Geçmişimden Kırık Dökük (13)

Devam... Ali Vehbi Yüreğil Okulu Öğretmeni Oluyor Ali Vehbi, bu sıralarda daha medrese öğrenimine devam etmektedir. Bir gece ilkokul öğretmeni Aydınlı...

Devam...

Ali Vehbi Yüreğil Okulu Öğretmeni Oluyor

Ali Vehbi, bu sıralarda daha medrese öğrenimine devam etmektedir. Bir gece ilkokul öğretmeni Aydınlı Hafız Mustafa ziyaretine gelir. Köylülerin mektup okutacak bir kimseyi bulamadıkları konusunda bir olayı anlatan hoca, bu durumun hiç iç açıcı olmadığını ifade eder. Bu sohbet sonrasında Ali Vehbi, hocasına Yüreğil’de yeni usulde bir okul açmaya teşebbüs ettiklerini, inşaat biter bitmez öğretmenliğe başlayacağını söyler. Bunun üzerine Aydınlı Hafız Mustafa Hoca şöyle der:

-”Bu teşebbüsünüzün, katmerli bir cehalet içinde yüzen saf ve temiz köylümüzün marifet nuru ile aydınlanmasına yarayacak ilk adım olacağı için sizi tebrik eder, Ulu Tanrı’dan muvaffakiyetler dilerim.”

Ali Vehbi Öğretmenlik Sınavına Giriyor

Ali Vehbi hocanın bu sınavıyla ilgili bilgileri kendi kaleminden okuyalım: “Bir mektepte resmen muallimlik (öğretmenlik) yapabilmek için ya muallim mektebi (öğretmen okulu) şehadetnamesi (diploma) veya ona muadil (denk) bir ehliyetnameyi (uzmanlık belgesi) haiz olmak (taşımak) kanun iktizası (gereği) imiş. İdadi şehadetnamesi (lise diploması) ve medrese icazetnamesi (yetki belgesi) ancak tahsil (öğrenim) derecesini gösteren birer vesika (belge) mahiyetinde olup muallimlik (öğretmenlik) için kâfi (yeterli) değilmiş. Bunu öğrendikten sonra usulen bir istida (dilekçe) ile kaymakamlığa müracaat ettim (başvurdum). Müftü ve İdare Meclis azaları (İlçe idare kurulu) huzurlarıyla suretimahsusada (özel olarak) mümeyyiz (ayırtman) olarak davet edilmiş (çağrılmış) iki memurdan müteşekkil (oluşan) imtihan komisyonu kurulmuş, ben kaymakamlık makamına girdim. Hazırlanmış olan sandalyeye oturdum.

İlk defa bir Kur’an okutup tecvid kaideleri üzerinde durduktan sonra din derslerine geçerek uzunca boylu sorular sordular. Müteakiben (ardından) hesaba geçerek bir tenasüp (orantı), bir de faiz meselesi (problemi) hallettirdiler (çözdürdüler). Ayrıca Osmanlı İmparatorluğu kuruluşuna dair tarih ve memleketimizde kaç vilayet ve müstakil sancak olduğuna dair coğrafya bilgilerimi yokladıktan sonra imtihanımızın sona erdiği kaymakam bey tarafından tebliğ edildi (bildirildi).

Bir gün sonra pekiyi derece ile vasıflandırılan ehliyetnamemi (yeterlik belgesi), bir de tercümeihâl (öz geçmiş) varakası (belgesi) doldurulup eklenmek suretiyle makama sunuldu. Maarif Nezaretince (Eğitim Bakanlığı) tasdik edilmek üzere İzmir Maarif Müdürlüğüne yollanmış ve bu suretle ben de muallimliği kendime meslek edinmiş oldum. (19 İkinci Teşrin 1323 / 2 Aralık 1907)”

Kaymakamın Teklifi

Bu olaydan birkaç gün sonra kaymakam kendisini çağırarak devlet dairelerinden birine memur olarak verebileceğini, memurların maaş ve geçim bakımandan rahat içinde olduklarını; oysa köylerde böyle bir rahatı hiç bulamayacağı, sıkıntı çekeceği yolundaki tekliflerini usulü dairesinde reddeder. Kaymakamın, Mustafa Reşid’le Ali Vehbi’nin planlarından haberi yoktur.

Mustafa Reşid, bu arada derslerine muntazam olarak devam etmekte, hafta tatili olan cuma günleri yaya olarak Yüreğil’e gidip çalışmaları yakından takip etmekte ve akşama tekrar Acıpayam’a dönmektedir.

