Geçmişimden Kırık Dökük (20 )

Devam  Yine okul hayatından uzaklaştık.  Derslik ve idare binası tek, yemekhane ve yatakhane kısmı ayrı iki bina idi. Yatakhanedeki koğuşlar 14 kişili...

Devam 

Yine okul hayatından uzaklaştık. 

Derslik ve idare binası tek, yemekhane ve yatakhane kısmı ayrı iki bina idi. Yatakhanedeki koğuşlar 14 kişilikti. Çift kat metal ranzalardı. Biz Denizli’den liste ile gittiğimiz için art arda kaydolmuştuk. Bu yüzden bizim koğuşta sekiz Denizlili idik. Ve hemşehrilik dayanışması ile sözümüzü geçiriyorduk. Koğuşun dayısı bendim. Çünkü en iri yarılarıydım. 

Okula başladığımızın ikinci veya üçüncü haftasında bize harçlık verdiler, 400 lira. Bu para bizim kıyafet paramızmış. Benim lise son sınıfta edindiğim elbise daha yeni idi. Elbise almadım. Yaza kadar harçlık edindim. Tabi bu arada memleketten, babamdan da ayda elli lira harçlık geliyordu.

Birinci yıl sene sonu sınavlarını verdikten sonra köye döndüm. Yabancı dilden bütünlemeye kaldığım için, eylül başında Bursa’ya geldim. Sınavlar bittikten sonra bir daha geri gitmedim.

Ertesi yıl bizim okul üç yıla çıkarıldı. Bizden sonra gelenler üç yıl okudu. Ama biz eski statüye göre iki yılda mezun olduk.

Tarihle Başım Dertte

Tarih dersleri benim için işkence oluyordu. Lisedeki gibi sıkıntı çekiyordum. Bir ara tarih öğretmenimiz değişti. Lütfi Baba dediğimiz Lütfi Ernur, tarihî olayları sosyal, ekonomik ve kültürel olaylarla beraber götürüyor, dersi ilgi çekici hâle getiriyordu. Bu sefer ben tarihi sevmeye başladım. Bir ders içinde nadiren bir tane savaş geçiyordu. Neyse bu hoca Türk tarihini Oğuz Kağan’dan (Mete ile bağlantı kurarak) itibaren çok şahane işledi. Ben, bu ders sayesinde “Kim olduğumuz, kimliğimizi, kültürümüzü” tanımış oldum. 

Babamın tarlada, bahçede, yolda bana anlatmak istediği duygu ve düşüncelerin menbaını burada buldum. Dünyaya bakış açım tamamen değişti. O zamana kadar, Anadolu dışındaki Türk varlığının farkında değildim. Varsa yoksa İslami duyguların etkisi ile Arap hayranlığına meyyaldim. Ama Türklerin İslamiyete hizmetlerini idrak edince kendimce bir başka yola, yöne kaydım. Evet Müslümandım, ama Arap değildim. Arap da bir milletti. Biz ise başka millet. Müslüman olmak, Araplaşmak olmamalıydı. Oysaki Müslümanlık ile Araplık ya özdeşleştirilmiş, ya da karıştırılmıştı. Necip ırk diye bir şeyin olmadığını, Kur’an meallerini okuyunca anlamaya başladım. Bunlar o zaman için benim zihnimde oluşan fikir kırıntıları idi. Lütfi  Bey hocanın bahsettiği eski Türk yasalarındaki birkaç nokta beni çarpmıştı. Bunlardan biri, Türk toplumunda hırsızlık ve fuhuş yoktu. Bunların cezası ölümdü. Ayrıca alışverişlerde senet veya satış sözleşmesi yapılırmış. Herkes elindeki malın kaynağını, geçmişini ispat etmek için buna mecburmuş. Ve en önemlisi Tek Tanrı’ya inanırlarmış. Bu da beni Hz. Peygamberden önceki peygamberlerin varlığına doğru yönlendirdi. Okuduğum bütün eski metinleri bu çerçevede değirlendirmeye başladım.

Bizden sonra gelenler üç yıl okuyacaklar diye söz etmiştim. Okulumuzda federasyona bağlı bir öğrenci derneği vardı. Ama hangi federasyona bağlı olduğunu şimdi hatırlamıyorum. İlk yıl yönetim, bizim arkadaşlardan birinde geçti. İkinci yıl, benim tasvip etmediğim bir takım olay ve eylemlere yöneldiler. Ne istediklerini de anlamış değildim. Ben hiçbir sıkıntı veya kısıtlama görmediğim hâlde okulu bir “Nazi Kampı” diye nitelemeye başladılar. Nazi lafını da duymuştum ama ne olduğunu ayrıntılı olarak bildiğim yoktu. Kütüphanedeki ansiklopedilerden araştırdım. Almanların bir dönem yaşadıkları totoliter yönetim. Bakıyorum, bizim hayatta oralarda anatılanlardan eser yok. Başka, amaçlar olabileceğini düşünerek bunlardan uzak durmaya başladım. Sohbet açılırsa, konunun yabancısı olduğumu ifade eder, dinlemeye yönelirdim. Fikir serdettiğim olmazdı. İkinci yıl yeni öğrenciler gelince içlerinde benim düşünceme benzer kişiler olduğunu gördüm. Onlarla birlik olmaya başladım. Sonunda seçimlerde yönetime bunların gelmesini sağladık. Meğerse bu grup, ülkücülermiş. O zamanlar böyle bir isim söylenmiyordu. Veya ben bilmiyordum. Ama hepsi milliyetçi çocuklardı.

Bu iki yıl içinde hakkıyla bir öğrencilik yaptığımı düşünüyorum. Çünkü geçmiş yıllara ve sınıflara ait eksiklerim kalmamıştı. Ayrıca sevdiğim bir bölüm ve hoşlandığım derslerdi. Her sabah yeni bir güne başlamanın verdiği sevinçle kalkar, okula hazırlanırdım. Bizim her şeyimiz hazırdı. Yatakhanelerin, dersliklerin temizliği hep görevliler tarafından yapılıyordu. Yemekler hazır geliyor, masalarımaza konuluyor, bize bölüşüp yemek kalıyordu. Tabaklarımızı bile masada bırakıp gidiyorduk. Bütün çalışanlar bize sanki görevdeymişiz, öğretmenlik yapıyormuşuz gibi saygı gösteriyorlar, hitap ederken “Hocam” lafını dillerinden düşürmüyorlardı.  

Devam edecek...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yaşar Çağbayır - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.