TEFEKKÜR - ANLAŞILMAZLIKLARI ANLAMA SERÜVENİ

İnsan benlik dünyasında, kimlik problemi ve kişilik oluşumu ıspatı yaşar. Bu durum aklı erdiğinden ve ihtiyaçlarını idrak ettiğinden itibaren maceralı bir yolculukla başlar. Bu yolda gördükleri, duydukları, hayal kurup düşündükleri, zihninde bir takım sorular oluşturur. Nerden geldim, neden geldim, ben kimim, nereye gidiyorum diyerek bu soruların cevaplarını, arar, düşünür ve bu serüven bir dönem devam eder. Çünkü, buraya kadar çok şeyler öğrenir, tatmin edici cevaplar alıp-almadığına bakar. Herkes bir şeyler söylemiş, cevaplar birbirini tutmuyor, izahlar, tarifler ve yorumlar hepsi farklı farklı. İlimci ayrı, bilimci ayrı, felsefeci ayrı, dincisi ayrı, dinsizi ayrı, tasavvufçusu ayrı, kosmos-pagancısı ayrı, fizik, metafizik, sanat ve müzikçisi ayrı, bunların içinden hangisi doğru? Hiç birinin reddi mümkün değil, ama aradığı soruya da hiç biri tam cevap değil. Ya, ne olacak? Boş ver deyip arayışı bıracak mı, yoksa birine takılıp kalacak mı? Gerçekçi bir arayışçı ise, duramaz, bırakamaz ve arayışına devam eder, çünkü aradıklarının mutlaka bir cevabı vardır. Kâinatta bir kaos, düzensizlik ve bir hercü-merc yok, herşey fıtratındaki yazılıma göre, ortamında bir oluşuma geçiyor, biçimleniyor, serpilip gelişiyor, sürecini doldurunca tohumunu/çekirdeğini bırakıp, özüne dönüyor kayboluyor. Ama, işleyen bir sistem ve bu sistemde bir nizam ve intizam var, her şey tıkır tıkır bir çerçeve içinde yasalarına uygun, ölçülerine sadakatle, anlamına ve amacına yönelik yaşamını sürdürüyor. Yani, kâinatta başıboş dolaşan hiçbir şey yok.

            İnsan kendisiyle ilgili sorularının cevabını, kendisine o arayış ve soruşturma özelliğini verenden öğrenecek. Planlı, programlı bir sistemin bir sanii, ustası olduğuna göre, insanın kendisi de en azından böyle bir sistematik yapıya sahip, o zaman kendisinin de bir ustası, sanii var demektir. İşte O da insana özel mesajıyla bütün soruları cevaplıyor. İnsan suresinin ilk ayetinde kim olduğunu, nerden geldiğini bildiriyor. İlk hâliyle adı, sanı olmayan, anılıp, tanınan biri olmadığını, bu hâlinden insana tekamül ettirip, bir anadan bir babadan anlı-şanlı bir varlık haline getirdiğini bildiriyor. Diğer yaratıklardan farklı konumda ve potansiyelde ve en güzel bir biçimde canlılar dünyasına Tin suresinin 2. Ayetile kazandırıldığını öğreniyoruz. Bakara suresinin 30. Ayetinde de bu dünyaya halife olarak görevlendirildiği bildiriliyor. Bu anlamda yaratılış ve donatılış  amacının da, Zariyat suresi 56. Ayetinde yaratıcısına kullluk etmek, yani bu dünyaya getirilişi, getirene itaat edip kulluk yapmaktır. İşte, insan için o en temel soruların, en temel cevapları da bunlardır. Sonuç; bundan sonra ne olacak? Her yaratığın, yaratılış anlam ve amacına uygun yaşam süresinin bir sonu olduğuna göre, insanın da ömrünün bir sonu var. Bunu da yaratıcı, insanın diliyle şöyle ifade ediyor. Bakara suresi 156. Ayette “Allah’tan geldik Allah’a dönüyoruz.” Çünkü, insanı yaratan, önemli ve özel niteliklerle donatan biri var. O insana bir görev ve sorumluluk vermiş, sonuçta bunların hepsinden hesaba çekilmek için huzuruna gideceğimiz Yüce Allah vardır.

Şimdi, insan kendisini bütün bunların dışında kabul eder ve özelliklerine istinat ve dayanak aramaya kalkarsa, kendi-kendine işi zora koşmuş olur. Aklını, zihnini ve düşüncesini meşgul eden ve zorlayan o ifade ettiğimiz sorulara cevaplar bulmakta çaresiz kalır. Çünkü, yaratılışından kaynaklanan kendisine bir sığınak ve sıkıştığın da iltica edecek bir durak bulmak zorundadır. Ona dayansın, güvensin, huzura ersin ve rahatlasın. Bu nedenle, mutlaka böyle bir melce ve güvenceye kendisini atması gerekmektedir. Bilime gider, birçok meseleyi akıl kabul eder, mantık onaylar, ama ruh isyanda, organlar yıpranmış, vücut çökmüş, bu anda mutluluk verecek, acı, sızı ve halsizlik bedeni sarmış, rahat nefes alacak, gözler parlayacak, gönül ferahlayacak bir şey lâzım! Bilim noktayı koymuş, lâkin can bedende, kalp ritmi ağır da olsa hareket halinde, nefesler sık sık birbirini takip etmekte, ama sığınılacak merci ortada ve ufukta gözükmüyor. Bu duruma falsefe tezler üretmekte, lâkin anti-teze ulaşacak huzur ve güven verememekte. Kosmos ise katı ve donuk bakışlarıyla ruhu uçsuz karanlıklara çekmekte. Sen ise çaresiz bakışlarında çevrendeki mahsun yüzlere bakıp ümitsizlik devşirmektesin. Neden? sorularının Cenneti yok, hatta yeni bir yaşamı gösteren çok kötü de olsa bir cehennemin bile yok. Allah’ım bizi bu duruma düşenlerden eyleme. Kulluğumuzu kabul et ve rızana nail eyle. En derin muhabbetlerimle.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Uluçay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.