İdealist Bir Öğretmenin Fikirleri

Bu arada Ali Vehbi’nin,  uzakta olması mümkün değil, belki Karahüyük’te olabilir ama Mustafa Reşid’den aldığı mektuptan bahseder. Mektubu alan ve yazanın nerede olduğu önemli değil, önemli olan köylünün aydınlatılması gereğidir. Bunu mektubundaki şu can alıcı ifadelerden anlayabiliyoruz: “Cahil, kaba, ahmak, miskin, serseri, haylaz, beceriksiz, uyuşuk, aptal, sersem, mıymıntı, savulyort, andavallı, kirli, pis, bitli, kepaze, mankafa gibi çirkin vasıflar her zaman ve her yerde köylüye isnat olunmaktadır. Şayan-ı hayrettir ki bu halk kütlesi meşakkat ve zahmete katlanmakta tahammülün en yüksek derecesine ulaşmıştır... Filvaki, bir memleket ahalisinin büyük bir kısmının böyle kabalık ve cehalet içinde kalmasına tahammül etmek abestir. Esasen kardeşlik ve hukuki müsavatın (eşitlik) bir icabı olan ‘Hepimiz her birimiz, her birimiz hepimize bağlı’ bir kütle olduğumuzdan köylümüzü tenkit ve tezyif etmek günahtır. Bunları maarif nuruyla ışıklandırmak, mesnet, izzet ve servet sahibi olanların hatırından bile geçmez.Halbuki köylünün maariften mahrum bırakılması bir cinayettir.” (s. 271)

“Arslan yapılı, saf yürekli köylümüz maarif yoluyla talim ve terbiye görmüş olsaydı bunlar her biri memleket için birer kuvvet unsuru, kudret kaynağı, insaniyet meşheri olabilirdi ve muhakkak olacaklardır. Damarlarında asalet, ruhlarında salabet vardır.” (s. 271)

“Aziz kardeşim A. Vehbi Bey, bizim gibi düşünen, memleketimizin diğer köşe ve bucaklarında da bu lüzum ve ihtiyacı idrak eden hakiki vatanseverlerin bulunduğuna hiç şüphem yoktur. Dimağında ilim, vicdanında inan, kalbinde aşk  ve heyecan olan her Türk böyle düşünecektir.” (s. 272)

Amaç Sadece Kendini Kurtarmak Olmamalı

Mustafa Reşad, mektubunda şöyle devam eder: “Bir âbid gece gündüz ibadet eder: Dünya metaına (malına, servetine) göz yummuş köşeye çekilmiştir. Bunun faydası kendisine... Bir derviş gece gündüz hu çeker. Varsa faydası kendisine. Bir memur dairesinde muayyen saatlerde çalışmaktadır. Vazife aşkıyla değil, şahsi menfaat kasdıyla hareket eden memur da böyledir. Nevişahsına münhasır olan bu çalışmalarda millî bir ideal bahismevzuu olmadığından bu gibiler millî mücahit mevkiini alamazlar.

Bir çiftçi tarlasında, bir sanatkâr atölyesinde, bir tüccar mağazasında, bir tacir pazar yerinde mevsim farkı gözetmeksizin çalışır ve çabalar. Bunun faydası hem kendilerine ve hem de başkalarına dokunur.

Yalnız, hayatta kendini ve menfaatını feda edip de insanlığa yararlı olmak için tutulacak mücadele yolu nedir bilir misin?

Feragat, fedakârlık ve vefakârlık...

İşte bizim yürüyüş yolumuz bu olacaktır. Herkes hayatta kazanmak için çalışır. Lakin talih herkese yâr olmaz. Feragat içinde kendisini feda edip de başkalarına faydalı olmaya azmeden mücahitler ise esasen talihten bir şey beklemez. Siz de varlığınızı mektebe, bilginizi çocuklara hasrederek talihinize küseceksiniz. İkbal gözetmeyeceksiniz. Darlık ve zorluk karşısında sabır ve tahammül düsturunuz olacaktır. Çünkü feragatin icabı Allah rızasını tahsilden ibarettir. Bunun mükâfatı ise ebedî saadete tekeffül eden manevi huzurdur.” (12 Sonkânun 1323 / 25 Ocak 1908) (s. 272)         Devam edecek...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yaşar Çağbayır - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.