Geçmişimden Kırık Dökük (18 )

Devam...

Bursa Eğitim Yılları

Burada okumak üzere gönderilişimin kökenleri mevzuunu bir tarafa bırakalım. Yüksek öğrenim gördüğüm Bursa Eğitim Enstitüsü yıllarına dönelim.

Bursa Eğitim Enstitüsü Yolu Göründü

Sınavdan döndükten bir hafta veya on gün kadar sonra gelen telgrafta sınavı kazandığım, kayıt için gerekli evraklar ve süre belirtiliyordu. Diplomalar henüz hazır olmadığı için okuldan bir mezuniyet yazısı almıştım. Gerekli olan önemli bir kâğıt da sağlık kurulu raporu idi. Bu iş için Denizli’ye indim. O zaman için bölgenin en büyük hastanesi olan Denizli Hastanesine giderek gerekli başvuruyu yaptım. Polikliniklere, laboratuvarlara girip çıkmaya başladım. Bütün muayene işlerini bitirdim. Benim gibi pek çok arkadaş vardı. Her biri ile neredeyse eski birer dost olmuştuk. Bu arada Bursa Eğitimi kazanan 13 kişiyi de tanımış oldum. Bu arkadaşlardan birisi de Aşağı Karaçay’dan Talat İlhan idi.  Talat’la eskiden de tanışıklığımız vardı. Muayene ve laboratuvar tetkiklerini tamamladık. Sanırsam cuma günü heyet toplanıp raporlarımızı imzalayacaklardı. Ama o gün bir veya birkaç belediye zabıtasını halktan birileri saçmalı tüfekle yaralamış. Onlar acilen hastaneye gelince doktorların çoğu acilde yaralının başına toplandığı için bizim raporlar imzalanamadı. Kayıt süresi de bitmek üzereydi. Hastane yönetimine başvurduk. Durumu anlattık. Bize Bursa Eğitim’e gidecek olanların listesini yaparak okul müdürlüğüne bir yazı yazdılar. Olağanüstü durum ortaya çıktığı için raporların imzalanması geciktiğini, daha sonra imzalanarak gönderileceğini yazdılar. Bizden bir arkadaşımız geriye kaldı, onun diğer evraklarını da alarak hemen yola çıktık. Kayıt süresinin son günü Bursa Eğitim Enstitüsünün Sosyal Meskenler ile Duaçınarı arasındaki yeni binasına vardık. Kaydımızı yaptırdık. Raporlar da birkaç gün sonra geldi. Taşınma aşamasında olduğu için bize kayıttan sonra bir hafta izin verdiler. Yatakhanede yattık, yemekhanede yedik ve Bursa’yı adım adım gezdik.

Kayıt sırasında sınav heyetindeki müdür yardımcısı bayan yine benim saç rengime takıldı. “Ne yaptın o kızıl saçları?” Ben “Berbere lazım olmuş, ona bıraktım.” diye latife yaptım. Tabii ki öğretmen beni tanıdığını ima etmek istemişti. Ve arkasından “Senin kadar, içi dışı bir, birini daha görmedim.” demişti. Bununla, sınavdaki soruların bazılarına “Bilmiyorum.” diye açıkça cevap verdiğimi kasdetmişti. Arkasından başarılar diledi ve “İnsan, ne bildiğini ve ne bilmediğini iyi bilmeli.” diye gülümseyerek öğüt vermişti.

Eğitim Enstitüsü Yılları

Türkçe sınıfı olarak 35 arkadaştık. Çoğunluğu öğretmen okulu çıkışlı idi. Bu arkadaşların bir kısmı birkaç yıl öğretmenlik yapmış bir iki tanesi de öğretmen okulundan yeni mezun olmuştu. Ağabey dediğimiz öğretmenlikten öğrenciliğe gelmiş olanlar, zaman zaman bizim lise veya öğretmen okulu sıralarından getirdiğimiz çocukça hareket veya gençlik şamatalarına kaş kaldırarak sınıf ortamını bozmamamız gerektiğini ikaz ederlerdi. Onlar öğretmenlik yaptıkları için sınıf düzeninin nasıl sağlanması gerektiğini de iyi biliyorlardı. Öğretmenlerimizden öğrenemediklerimizi onlardan öğrendik, olumlu davranışlar edindik. Bu sırada en çok sıkıntı çekenler nişanlı olanlar ve evli olanlardı. Evli olanlardan okula giden çocukları olanlar bile vardı.

Dersler, hoşuma gitmişti. Edebiyat konularını lisede iyice sindirdiğim için buradakiler biraz daha ayrıntıya inmesine rağmen gayet iyi kavrıyordum. Eğer, bildiklerimden farklı bilgiler varsa not alıyordum. Benim notlarım çok kısa olurdu. Ama arkadaşların çoğu öğretmenin ağzından çıktığı gibi not tutmak isterler, bu yüzden öğretmene sıksık tekrar ettirirlerdi. Bazı öğretmenler de bu düzene alıştıkları için yavaş yavaş anlatırlar, not tutan arkadaşların hızına göre ayarlarlardı, anlatacaklarını. Onların not tutma usulü motamot yazmak, benimkisi ise çoğu yerde kısaltma, sembol veya çizgilerle kısaca yazmaktı. Bu yüzden diğer arkadaşların her ders için birer defteri vardı. Benim ise oldukça çok sayfalı (150 sayfa filan)  büyük boy bir defterim vardı. Bu defteri ajanda veya günük gibi tutmuştum. Bir günün dersleri birbirini takip ederdi. Her ders bittikten sonra bir çizgi çeker altına yeni dersin adını ve işlenen konuyu yazardım. En çok yazdığım Divan Edebiyatına ait metinlerdi. Bu metinleri sol sayfaya, bilemediğim kelimelerin oklarla gösterek karşı sayfaya anlamını yazardım. Arkadaşlarım beyitlerin çevirilerini öğretmenden duydukları gibi yazarlardı. Bunda da ben eğer bir çağrışım yaptırdığı olay, hikâye veya kahraman varsa onunla ilgili kısa anlatımı da eklerdim.   Devam edecek...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yaşar Çağbayır - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.