Geçmişimden Kırık Dökük (9)

Devam...


Yıl, 1906 ilkbahar başları.

İdam Fermanının Çalınması

Okullar tatil olunca, Karahüyük’te istirahat ediyor, hasta diye etrafa duyurulur. Bir gün Yatağanlı barut kaçakçıları ile birlikte yola çıkar, Buldan’ın Akderbent köyünde kendisini Çakırcalı Mehmet Efenin adamı ve dayısı Hacı Mustafa köy bekçisi kılığıyla karşılar. Oradan alınarak Çakırcalı’nın huzuruna çıkarılır. Kendisine efe elbisesi ve silahları kuşatılarak, dağlarda kızanlık yapar. Bir yerde kıyafet değiştirerek trenle Menemen’e oradan da yaylı ile İzmir’e ulaşılır. Tabi bu yolculuk kızanlarca alınan güvenlik tedbirleri içinde hiç açık vermeden yapılmaktadır. Çakırcalı bir tüccar, Mustafa Reşid de tüccarın işlerini ayarlayan bir azınlık görünümündedir. Karşıyaka’dan Pasaport’a geçerken Reşid hep Fransızca ile gemilerin seferleri, nerelerde oldukları, nerelerden yük aldıklarını anlatır durur. Çakırcalı da anlıyormuş gibi ikide bir “VIYY, VIYY” der. Böylece Pasaport’a geçerler. Faytonlarla Vali Paşanın oğlu Said Paşanın Göztepe’deki köşküne varırlar. Çakırcalı’nın tehdidi ile Valinin çekmecesinde gizli olarak saklanan idam fermanı çalınır. Ve aynı yollarla Menemen’e dönülür. Çakırcalı zorla harçlık verir ve “Buradan doğru Kula’ya, oradan da görevinin başına, sıkışırsan haber et.” der. Mustafa Reşid trenle Alaşehir’e oradan da yaya olarak Kula’ya varır. Annesi ve akrabalarıyla bir bayram havası içinde kucaklaşırlar. Birkaç gün Kula’da kalır ve Acıpayam’a döner. Artık özgür bir ortaokul matematik öğretmeni olarak Acıpayam’dadır.

Sıra Geldi Olayın İkinci Adamı Ali Vehbi Hoca’ya

Ali Vehbi Hoca (Aykota) Karahüyüklüdür. Tüccar Emin Ağanın oğludur.  Selanik , 1881 (H 1299 / R 1297)  doğumludur. Dört erkek kardeştirler. Kardeşlerden diğerlerinin adları Osman, Hüseyin ve Kâmil’dir.  Emin Ağa tüccar olması dolayısıyla oldukça ileri görüşlü olup dünya ahvalini bilir, tanır ve geleceği düşünen birisidir. Üstelik sık sık ata diyarı olan Selanik’e gidip geldiğinden oralarda başlayan Türkçülük ülküsünden ve modern eğitim öğretimden büyük ölçüde haberdardır. En büyük oğlu olan Ali Vehbi’yi okula gönderdi. O zamanlar köylerinde okul olmadığı için küçük Ali Vehbi, Acıpayam’daki ilkokulda (iptidai) okudu. İlkokulu bitirince yine buradaki ortaokula (rüşdiye) devam etti. Liseyi (idadi / sultani) ise Denizli’de okudu. Liseyi bitirdikten sonra Selanik’teki Ziraat Mektebine gitmek istedi. Uzak olduğu için annesi razı olmayınca Yatağan Medresesinde dinî bilimler okudu. Buradaki hocalardan Arif Hocanın “Kur’an yalnız ahiret azabından kurtulmak için tavsiyelerde bulunmakla kalmaz, muhakkak beşeriyetin ilim ve tecrübesine dayanan bir bilgi kaynağı hâlindedir.... İnsanlığın daha derin tefekkür ve şuurla varlık hâline gelebilmesi tabiat kuvvetlerinden faydalanarak insanca yaşayabilmesi ve ancak bu dünyada iyi ve dürüst, akıl ve iradeye uygun bir hayat sürmesiyle mümkündür. ... Kur’anımız sadece takva yolu, abidlik, zahitlik ile insanı Allah’a eriştiren manevi vasıtalarla meşgul olmaz. Aynı zamanda daha geniş olarak içinde yaşadığımız dünyaya ait meselelerle ve insanların birbirlerine olan alaka ve münesebetleriyle de meşguldür. Adli, idari, ve askerî teşekküller, sulh ve harpler, aile hukuku ve miraslar, hazine gelir ve borçları, içtimai ve siyasi işlerle birlikte yetimlere, yoksullara bakmak, zekat ve sadaka vermek, hacca gidip tavaf ziyareti yapmak, memlekette kamu yararına cami, çeşme, yol, kütüphane, köprü ve minare gibi ölmez eserler kurmak suretiyle insanlığın birlik ve uyumuna, huzur ve saadetine hizmet eden düsturlarıyla hatta hayvaları bile esirgemekle mükellef kılan birçok dünya işleriyle alakalıdır..” (s.134-135) benzeri telkinleri Ali Vehbi’de yeni ufuklar açar. Zaten buna benzer öğütleri ilkokul öğretmeni Aydınlı Hafız Mustafa’dan da dinlemiş, zihninde yer etmiştir. İlkokul öğretmeni şöyle der: “Tamamiyle ihmale uğramış olan köylümüzü uyandıracak, gerçeği anlatacak, ruhları okşayacak, maarif hizmetlerine sevkedecek mahalli önderler lazım. Bu önderler, mektep görmüş aynı zamanda medrese tahsili yapmış okuma ile yazmayı benliğinde birleştirmiş sizler gibi uyanık kişiler olacak, çarıkları çekerek, tabanları yağlayacak, köy köy dolaşacak, halkın anlayacağı bir dil kullanıp onları okşaya okşaya sağlık, tarım, ekonomi ve ahlaki mevzuların din ile olan alakasını anlatacak, mimberde hitabet, kürsüde vaaz, ayakta halk topluluklarına konferanslar verecek, aşılayacağı yeni bilimlerle gelişme, yükselme ve ilerlemeye doğru arzu ve iştiyaklarını uyandıracak, manevi şahsiyetlerinde maarifin (eğitimin) lüzum ve ehemmiyet derecesini yerleştirmek suretiyle...” (s.139) Devam edecek

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yaşar Çağbayır - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.