Geçmişimden Kırık Dökük (29 )

Devam... Köy muhtarlarına da birer mektup benzeri yazı ile “Aşağıda isimleri yazılı öğrenciler yeni açılan Halkapınar Ortaokulu’na kaydedilmişlerdir....

Devam...

Köy muhtarlarına da birer mektup benzeri yazı ile “Aşağıda isimleri yazılı öğrenciler yeni açılan Halkapınar Ortaokulu’na kaydedilmişlerdir. Önümüzdeki pazartesi günü dersler başlayacaktır. Kendilerine bildirilmesi...” diye birer mektup yazıp belediye başkanına köylere ulaştırılması için verdim. Salı günü, Ereğli’ye inip Kaymakamı ziyaret ettim. Durumu anlattım, bakanlığa sunulmak üzere bir liste hazırladığımı ve önümüzdeki pazartesi derslere başlayabileceğimi ifade ettim. Kaymakam listeye baktı, işte bir hinlik olduğunu anladı. “Ne yaptın, nasıl yaptın?” diye biraz da hayret ile yüzüme baktı. Hem seviniyor, hem de şaşkınlığını gideremiyordu. “Merkezdeki okulların bile birinci sınıflarına bu kadar kayıt mümkün değilken bu nasıl oluyor?” Olayı anlattım. “Köylü ile nerede ise bire bir görüştüm, ikna ettim, okul müdür ağabeylerin anlayışlı davranması ile böyle oldu.” dedim. “Bu listedekilerin ne kadarının geleceğini bilemem, ama aday kaydı olarak 20’yi aştım. Herhalde bu 138 kişiden bir sınıflık öğrenci çıkar. Bu kayıt kalabalığını duyan Zanapalılar da önceden hiç akıllarında yokken çocuklarını, özellikle kızlarını kendileri getirip kaydettirdiler.” dedim. “Kaç kişinin okumak için geleceği pazartesi günü belli olacak. Ona göre gerekli tedbirleri alırım.” Kaymakam, listenin Bakanlığa gönderilmesine gerek olmadığını, sadece rakam bildirmenin yeterli olacağını, ama kesin öğrenci sayısı için önümüzdeki hafta salıyı beklemek gerektiğini ifade etti. Memuru çağırdı, yazının nasıl yazılacağını tarif etti. Pazartesi mesai bitmeden Zanapa Belediyesine telefon ederek kesin sayıyı öğrenip Bakanlığa yazmasını ve mutlaka sayının kendisine de bildirilmesini emretti. Kaymakamlıktan ayrıldıktan sonra PTT’ye gittim. Kaya Beye pazartesi günü okulun açılacağını bildirir bir telgraf çektim.

Köylerden Gelen Öğrenciler

1968 Ekiminin 7’sinde okulu açtık.  Diger okullardan bir hafta sonra. Ama hemen derslere başlayamadık. Çünkü bizim kayıt-kabul işlemlerimiz bu haftayı da içine aldı. Pazartesi sabahı okula geldiğimde, okul bahçesinin kayıt için gelen öğrenci ve aileleri ile doluydu. Kayıt için gerekli olan evraklardan sadece elimde diploma, bazılarının da diploma ve nüfus cüzdanı mevcuttu. Fotoğraf, sağlık belgesi gerekiyordu. Bir gün önce başkanla görüşmüştüm. Bu iş için öğrencileri Ereğli’ye belediyenin minibüsü ile götürüp getirmeye karar verdi. Masraflarını da kendisi karşılayacağını söyledi. Öğrencileri minibüse bindirip, şehire gönderdik. Tabiiki pek çok sefer yaptı. Akşama, sağlık raporları, - hükümet tabibinden alınıyordu- gelenlerle birlikte önceki kayıtların toplamı yetmişi geçti. Bir kısmının da koyunlara bakıcı bulamadıkları için gelemediğini öğrendik. Bu sefer sınıf problemimiz çıktı. Hemen idare ve öğretmen odası olarak düşündüğümüz yeri de sınıf hâline dönüştürdük. Başkan burası için de cezaevi ile görüştü ve ellerinde bulunan sıraları getirtti. Eksikleri için bir hafta mühlet istediklerini söyledi. İdare ve öğretmen odası olarak da köşedeki küçük odalardan birini boşalttık. Bu işler için hem velilerden, hem de öğrencilerden yardım aldık. Herkes canla başla çalıştı. Kaymakam yazı işlerinden belediyeye telefon edip sormuşlar “Kaç kişi oldu?” diye. Memur geldi, kendisine şu anda yetmişi geçtiğimizi, birkaç da henüz ulaşamamış fakat, gelecekleri bildirilenler var seksen civarında olacağını söyledim. Konuyu aynen aktarmalarını söyledim. Salı günü Kaymakam, yerinde görmek için okula geldi. O sırada ben duvara sabit olarak yapılmış beton yazı tahtasını boyamaktaydım. İlkokulda iken öğretmenimiz Eğitmen Mustafa Yalçın, bizden yumurta istemişti. Bir arkadaşımıza da soba borusunun kurumunu bir saksıya silktirmiş. Yumurtaların akını bu kurum üzerine boşaltmış, sarısını da kurum boru temizleyen arkadaşa içirmişti. Ben de fırına bir öğrenci gönderdim bir parça kurum istedim. O kurumun üzerine yumurtaların akını boşalttım. Sarılarını da fırına gönderdim. Pide yapıvermelerini söyledim. Ben pide diyorum ama onlar etli ekmek diyorlar. İşte bu boya ile tahtayı boyarken kaymakam geldi. Gelenin kim olduğunu bilen yok. Öğretmen nerde diye sormuş, onlar da içerde badana yaptığımı söylemişler. Kapıdan girdiğinde ben elimde fırça boya sürmekle meşguldüm. “Hoş geldiniz Kaymakam Bey” dedim. Elimi uzatamadım. Çünkü elim is içindeydi. Kaymakam elini uzattı ben, “Efendim elim kirli.” dedim. “Olsun, öğretmenin kirli eli, bizimkinden daha temizdir.” dedi. Neyse tokalaştık. O sırada Kaya Bey de minibüsten inmiş. Kendisine Kaymakamın okula geldiği bildirilmiş. Hemen okula geldi. Ben, işi çaktırmadan, “Kitap işini hallettin mi?” dedim. “Tamamdır.” dedi. Bu arada okutulacak kitapların seçimi işi vardı.

Devam edecek...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yaşar Çağbayır - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.