Bir daha okudum, cümle cümle baktım. Ama sorulan soruya cevap olabilecek bir cümle yoktu. Ertesi ders “Hocam ben bu kitabı okudum ama o sorunun cevabını bulamadım.” dedim. Bana bir hafta daha mühlet verdi. Okuya okuya nerede ise kitabı ezberledim... Bir türlü soruya cevap olabilecek bir veya birkaç cümle bulamamıştım. İkinci hafta dersten önce kapı önünde bekledim... Sonuç yine olumsuzdu. Kitabı açtı bana bir sayfayı göstererek “Dersten çıkınca şurada yazılı olanları bana kendi cümlelerinle anlatacaksın.” dedi.

Bu İş Olacak

Ders sırasında o bölüme göz gezdirdim, zaten nerede ise ezberimdeydi. Defterin bir yaprağına üç basit cümle ile oradaki olay veya düşünceyi -şimdi hatırlayamıyorum- yazdım. Ders çıkışında kendisine okudum. “Hah tamam işte... Şimdi oldu... Bak olacak değil mi?” dedi. O anda benim için açılan anlatımla ilgili ufuk şu oldu: “Başkalarının anlattıklarından kendimin anlatabileceği bir şey bulmak...” Okumanın da, anlatmanın da birinci basamağı ve en esaslı kuralı bu olmalı...” Daha sonraları bazen haftada bir, bazen de iki kitap verdi. Anlatım gittikçe büyüdü. Bir iki cümle ile başlayan anlatımlar (cevaplar), gittikçe paragrafa, sayfalara yayıldı. Ve en güzel edebî zevki almaya başladım.

Davar Peşinde Kitap Okudum

Hatta yaz tatilinde bile haftada bir Denizli’ye gelip “Öğretmenler Lokali”nde kendisini bulup değişik biçim ve yapıda ödevler aldım. Koyunları, bir arkadaşa iki günlüğüne emanet bırakıp ödev almaya gelirdim. Bu gelip gitmeler de oldukça zordu. Önce köye ineceğim, köyden Kızılhisar’a kadar 4 saat yaya yürüyeceğim ve sonra bir kamyon, cip veya otobüs ne denk gelirse Denizli’ye gelip ödevimi öğretmene göstereceğim, emanet kitabı teslim edip yenisini alacağım. Ve tekrar Denizli’nin Acıpayam yolu çıkışına gelip herhangi bir araca binip tekrar Kızılhisar’a oradan 4 saat yaya yürüyüp köye varacağım. İş bitmiyor, çoban kıyafetlerine bürünüp dağın yolunu tutacağım. Koyunlar gündüz yattıkları için kitapları gündüz rahat okuyabiliyordum. Ama bazen keçi çobanlığı da oluyordu. O zaman gündüz kitap okuyamıyordum. Bu sefer geceleyin çadırın önüne bir meydan ateşi yakıp alevlerin müsaade ettiği nispette kitap okuyordum. O yıl sınıfı geçemedim. Ertesi yıl ancak geçerli notlar alabildim. İkinci yıl hemen hemen hiç sayısal çalışmadım. Çünkü önceki yıl gördüğümüz derslerin aynısını tekrar ediyorduk. Benim için ilginç olan bir iki nokta olursa onlarla ilgili notlar alıyordum. Ama asıl gayretim edebiyat ve tarihti. Anlatımda kazandığım becerinin verdiği güvenle hemen her şeyi okuyor, hemen her okuduğum eserin kısa bir özetini çıkarıyordum. Önceleri basit çekimli fiillerle kurulu kısa cümleler halinde özetlerken sonradan cümlelerimde fiilimsiler yer almaya, cümlelerim uzamaya ve daha güzel anlatımlara büründü. Bir gün yazdığımı, iki üç gün sonra gözden geçiriyor. Beğenmediğim yerleri değiştiriyor, yine de beğenmezsem o kâğıtları yırtıyor ve yeniden yazıyordum. Ta ki beğenene kadar. Böylece Edebiyat ve Edebiyat tarihi dersleri de zevkle izlediğim dersler arasına katıldı. Koca Mektep adını verdiğimiz Denizli Lisesinin nerede ise Halk kütüphanesi kadar büyük kütüphanesine girer yarım günümü orada geçirirdim. O zamanlar sabahçı / öğleci adı verilen çift öğretim yapılıyordu. Sabahçı olursam öğleden sonra, öğleci olursam sabahtan kütüphanede olurdum. Hafta sonları ise Halk Kütüphanesinin müdavimlerindendim.

Devam edecek.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yaşar Çağbayır - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.