Tefekkür - İnsan ve imtihan dünyası

   Varlıkla, yokluk arasında bir uçtan bir uca gidip gelen insan. Tereddütler, ürpertiler, korkular, ümitler içinde heyecanla yaşayan insan. Sevgi, nefret, haz, hız, naz ve ihtiras koşturan insan. Bunların hepsiyle yoğrulan, kendini arayan ve umduğunu bulamayan, yorulan ve hiçlikte boğulan insan. Öyle ki, aciz, muhtaç, fakrını ikrar eden, sonra güçlülüğüne inanan, kimseyi kâle almayan, takmayan ve inkâra sapıp, sonra da bir anda  varlık sahnesinden kaybolan insan. Geçmişe bakıp ürken, halde sürüngen ve istikbale ulaşıp kilitlenemeyen insan. İki arada bir derede, bugün var yarın nerede, kendini arayıp bulamadığı her yerde, gerçekte ve hayâlde, sahi nerde insan?  İnsan, seksen senelik ömrünün ne kadarında insan, kendine mâlik, iradesine müdrik, ben dediği nefsine sahip? Bunun idrakine galip mi? En onulmaz noktada, beklenmedik bir anda, ecel saatinin gonku vurduğun da ve son saatin âniden olduğun da, aklı  başına gelen insan. Durmaz dediği herşeyin birden bire durduğun da ve son noktanın konduğun da, kıyamet günü isimler okunduğunda ve insan gafletten uyandığın da. Evet, vakit geldiğinde görünmez bir rüzgâr eser, müthiş bir ses nefesleri keser, yer yarılır, gök üstüne çöker ve her şey biter. Bu gün gelmeden, özelliğini tam tespit edip saptayamadığın bir virüs çıkar, teknolojini durdurur, gül cemalini soldurur, saçını başını yoldurur. Zımnen bu çaresiz ânın da biri gelir sorar, ey insanoğlu sen nerdesin? Bakıyorum, özelliğini tam keşfedemediğin bir zerrenin (virüsün) karşısında pes etmektesin. Anladın mı bilmem, o çok küçüklerle, o çok büyükler karşısında durulmuyor. Görüyorsun! Biri ezer geçer, biri de içerden kaleyi feth eder gider.      

  Şu fani dünyada en güçlü kimdir desem ne dersin? En büyüklerle, en küçükler dermisin? Hiç sanmam, bir takım pozitif kafalara takılır gidersin. Sakın yanlış anlama, bilimi küçümsemiş değilim, uç noktalarından savrulup gidenlere akıl erdiremedim.   Güneş ışığına kendilerini o kadar kaptırmışlar ki, kâinattaki yıldızlar arası mesafeleri onunla ölçerken, gecenin karanlığına yakalanınca her şeyi inkâr ediyorlar. Bunların taptıkları bir tanrıları yok, takılıp arkasından gittikleri çok. Ama, aradıkları mutluluğu bir türlü bulamıyorlar. Neden mi, ölüm varya ölüm, her şeyi bozuyor, onun ortadan kalkması lâzım. Çaresi aranıyor, lâkin organ nakliyle ara biraz uzuyor, ümitvar olunuyor, ama ölümle ara açılıyor! Şükür ki bunların içinden bir gurup var çalışıyorlar ve bir gün gelecek çaresini bulacağız diyorlar. Nasıl olacak bu? Aslında onlarda tam olarak bilmiyorlar. Ölüm öldürülecek mi? Gerçi bu tanrı parçacığı aramaya benzemez. Neyse, oda fiyoskoyla neticelendi ya. Yazık o kadar masrafa, emeğe ve çabaya değmezdi, sadece Pagan’a gitselerdi iş tamamdı. Çünkü, geçmişten beri takip ettikleri yolun sonu buraya varıyordu. Ama, onlar ara istasyonlarda kalıp hep kaçak yaptılar. Çok çabuk unutuyorlar bütün yolların Roma’ya çıktığını. Aslında inatla diretmeye gerek yok, saklamayın açık edin lütfen, şifresini bulamadığınız ölüm size arada bir sinyal verip görünüp kayboluyor, siz ondan tedirginsiniz. Sen ölümden korkmuyormusun deyip, bırakın topu taca atmayı. Arada müthiş bir anlayış farkı var, ölüme nerden ve nasıl baktığınız önemli. Ha, ölüme bakıyorsunuz dedim, sanki görüyormuşuz gibi. Görsek, bilsek ve öğrensek nasıl bir şey, belki ortadan kaldırmanın bir çaresine bakacağız. Ama, ortada somut bir nesne yok, bir enerji, bir akım, bir dalga ve bir güç yok ekrana takılan, lâkin yine de ölüm var ve ahirete sevkiyatı devam ediyor. Bilim adamlarınca bir canlının nasıl öldüğü tarif ediliyor, mesela kâlp duruyor, organlar fonksiyonunu yitiriyor veya beyin çalışmıyor, sonuçta ölüm vuku buluyor. Tamam anladık, ortada ölü var görüyoruz, ama o ölüyü öldüren ölüm nerde, onu göremiyoruz. Enteresandır, şimdi artık ölüye öldü denmiyor “X” oldu deniyor. Neden acaba, ölüm ürpertici, korkutucu olduğundan mı, yoksa ölü veya ölüm adı kaba-saba bulunduğundan mı, ölümün adı değişti. Ne kadar adı değişsede ölüm ayni ölüm akıbet değişmiyor. Bence, bunun bir çaresi var, teknolojinin zirve yaptığı ve devenin iğne deliğinden geçtiği şu zaman da, kalp durmadan, organlar fonksiyonunu yitirmeden ve beyin çalışmasını sona erdirmeden işte tam o anda ölümü yakalamak! Şimdi böyle hassas ve dakik bir âlet icat etmek lâzım. Yoksa ölümü yakalamadan yapılacak hiçbir şey yok. Bunun dışında pozitif bilim tanrı parçacığı teorisini kurgulasın, tasavvufçu ilmi ledünden hikâye okuyadursun, felsefeci de tanrısız kâinatta dolaşadursun, ilim ve bilim tıkanmış tefekkür ufkunun fikir kanallarını açmıya dursun. Ama şu da önemli olan unutulmasın, sınava girmeyen öğrenci sınıf geçemez. Allah’tan sağlıklı ve virüssüz günler dileğiyle hoşça kalınız efendim.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Uluçay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.