Geçmişimden Kırık Dökük (27 )

Devam...

Düşünce Harmanları

Minibüste beynim kendisiyle savaş yapıyor. Beynim patlayacak gibi. “Öğrenci gelirse açılır, açılmazsa ne gam, bana ne?” ağır basıyor. Diğer yandan müdire hanımın “Açanlar, açtıranlar düşünsün.” sözü büyümeye başladı. Bu iş için uğraşan, canla başla çalışan belediye başkanını düşünüyorum. İstek yazısını Bakanlığa gönderen Kaymakamı düşünüyorum. Hâlleri nice olur? Ve üstelik buraya en az on yıldan önce bir daha okul açılması teklifi yapılamaz. Bu on yıl içinde her yıl yirmişer öğrenci gelmiş olsa 200 diplomalı adam yetişir. Bunların onda biri ilerilere gitse, üniversite okusa al sana yirmi tane bilim adamı. Bütün bunların olmaması hâlinde üzerime binecek vebali düşünüyorum. Çözüm yolları arıyorum. “Çocuk getirdiniz de ben mi yazmadım?” savunması çıkar yol değil. Biraz da çevreyi ve köyleri tanımıyorum. Bütün beklentilerim Halkapınar kasabası ile ilgili.

Birkaç tane yaşı ortaokul çağını geçmiş genç, “Kaydolabilir miyiz?” diye. Geldiler. Baktım her biri benim cüssemde. Hani aramızdaki yaş dört ya da beş. “Sorup öğreneyim.” dedim. Eğer bu mümkün olursa öğrenci sayısı o hafta sonu ona yükseltmiş olacağım. Ereğli’deki okul yöneticilerine sordum. Beden görünümleri bakımından diğer öğrenciler gibiyseler valiliğin izni ile kaydolabileceklerini söylediler. “Her biri benim yapımda.” dedim. “Hocam, başına iş alma, onlar it kopuk olurlar. Baş edemezsin.” öğüdünde bulundular. Yani işler hep aksi yönde işliyor.

Pazar günü tatil. Halk bağ bahçe işlerinde. Kahvelerde bile kimse yok. Kasabanın alt yandaki yoldan ilerledim. Geniş bir çayırlığa ulaştım. Çayırlığın ortasında büyük bir çay akıyor. Çayı izleye izleye bir yere geldim ki gürültüden hiçbir şey duyulmuyor. Bizim değirmenlerin büyükleri. Baktım elektrik telleri giriyor. Direkler aşağı, Ereğli’ye doğru gidiyor. Öbür tarafa dolandım, iki kişi söğüt gölgesinde oturuyor. Selam verdim, buyur ettiler. Kendimi tanıttım. Yeni geldiğim için şöyle etrafı görmek istediğimi söyledim. Meğerse o bina Ereğli Sümerbank Fabrikasının elektrik santralı imiş. Suyun kaynağı, yukarıda köyün üstünde imiş. Orada bir kabartma varmış. Köyün adı da İvriz imiş. Kendileri bana orada demlemekte oldukları çaydan ikram ettiler. Çayın bir özelliği “ampulde demlenmiş” olmasıydı. Demlik yerine içine çay ve sıcak su koydukları ampulü boynuna ip bağlayarak çaydalığa sarkıtıyorlar. Ampulün camı ince olduğu için sıcaklık kaybetmeden demleniyormuş. Ben çay tiryakisi olmadığım için bir fark görmedim. Ama kendilerine teşekkür ettim. Dere boyunca kabartmaya doğru yöneldim. Bahçe kıyılarından, taşlardan atlaya atlaya üst başa, suyun kanala yönlendirildiği bende vardım. Kabartmayı inceledim. Öbür taraftan köyün içinden, biraz daha yukarı çıkarak çayırlığı genişçe görmek istedim. Köyün içinden geçerken, ilkokulun yakınında bir duvar dibinde birkaç yaşlı oturur gördüm. Yanlarına vardım. Selam verdim. Kendimi tanıttım. Birbirlerine “Zanapa’da ortaokul açıldı mı ya?” diye sormaya başladılar. İçlerinden biri, “Muhtara, reis söylemiş. Muhtarın biraderi çocuğunu yazdıracakmış.” dedi.

Üç gündür kafamı meşgul eden çıkm https://yenisokegazetesi.com/sites/551/uploads/2020/07/24/large/mucize-kız.jpeg?r=6eab6c040864defe8498c91f4fb79b9d azlar açılmaya, düğümler çözülmeye yüz tuttu. Babamın beni okula gönderme kararını açıkladığı zamanki günlere döndüm. Acıpayam Ortaokulu Müdürü Remzi Şenel, yolu olmayan bizim köye kadar gelmiş, köylü çocukların okuması için pansiyon yaptıracağını, köyden yardım toplamaya geldiğini anlatmıştı. Bunları yol boyunca düşündüm. Remzi Şenel hoca eğer bizim köye gelip de böyle bir şeyi kahvede bizim köylülere söylemeseydi, Acıpayam’da oturup öğrenci gelmesini bekleseydi ben okuyamayacaktım. Şimdi bana düşen köylere gidip halka, köylülere okulun açıldığını, bu fırsatın kaçırılmaması gerektiğini anlatmak olacak... Kasabaya varana kadar, -uzak değildi taş çatlasa bir kilometre- bunları beynimde olgunlaşırdım. Köylere yaya veya binekli olarak gitmeliydim. Ama çevreyi bilmediğim için bunu nasıl yapacaktım?  Kasabaya varınca belediye başkanını aradım. Tatil olduğu için evine uğradım. Bahçede olduğunu öğrendim. Bahçenin yerini tarif ettirdim. Kolayca buldum. Elma topluyorlardı. Selamlaştık. İvriz’de olanları, düşündüklerimi anlattım, ama nasıl yapacağımı bilemediğimi söyledim. Başkan, “Ondan kolay ne var? Akşam yemekten sonra belediyenin minibüsü ile köyleri dolaşırız.” dedi. Rahatlamıştım. Devamında “Bu okulu açamazsak vebal altında kalırız.” dedim. Bu söz üzerine başkanın gözlerinden yaş geldi. Dokunaklı bir sesle “Hoca, ben senden on-onbeş yaş büyüğüm. Zararı yok, bin sırtıma, seni o köylerde sırtımda gezdireyim.” dedi.    Devam edecek.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yaşar Çağbayır - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.