Geçmişimden Kırık Dökük (10)

Devam...

En son başkalarının duymasını istemeyerek Ali Vehbi’nin kulağına eğilerek yavaşça,

Arap olmak isteyen Urbana gitsin,

Acem olmak isteyen Ucmane,

Frenk olmak isteyen Frengistane gitsin;

Biz Türk’ü bize Türklük gerektir.

Türkçe okuyalım, evvela kendimizi bilelim... (S. 139, 20 Eylül 1322 / 3 Ekim 1906)  der.

İkokul öğretmeni Aydınlı Hafız Mustafa ile Hafız Mehmet Hulusi Efendinin bu ve buna benzer pek çok uyarıları, aydınlatmaları Denizli İdadisi Farsça öğretmeni Darıverenli İsmail Efendinin uyarılarıyla örtüşmektedir. 

Yeri gelmişken aynı türden bir konudan da söz etmem gerekiyor. Zamanını kesin olarak bilmiyorum ama 70’li yıllarda olmalı. Türkiye’ye Sovyetler Birliğine dâhil diye diğer Türklere ait gazete, dergi, kitap vb. girmiyordu. Ancak Avrupa’da özellikle Almanya’da çalışan işçiler vasıtası ile Kril alfabesi ile yazılmış Türkçe dergileri edinip okuyabiliyordum. Bu sırada 1938’de idam edilmiş bulunan Türkistan’ın aydın yazarlarından Süleyman Çolpan’ın Özbek Türkçesi ile yazılmış bir hikâyesini okumuştum. Hikâyenin kahramanı doktorun, çocukluk ve eğitim serüveni anlatılır. Çocuk babası ile bir yere giderken kumar oynayan birkaç kişi kavga eder. Baba ayırmak için araya girer. Kavgacılar babayı öldürür, çocuğu yaralar. Çocuk, katillerden birkaçını tanımıştır. Babasının cesedini defnettikten sonra şikayetten vaz geçer. Şöyle düşünür: “Bunlar cahil olmasalardı, kumar oynamazlar, kavga etmezler ve babamı öldürmezlerdi. Şu hâlde kabahat bunlarda değil, cehalette.” diye düşünür. Ve bu adamları şikayet etmek yerine cahilliği yenmek için okuması gerektiğini düşünür. Uzatmayalım, Bakü’ye gelir, okur; yurt dışına gider. Uzman bir doktor olarak memleketine döner. Eğitim için vakıflar kurar, okullar yaptırmak ister fakat yönetimden izin alamaz. Ama başka yollarla halkı aydınlatmaya, cahillikten kurtarmaya çalışır. Bu hikâyenin yazıldığı  tarih 1914’tür. Yani bizim kahramanlarımız olan Ali Vehbi ve Mustafa Reşad’ın girişimlerinden birkaç yıl sonra. Demek ki Türk dünyasının kendini bulması için modern eğitime adım atması gerektiği bütün Türk coğrafyasında gündemde imiş.

Burada şunu da belirtelim ki o sıralar Yatağan Büyük Medresenin 1000 civarında talebesi vardır.

Yatağan Büyük Medresesinde aynı odayı paylaştığı Tavas’ın Vakıf köyünden Ömer Efendi ile birlikte 1319 / 1903 yılında Acıpayam Küçük Hafız medresesine naklederler. Burada dört yıl okuduktan sonra icazet (diploma) alarak ayrılır. (1907)

Mustafa Reşid ile tanışması işte bu medreseye devamının üçüncü senesinde (1906) olur. (Bu konuyu yukarıda anlatmıştık.)

Yüreğil’de Yeni Usul Eğitim Kurumu Açma Çalışmaları

Bu okulun fikir babası olan Acıpayam Rüşdiyesi matematik öğretmeni Mustafa Reşid, 1322-1323 (1906-1907) öğretim yılı sonunda yanına Ali Vehbi’yi de alarak Acıpayam köylerini gezmeye çıkar. Gireniz, Darıveren, Yazır’dan dolaşarak Kayser (Yeşilyuva) ve Yatağan’a kadar gezerler, incelemelerde bulunurlar. Köylünün durumunu, haletiruhiyesini inceleme ve tanıma fırsatını bulurlar. Sağlam zemine basmaları gerekmektedir. Yoksa düşünceleri / hayalleri havada kalacak, emekleri boşa gidecektir. Burada şunu da belirtelim ki Ali Vehbi, arkadaşının ne yapmak istediğini açıkça bilmemektedir. Fikir olarak halkın, köylünün aydınlatılması, dinî eğitimin yanında fen, sosyal ve tarımsal bilgilerin eğitiminin yapılması gerektiğinin her ikisi de idrakindedirler. Acıpayam’a dönüşünden birkaç  gün sonra İzmir’e gider. (Bunları ayrıntılı olarak bahsetmekten maksadımız, ileride yapacakları çalışmaların şeklini, özünü belirlemek içindir.)

Mustafa Reşid’in İzmir’de ne yaptığını, kimlerle istişarede bulunduğunu bilemiyoruz. Muhtemeldir ki kurmak istediği yeni tarz eğitim veren bir okulun nasıl olması gerektiği konusunda bazı okul, kurum ve kuruluşlarla irtibata geçtiği sanılmaktadır. İzmir’den 8 Ağustos 1323’te (21 Ağustos 1907) döner. Doğruca Yüreğil’e gelir. Acıpayam Müftüsü Yüreğilli Hasan Hilmi (Tokcan)’dır. Bu zat, daha önceleri mebusluk da yapmıştır. Ve Mustafa Reşid’le fikir birliği hâlindedirler. Bu yüzden o günlerde Yüreğil’de bulunan Müftünün yanına gider. Müftü ile uzun uzun yapılacak okul hakkında konuşurlar, görüşürler. Okulun kısa sürede yapılması için karara varırlar. Okulun planını çizer, arsasını tespit ederler. Bu konuşmayı izleyen Yüreğilliler de harmanlar kalkar kalkmaz hemen inşaata başlamayı taahhüt ederler.    Devam edecek

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yaşar Çağbayır - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.